Ümit Burnu’ndan Hacca Giden İlk Müslüman Hasanüddin Efendi (1772-1863)

Doç. Dr. Halim Gençoğlu, Ümit Burnu’ndan Mekke’ye hac yolculuğuna çıkan Hacı Hasanüddin Efendi’nin kölelikten özgürlüğe uzanan hayatını ve Osmanlı-Güney Afrika ilişkilerindeki yerini Fokus+ için kaleme aldı.
umit-burnu-ndan-hacca-giden-ilk-musluman-hasanuddin-efendi.jpg

25.08.2026 - 15:01  |  Son Güncellenme:  25.08.2026 - 15:47

Bir Osmanlı tebaası iken babası köle tacirlerinin eline düştüğünden ötürü kendisi de Cape Town'da köle olarak doğan, fakat 1834 yılında köleliğin kaldırılmasıyla Güney Afrika'dan Mekke'ye hacca giden ilk Müslüman lider, Hacı Hasanüddin Efendi, esasında bir Osmanlı münevverinin oğluydu. Cape Town Milli arşiv belgeleri ışığında ortaya koyduğumuz bu araştırmaya göre, film gibi bir hayat hikayesi olan Hacı Hasanüddin'in babası, Mekkeli Abdullah Efendi adında zengin bir tüccardı. Abdullah Efendi, 1772 yılında Beyrut limanından mallarını gemiye koyup Kızıldeniz'den Hint Okyanusu’na doğru Zanzibar istikametinde Mozambik'e varmıştı. Maputo'da gemileri saldırıya uğrayınca tüm malları yağmalanmış ve nihayetinde Ümit Burnu'na köle olarak getirilip satılmıştı. Hint Okyanusu’nda köle tacirlerinin eline düşen Mekkeli tüccar Abdullah Efendi aslında Osmanlı tebaasındandı fakat hayatının geri kalan kısmını Ümit Burnu'nda bir köle olarak yaşayarak geçirdi ve yine bir köle olarak Cape Town'da hayata gözlerini yumdu. Peki Cape Town şehrindeki ‘Good Hope’ kalesinde sergi salonunda bir tablosu olan Abdullah oğlu Hacı Hasanüddin Güney Afrika tarihinde neden önemlidir? Hacı Hasanüddin yerlilere göre kölelikten sonra ilk defa yurt dışına çıkan ve özgürlüğe yelken açan tarihi bir karakterdi. Yerli Müslümanlara göre ise Hacı Hasanüddin aslında köle bir aileden gelmediği halde hayatının yarısını bir köle olarak yaşamış fakat kölelikten kurtulur kurtulmaz 1836 yılında baba toprağı Mekke’ye gidip Osmanlı idaresiyle ilişkiler kurmuştu. Bugün Cape Town Kalesi'nde sergilenen çok sayıda tarihi resim ve haritadan biri Güney Afrika'daki Müslüman toplum için yer etmiş Müslüman şahsiyetlerden Hacı Hasanüddin Efendi’ye aittir. George French Angas tarafından yapılan Hacı Hasanüddin (Gasanodien) takma adı Carel Pelgrim (Cape Townlı Carel) ve eşi Nasea'nın resimleri Ümit Burnu Kalesi'nin galerisinde yer almaktadır. Çiftin bu resimleri Güney Afrika'daki Cape Müslümanlarının on dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren doğrulanmış ilk resimleri olarak bilinmektedir. Bu çalışmada tam manasıyla Afrika’nın ücra bir köşesinde tozlu belgelerin arasına sıkışıp kalmış kendine özgü bir yaşam ve kişiliği bulacaksınız. 

Osmanlı Afrikası'nda coğrafi ve zihinsel sınırlara yolculuk  

Osmanlı Afrikası, İmparatorluğun Sahra-altı Afrika'daki etki alanını ve tarih boyunca kıtada gerçekleştirdiği faaliyetleri ifade eder. Osmanlı İmparatorluğu'nun Afrika'daki varlığı ve etkisi, Kuzey Afrika'da Tunus, Cezayir ve Libya gibi bölgeleri kapsayarak Sahra Altı Afrika’nın çeşitli yerlerine kadar uzanıyordu. Bilindiği üzere Osmanlı İmparatorluğu, Kuzey Afrika'da önemli topraklara sahipti. Cezayir, 1517'de tam olarak Osmanlı yönetimine girdi ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Akdeniz'deki gücünü artırdı. Cezayir, Osmanlı donanmasının ve ticaret yollarının denetimini sağladı. Mesela Tunus havalisi de Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuzey Afrika'daki etki alanına dahil oldu. 1574'te Osmanlı yönetimine geçen Tunus, bir liman kenti olarak ticaretin merkezlerinden biri haline geldi. Libya'nın batı kıyıları da Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetildi. Trablusgarp ve Bingazi gibi bölgeler, Osmanlı İmparatorluğu'nun Sahra-altı Afrika'daki varlığını gösteren stratejik noktalardı. Osmanlıların Sahra-altı Afrika'da doğrudan yönetimi sınırlı olsa da ticaret yolları aracılığıyla etkisi, bu bölgelere de ulaşıyordu. Altın, kahve ve diğer bazı değerli mallar Osmanlı İmparatorluğu’na ve diğer bölgelere ticaret yoluyla taşınıyordu.

Osmanlı İmparatorluğu'nun Afrika'daki varlığı, ticaret, kültürel etkileşim ve yönetim modelleri açısından önem taşıyordu. Kuzey Afrika'daki Osmanlı yönetimi, bölgenin ekonomik ve siyasi dinamiklerini etkiledi ve yerel topluluklarla etkileşimde bulundu. Ayrıca, Osmanlı’nın Afrika'daki varlığı, coğrafi keşifler döneminde Avrupalı devletlerle rekabeti içeriyordu. Dolayısıyla, Osmanlı Afrikası, İmparatorluğun Sahra-altı Afrika'da geniş bir etki alanına sahip olduğu ve bölgedeki ticaret, siyaset ve kültürel etkileşimi şekillendirdiği bir dönemi ifade etmektedir. Osmanlı Devleti'nin zihinsel sınırları diye ifade edebileceğimiz coğrafya ise, tarih boyunca pek çok farklı kıtada etkisini hissettiren ve çeşitli kültürleri bünyesinde barındıran bir imparatorluk olarak oldukça genişti. Osmanlı Devleti'nin zihinsel sınırları, sadece coğrafi sınırlarının ötesine geçen etkisi ve kültürel etkileşimleri kapsamaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar, Anadolu, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Doğu Avrupa gibi geniş bir coğrafyada hüküm sürdü. İmparatorluğun kapsadığı bu geniş coğrafyada farklı diller, dinler, gelenekler ve çeşitli yaşam tarzları bulunuyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun zihinsel sınırları, bu farklı coğrafyalardan gelen insanların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan kültürel çeşitliliği yansıtıyordu. Devletin yönetim yapısı ve hoşgörülü politikaları, farklı dinlere ve etnik gruplara mensup insanların aynı topraklarda bir arada yaşamasına imkân tanıdı. Bu da zihinsel sınırların genişlemesine ve çeşitlenmesine katkı sağladı. Farklı kültürler arasındaki etkileşim, sanat, edebiyat, mimari ve diğer alanlarda ortak üretimlere yol açtı. Osmanlı Devleti'nin zihinsel sınırları, aynı zamanda çeşitli etnik ve dini grupların birbirleriyle etkileşimde bulunduğu ve entegre olduğu bir alanı ifade etmektedir. Farklı bölgelerden gelen insanlar, kendi kimliklerini korurken aynı zamanda Osmanlı kimliği altında bir arada yaşadılar. Bu durum, Osmanlı İmparatorluğu'nun zengin kültürel mirasının oluşumunda önemli bir rol oynadı. Tabiri caizse Osmanlı, aynı gök kubbe altında beraber yaşamak düşüncesiyle tebaasına bir dünya vadediyordu. Bunu kıtanın bir ucunda Osmanlı kimliğini terk etmeyen Yahudi ya da bir Hristiyan Suriyelide de görmek mümkündü. Özetle Osmanlı Devleti'nin zihinsel sınırları, coğrafi sınırların ötesine geçen bir kültürel mozaik ve çeşitliliği ifade etmekteydi. Farklı coğrafyalardan gelen insanlar arasındaki etkileşim ve hoşgörü, Osmanlı İmparatorluğu'nun kimliğini ve kültürel mirasını zenginleştiren önemli faktörlerden biriydi.

Güney Afrika'da kölelik: Tarihin karanlık mirası 

Güney Afrika, tarihsel olarak kölelik sisteminin izlerini taşıyan ülkelerden biridir. Bu kara leke, hem yerel halklar hem de dışarıdan getirilen insanlar üzerinde derin ve kalıcı etkiler bırakmıştır. Bu makale, Güney Afrika'da kölelik tarihini ve bu karanlık dönemin mirasını ele alarak, geçmişin izlerini anlamaya ve geleceği şekillendirmeye yönelik bir bakış sunmaktadır. 

Güney Afrika'nın kölelik tarihi, Avrupalı yerleşimcilerin bölgeye gelmesiyle başlamıştır. 17. yüzyılın sonlarına doğru, Hollandalılar Cape Town bölgesini işgal etmiş ve burada Hint Okyanusu adaları ve Asya kıyılarından getirilen köleleri kullanmışlardır. Daha sonra Britanya'nın egemenliği altında da kölelik pratikleri devam etmiştir. Güney Afrika'ya getirilen köleler, zorlu koşullarda çalıştırılmış, insanlık dışı muameleye maruz kalmış ve kültürel kimliklerinden koparılmışlardır. Tarım, madencilik ve ev işlerinde kölelerin emeği sıklıkla sömürülmüştür. Kölelik, insana verilen değeri hiçe sayan bir sistemin yansımasıydı. Köleler, zorlu koşullara rağmen direniş göstermiş ve kültürel kimliklerini sürdürmeye çalışmışlardır. Hatta bazıları isyanlar düzenlemiş ve köle sahiplerine karşı mücadele etmişlerdir. Bugün, Güney Afrika'nın siyahi nüfusu, kölelik döneminin mirasını taşıyan birçok gelenek, dil ve kültürel unsur üzerinden kimliklerini korumaktadır. Köleliğin resmi olarak kaldırılmasının ardından, Güney Afrika hala ırk ayrımcılığına ve siyahi nüfusun ezilmesine maruz kalmıştır. Ancak Nelson Mandela'nın liderliği altında gerçekleşen demokratik dönüşüm süreci, ülkeyi 1994 yılında demokratik bir şekilde seçilen ilk siyahi devlet başkanıyla buluşturdu. Bu dönüşüm, ırk eşitliği ve insan hakları mücadelesinin sembolü oldu. Bugün, bu karanlık dönemin izleri hala hissedilmekte ve toplumun farklı kesimlerinde adalet, eşitlik ve insanlık mücadelesini şekillendirmektedir. Aynı zamanda, kölelik mirası, Güney Afrika'nın çeşitli kültürel ifadelerini ve kimliklerini besleyen bir kaynak olmuştur. Dolayısıyla Güney Afrika'da kölelik tarihi, ülkenin geçmişindeki karanlık bir dönemi yansıtmakla birlikte, Hasanüddin Efendi gibi Müslüman liderlerin ve toplumun direnişi ve demokratik dönüşümü ile umut dolu bir geleceğe dönüşmüştür. Bu tarih, geçmişin hatalarından ders çıkarmayı ve toplumsal değişimi teşvik etmeyi amaçlayan bir yol haritası olarak hala önemini korumaktadır.

Hacı Hasanüddin Efendi’nin Güney Afrika’daki faaliyetleri ve Mekke seyahati 

On dokuzuncu yüzyılın ortalarında Cape Town'da İslami eğitimin öğretilmesi, türlü sosyo-politik ve lojistik faktörlerden dolayı Hacı Hasanüddin Efendi için çeşitli zorluklar yaratmıştı. Zira, Güney Afrika'da kölelik tarihi, ülkenin kültürel dokusunu ve toplumsal yapısını derinlemesine etkilemişti. Cape Town, özellikle Hıristiyan olmayan topluluklar için dini uygulamalara ve toplantılara sıklıkla kısıtlamalar getiren İngiliz sömürge yönetimi altındaydı. Bu faktör, ders verme, öğrenci toplama, İslam'ı açıkça uygulama ve öğretme çabalarını sınırlayabiliyordu. Sömürge otoriteleri, direnişi veya bağımsızlığı teşvik edebilecek her türlü organize eğitim veya dini eğitime karşı ihtiyatlı olmak zorundaydılar. İslami eğitim, özellikle de farklı bir kültürel kimliğin desteklenmesi olarak görülüyorsa da inceleme ve kontrole tabi tutulabiliyordu. İslami eğitime yönelik çok az sayıda özel müessese mevcuttu. Eğitmen, özel evler, camiler veya diğer derme-çatma mekanlar gibi resmi olmayan ortamlarda ders vermek zorunda kalabildiğinden bunlar yerli halka etkili öğretme ve öğrenmeye elverişli koşullar sunmuyordu. Öte yandan ders kitaplarına, dini metinlere ve diğer eğitim materyallerine ulaşmak zordu. Basılı materyallerin kıtlığı, talimatların çoğunun, üretilmesi ve sürdürülmesi yoğun emek gerektiren sözlü aktarıma ve el yazısıyla yazılan metinlere dayanması gerektiği anlamına geliyordu. Bir diğer husus ise eğitimin finansmanı önemli bir zorluktu. İslami okullar (medreseler) sıklıkla topluluk desteğine dayanıyordu. Hasanüddin Efendi işte böyle bir ortamda yetişerek kayda değer bir imam olarak maarif hizmetleriyle Ümit Burnu’nda tanınmıştı. 

Cape Yarımadasından Mekke’ye seyahat 

On dokuzuncu yüzyılın ortalarında Cape Town'dan Mekke'ye yapılan hac seyahati, Hacı Hasanüddin Efendi için birçok önemli etmenden dolayı zorlu bir yolculuktu. Öncelikle, 1800'lerin ortalarında Afrika’da ulaşım altyapısı gelişmemiş durumdaydı. Uzun deniz yolculukları uluslararası seyahatin temel aracıydı ve gemilerin varış noktalarına ulaşması haftalar hatta aylar alıyordu. Direkt rotaların olmayışı, yolculuğun birden fazla ayağı anlamına geliyor; bu da genellikle malzeme temini için çeşitli limanlarda durmayı ve olası gemi değişikliklerini zorunlu kılıyordu. Deniz yolculuğu büyük ölçüde hava koşullarına ve bugüne göre daha az gelişmiş olan navigasyon tekniklerine bağlıydı. Bu, uzun deniz yolculuklarını öngörülemez ve tehlikeli hale getirmişti. Uzun süren deniz yolculukları, kolera ve dizanteri gibi bulaşıcı hastalıkların yayılması da dahil olmak üzere önemli sağlık riskleri oluşturuyordu. Gemilerdeki kötü sağlık koşulları bu riskleri daha da artırdı. Yolculuklar sırasında tıbbi bakıma erişim minimum düzeydeydi ve gemide ortaya çıkan hastalıklar, kapalı alanlar ve uygun tıbbi tesislerin bulunmaması nedeniyle yıkıcı olabiliyordu. Britanya İmparatorluğu'nun bir parçası olarak, Hasanüddin Efendi gibi Güney Afrikalı Müslümanlar, sömürge yetkililerinin uyguladığı seyahat kısıtlamalarıyla karşı karşıya kalmışlardı. Gerekli izinlerin ve seyahat belgelerinin alınması bürokratik ve kısıtlayıcı bir süreç olabiliyordu. Yol üzerindeki farklı bölgelere uğramak siyasi açıdan sakıncalı sayılabiliyor ve bu da ek tehlikeler ve zorluklar doğurabilirdi. Hacılar, her biri kendi kuralları ve potansiyel çatışmaları olan çeşitli sömürge bölgelerinden geçmek zorundaydılar.  Öte yandan bu kadar uzun bir yolculuğun maddi maliyeti oldukça büyüktü. Hacılar sadece geçiş ücretini ödemekle kalmıyor, aynı zamanda çeşitli kontrol noktalarında kalacak yer, erzak ve olası rüşvetlerin de hesabını vermek zorundaydılar. Pek çok hacı mütevazı ekonomik kökenden geliyordu ve hac için gerekli fonları toplamak önemli miktarda tasarruf ve fedakarlık gerektiriyordu. Afrika’daki hacıların Mekke’ye geçmeden önce Kahire’de karantina altında tutulup ancak bir sağlık kontrolünden sonra hac kafilesine katıldıklarını, tarihçi Uzunçarşılı Mekke’yi Mükerreme Emirleri adlı kıymetli eserinde izah etmiştir. 

Cape Sömürgesi'ndeki Müslümanlar, özgür ve güvenli seyahat etme yeteneklerini etkileyebilecek ayrımcılıkla karşı karşıya kalmışlardı. Yolculuk boyunca dini uygulamalarına saygı gösterilmesini sağlamak zorundaydılar ve bu durum gayrimüslim bölgelerde her zaman geçerli olamayabiliyordu. Farklı dil ve kültürlere sahip bölgelerde seyahat etmek iletişim zorlukları doğuruyor, navigasyonu ve gerekli hizmetlerin sağlanmasını zorlaştırıyordu. Modern iletişim yöntemleri olmadan, yolculuğu organize etmek, aile ve hacı arkadaşlarıyla iletişimi sürdürmek dönemin şartlarında kolay değildi. En güvenli rotalar, politik durumlar ve sağlık tavsiyeleri hakkındaki bilgiler her zaman mevcut değildi. Yolculuk önemli ölçüde fiziksel dayanıklılık gerektiriyordu. Uzun deniz yolculukları, zorlu iklimlerde olası kara yolculukları ve hac ritüellerinin zorlukları fiziksel olarak yorucuydu. O dönemde hac yolunda ya da Mekke’de vefat eden birçok Afrika ya da Asyalı’nın Hicaz’da mezarlarına rastlanmasının bir sebebi de budur. Bu engellere rağmen, derin dini bağlılıkla hareket eden Hasanüddin Efendi gibi pek çok yerli Müslüman, dikkate değer bir dayanıklılık ve kararlılık göstererek Mekke'ye yolculuğa çıkmıştır.

Carel Pilgrim’den Hacı Hasanüddin Efendi’ye  

Ümit Burnu'ndaki kölelik üzerine çok sayıda yazı yazan gazeteci Jackie Loos'a göre Hadje Hasanüddin, Johan Gottlieb Barends'in Alman göçmen olan Gottlieb Barends'in gayri meşru oğlu ve köle karısı Pakka van de Kaap'ın erkek evladı olarak yaklaşık 1785'te Carel adıyla dünyaya geldi. 1801 tarihli Noter Protokolünde kaydedildiği gibi Cornelis van der Poel, Carel ve erkek kardeşi Philip bir kasabaya nakledilmişlerdi. Van der Poel 1804'te öldüğünde, vasiyeti gereği Vrijswarten (özgür köleler) olarak Carel ve Philip'in azat edilmesi talimatını vermişti. Türkçe ifadeyle Hasanüddin, Carel Gasnodien (Gasmorden ve Gasanodien olarak da yazılır) gibi azat edilmiş Müslüman kölelerin İslami isimler alması yaygındı fakat serbest bırakıldıktan sonra Carel lakabını da muhafaza etmişti. Tam teyit edilememekle birlikte, mezar taşında (ve tabloda) babasının adını Abdullah olarak verdiğinden, Gasanodien'in asıl soyadının İslami bir isim olması olasıdır. Bu durum babasının İslam’ı kabul etmiş olduğu ihtimalini akla getirmektedir.  

1815'ten itibaren önce Hout Caddesi'nde terzi olarak çalıştı ve ardından 1827'de Cape Town doğumlu Johanna Salomonse (takma adlı Japoera) ile evlendi. 1833’te, evlendikten sonra, Carel ve Japoera ortak bir vasiyetname imzalayıp ardından Carel, Mekke'ye gitmek üzere Cape Town'dan ayrıldı. Cape Town Milli arşivindeki belgelere göre hac yolculuğu üç ila beş yıl arasında uzun bir süreye yayılmıştır. Bu süre zarfında ne yaptıkları bilinmemektedir. Eğitim görmüş veya belki de seyahat etmiş olmaları ihtimal dahilindedir. Şüphesiz hacda böylesine uzun bir kalış, önemli miktarda bir servetin yanı sıra hatırı sayılır bir entelektüel uygulama ve kararlılık gerektirecekti. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında, John Schofield Mayson adlı bir İngiliz Ordusu subayı, kitabında "Carel Pilgrim" olarak bilinen Gastordien hakkında ilginç şeyler yazmış, onun diğer Müslümanlar arasındaki kalburüstü şahsiyetine dikkat çekmişti. Cape Town Malayları adlı bu eser 1861'de yayınlandı. Mayson'ın kitabını yazdığı sırada Cape'te sadece dört imam vardı. Gastordien bu dördünün ilkiydi. Mogamat Hoosain Ebrahim, daha yaygın olarak Carel Pilgrim olarak bilinen Hacı Gassonnodien'in, Hac farizasını başarıyla tamamlayan ilk Cape Müslümanı olduğunu doğrulamaktadır.

On dokuzuncu yüzyılda Ümit Burnu'nda İslam'ın çeşitli yönleri üzerine yazılar kaleme alan tarihçi Samuel Abraham Rochlin, kendisini genellikle 'ilk Hacı ve imam' olarak tanımlayan Carel'in Cape'teki tüm İmamlar arasında en popüler ve aynı zamanda en zengini olduğu yorumunu yapmaktadır. Carel, 1838'den itibaren Cape Town sokak rehberlerinde Carel Pilgrim olarak kaydedilmiş ve bu malumat onun hacı yaşamını yansıtmaktadır. Rehberlere göre o tarihte Japoera ile birlikte Buitengracht Caddesi 17 numarada yaşıyorlardı. Öte yandan 1838'de Castle Sokağı’nda 30 numarada mülk sahibi olarak da kayıtlıydı. Çocuğu olmayan ve Carel'den birkaç yaş büyük olan Japoera, 16 Ocak 1841'de altmış dört yaşında evinde ölmüş ve Tana Baru mezarlığına gömülmüştü. Jackie Loos, Carel Pilgrim'in dört karısı olduğunu kaydeder, Bunlar Japoera, Johanna Salo-monse olarak da bilinir (1841'de öldü), Saartjie Pelgrim (1848'de öldü), Nasea/Nasia (1849'da öldü), ve Fatima idi.

Cape Town arşiv kaynaklarına göre evlerinin değeri o zaman 800 sterlin kadardı. 1844'te Gasanodien ayrıca 720 sterlin değerinde bir eve ve iki mahzene sahipti. Aynı adreste bir evin yanı sıra 41 Castle Sokağı’nda 280 sterlin, 27 Castle Sokağı’nda ise 240 sterlin değerinde başka evlere sahipti. Carel Pilgrim/Gasanodien'in soyundan gelenlerin, Creole (yani yerel doğumlu) statüsüne rağmen, büyük büyükbabalarının Osmanlı İmparatorluğu ile bir aile bağı olduğunu belirtmeleri bu noktada önemlidir. Bu, birkaç önemli soruyu gündeme getirmektedir. En önemlisi: Hacı Gasanodien tam olarak kimdi? Hac yolculuğundan önce, Carel Pilgrim bir "Malay okulu öğretmeni" olmanın yanı sıra eğitim almış bir terziydi ve dönüşünde hacı imam olarak İslam eğitimiyle meşgul olmuştu. 1837'de terzilik mesleği, Müslüman cemaatinde önde gelen bir imam olarak dini konumunu sürdürmenin yanı sıra terziliğe geri döndüğü 1851 yılına kadar kayıtlardan düştü. Aynı zamanda Cape Town imamlarının en zenginiydi.

Tarihçi Davids, bu önde gelen imamın evinin dışında bir medrese işlettiğini ve daha sonra Buitengracht Caddesi'ndeki evine dahil ettiği caminin imamı olarak görev yaptığını kaydetmektedir. Ne yazık ki, bu cami ve medrese artık olmasa da onun anısı Müslüman cemaatte ve soyundan gelenler arasında korunmuştur. Davids ayrıca bunu kaydederek hacı Gasanodien’in, 1842'de tarihi Tana Baru mezarlığıyla ilgili bir cenaze töreni anlaşmazlığına karıştığını yazmaktadır. Japoera'nın mezarının üzerine bir duvar ve kemer dikmiş, bu da topluluğun diğer üyelerini, özellikle de merhum Tuan Nuruman/Noriman'ın Tana Baru'daki bir arsaya gömülen evlatlık oğlu Magmoud'u çileden çıkarmış ve konu mahkemelik olmuştu. Özünde Gasanodien, torunların ölenlerini onurlandırmak için duvarlar veya kemerler dikmelerine izin verilmesini istedi. Magmoud, mezarların etrafına böyle yapıların dikilmemesi gerektiğini savunmuştu. İlginç bir şekilde, 1855 doğumlu tanığı Müslüman Carel'in, Müslüman inancıyla bağlantılı olarak Cape'in ilk hacısının ne kendisinin ne de cemaatinin, son zamanlarda Parlamento'ya devlet desteği için yapılan dilekçelerle hiçbir şekilde ilgisi olmadığını kamuoyuna açıkladığını bildirmişti.

Hacı Hasanüddin Efendi’nin Osmanlı bağlantıları  

Hacı Hasanȗddin Efendi’nin tarafımızdan bulunan mezarı, Tana Baru Kabristanı .

Osmanlı arşiv kayıtları, Gasanodien'in oğlu Mahmud Efendi'nin o dönemde Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilen Mekke asıllı olduğunu kaydeder. Babasının akrabalık bağları nedeniyle uzun süre Mekke'de öğrenim görmüş olmasından da kaynaklanmış olabilir. Bu sebeple Mahmud Efendi, Cape Town'daki Osmanlı Arapça Mektebi'nin müdürlüğüne tayin edildi. Gazeteci, medya stratejisti ve Hacı Gasanodien'in kızı Gatea'nın soyundan gelen yazar Adli Jacobs'a göre Mahmud, Gasanodien'in oğluydu. Jacobs, Gasanodien ve Fatima'nın Gatea ve erkek kardeşi Mahmud Efendi'nin ebeveynleri olduğuna dair sözlü kanıtlar sağladı. Fatima'nın ölüm bildirimi, Gasanodien'in gerçekten de "Magmoet [Mahmud]" adında bir oğlu olduğunu ve Mahmud'un kendi ölüm bildirimi, ebeveynlerinin adlarının Gasanodien (Hasanüddin) ve Fatima olduğunu doğrulamaktadır. 1909'da Mahmud Efendi'nin babasının hacca giden ilk Müslüman olduğunu bildirmişti: Yarımada'daki Osmanlı-Arap Okulu Profesörü Hacı İmam Mahmud Efendi, 70 yılı aşkın bir süre önce, Hacı Efendi'nin babası, Mekke'ye yapılan Cape haccının bir üyesiydi ve hacdan dönüşünde, Osmanlı hükümdarı Sultan Mehmet Reşat adına Yarımada Müslümanlarının hizmetine dahil edildi. 1894 yılında Hacı İmam Mahmud Efendi, Osmanlı Hükümeti tarafından ayda on lira maaşla Cape Town'daki Osmanlı Mektebi'ne öğretmen olarak atanmıştı. Nitekim Hacı Hasanüddin, Osmanlı Arşivi'ndeki belgelerde Mahmud Efendi'nin babası olarak da geçmektedir. Osmanlı kökenli olması hac vazifesi için Mekke'ye ulaşımını kolaylaştırmıştı. Şimdi Osmanlı soyundan gelen birinin Güney Afrika'da nasıl köle olduğunu sormalıyız? Ne yazık ki, şu anda hikayenin bu kısmı hakkında bizi aydınlatacak kesin kanıtlar yoktur. Ancak bir Türk arşiv belgesi bu konuda önemli bir ipucu vermektedir. Arap Yarımadası'ndan bir Osmanlı tüccarı olan Hacı Abdullah, Kızıldeniz’de gemideyken soyulup rehin alınmıştı.

1772'de kaçırma olayından sonra Hacı Abdullah hakkında herhangi bir kayıt yoktur. Ancak hapsedilmiş ve esir olarak satılmışsa, Cape'den Gasanodien'in babası olma olasılığı vardır. Alternatif olarak, Gasanodien'in babası ancak Cape'te bir köle olabilirdi. Aksi takdirde o dönemde İspanyol Yahudileri bile Osmanlı topraklarına göç ederken, kimsenin daha iyi bir yaşam şartı aramak için Osmanlı topraklarından Güney Afrika'ya göç etmesi mantıklı görülmemektedir. Christiaan Snouck Hurjjoneck, Osmanlı Arabistan'ındaki kölelerin Batı'daki kölelerle karşılaştırılamayacağını belirtmektedir. Çoğu, iyi niyetin en iyi ifadelerinden birinin köle azat etmek olduğunu açıkça belirten Kuran'a dayalı İslam geleneğine uygun olarak yirmili yaşlarından önce veya başka bir şekilde azat ediliyordu.

Gerçekten de Kur'an kölelerin azat edilmesini özendirmiştir. Ya mal sahibi köleyi azat eder ya da üçüncü bir kişi köleyi satın alıp azat ederdi. Kölelerin azat edilmesi teşvik edilir ve bu bir hayırseverlik ve günahların kefareti olarak sayılır. Kuran ayrıca, kölelerin özgürlüklerini taksitler halinde satın aldıkları bir azat sözleşmesi tasarlar. Bu İslami öğreti, birçok Siyahi kölenin on yedinci yüzyılda Osmanlı toplumunda eğitim görmesine ve komutan ya da yargıç olmasına bile izin vermişti. Ancak, köleliğin kaldırıldığı 1 Aralık 1834'e kadar Güney Afrika'da özgür bir siyahi adam olmak mümkün değildi. Başka bir konu, yeni bir özgür kölenin bu kadar kısa sürede hacca gidecek kadar parayı nasıl kazandığı meselesidir. Bu, birkaç mülkün sahibi olan Hasanüddin'in 1830'larda Cape'den Mekke'ye hac yolculuğuna çıkacak kadar zengin olduğunu bize gösteriyor. Hakikaten Hasanüddin, mallarını satmak için Maputo'ya giderken soyulan tüccar Abdullah'ın oğlu olsaydı, muhtemelen onun Mekkeli varlıklı bir aileden geldiğinin farkında olurdu. Bu kaynağın Hasanüddin'in babasıyla ilgili olup olmadığından emin değiliz fakat elimizde onun Cape Town'daki doğumunu kaydeden ölüm ilanının arşiv kanıtlarına sahip olduğumuzu biliyoruz. Ancak kronolojik olarak tarih aynı zamanda Osmanlı tüccarı Abdullah'ın kaçırılışına ve daha sonra Abdullah'ın Cape'deki oğlu Hasanüddin'in doğum tarihine de karşılık gelir.

Hacı Hasanüddin'in torununun torunu Nathri Efendi, 2003 yılında bir gazetede Carel Pilgrim hakkında yayımlanan köşe yazısında Nathri Efendi'nin merhum babasının (Mahmud Efendi) gazeteciyle temasa geçtiğini ve kendisine Hasanüddin'in soyundan geldiğini ve yazının o kısmının gerçeklere dayalı olmadığını söylediğini bize aktarmıştır. Nathri Efendi "[Gazeteci Lous] bizimle buluşacaktı, ancak görüşme hiç olmadı ve sonra babam vefat etti" demişti. Bu da aile üyelerinin her zaman Osmanlı soylarının farkında olduklarını göstermektedir. Osmanlı alimi Seyyid Ebubekir Efendi, 1863'te Müslümanları eğitmek için İstanbul'dan Güney Afrika'ya geldiğinde, Hasanüddin hala hayattaydı lakin yaklaşık 85 yaşındaydı. 16 Ocak 1863 tarihli bir fotoğraf, Ebubekir Efendi'nin, muhtemelen Hasanüddin de dahil olmak üzere büyük bir Cape Müslüman grubuyla çevrili olarak gelişini göstermektedir. Bu fotoğrafın çekilmesinden dört ay sonra, Hasanüddin 21 Mayıs 1863'te vefat etti ve Tana Baru mezarlığına gömüldü. Birkaç Türk arşiv belgesi, Mahmud Fakih Efendi ile Castle Sokağı’ndaki Arapça okulu arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Mahmud Fakih Efendi, şimdi Bo-Kaap Müzesi olan 71 Wale Caddesi'nde yaşamış ve vefat etmişti. Türk arşiv belgeleri, Mahmud Efendi'nin Cape Town'daki Osmanlı Arapça Okulu'na atandığını açıkça kanıtlamaktadır.

Efendi soyadı, Osmanlı İmparatorluğu ile olan münasebeti ve illiyet bağını da göstermektedir. Resmi kayıtlara göre, Hasanüddin sadece Cape Town'un ilk hacısı değil, aynı zamanda bilinen Osmanlı asıllı ilk Cape imamıydı. Osmanlı kimliği, adını “Abdullah Gasnodien Efendi” olarak veren oğlu Abdullah'ın ölüm ilanından anlaşılmaktadır. Bu durumda Hacı Gasanodien'in 19. yüzyılın ilk yarısında Türkiye ile Güney Afrika arasında ilişkiler kuran ilk Cape Müslümanı olduğunu söylemek mümkün olacaktır. Mezar taşı üzerindeki kitabenin İngilizce tercümesi: Allah'ın adıyla (en merhametli,) Allah'tan başka ilah yoktur (ve Muhammed onun elçisidir) (Selam) ve Allah'ın selamı onun üzerine olsun, Biz gerçekten Allah'tan geldik ve ona (döneceğiz) Bu (kabir) İmam Abdul oğlu Hacı Gasadin, bir sonraki mesken için bu dünyadan ayrıldı. Peygamberin (İslami) takvimi, Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun. Ve Allah her şeyin en iyisini bilir.

Hacı Hasanȗddin Efendi’nin tarafımızdan yapılan mezarının hizmete açılış töreninde torunları ve Cape Town konsolosluğumuzun temsilcileriyle. 2021 

Sonuç 

Güney Afrika'dan Mekke'ye giden ilk Müslüman şahsiyet olan ve Güney Afrika kaynaklarında Carel Pilgrim olarak geçen Hacı Hasanüddin'in yaşamı, İbn Haldun'un Mukaddime adlı eserinde beyan ettiği "coğrafya kaderdir" sözünü bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Bir insan düşünün, babası varlıklı bir tüccar iken Afrika'nın doğu sahillerinde korsanların eline düşerek köle ediliyor. Bir daha vatan toprağı Mekke'ye dönemeden hayatının sonuna kadar Ümit Burnu'nda köle olarak yaşayıp ölüyor. Onun Ümit Burnu’nda köle olarak doğan oğlu Hasanüddin de böylece babasından Mekke hikayelerini işiterek Cape Town'da büyüyor.  

Talihin cilvesi, aslında zengin bir aileden gelen Hasanüddin'in babasının başına gelenlerden ötürü bir köle olarak büyümesine sebep oluyor. Hasanüddin tüm bu nedenlerden ötürü kölelik kaldırılana kadar yani 40 yaşına kadar köle olarak yaşıyor. 1834 yılında kölelik kaldırılınca babası Abdullah Efendi'den çokça dinlediği Mekke'ye gitme hayalini gerçeğe dönüştürme zamanının artık geldiğini düşünerek Osmanlı Devleti'nin Londra sefareti yoluyla hacca gitmek için başvurusunu yapmıştı. 1836 yılında Hac farizası için baba toprağı Mekke'ye gittiğinde onun çok özel duygular yaşadığına şüphe yoktur. Baba tarafından Mekke’deki ailesini bulup onlara Abdullah Efendi’nin Cape Town'daki eşinden oğlu olduğunu söylemiş ve babasının başına gelenleri anlatmıştı. Cape Town'a geri döndüğünde camilerde Osmanlı Hilafetine dair konuşmalar yapıp hutbelerde Osmanlı Devleti'ne dualar etmişti. Ümit Burnu’nda neşredilen gazeteler Güney Afrika'dan hacca giden ilk adam manasında onu Carel Pilgrim diye tanıtır. Hasanüddin bin Abdullah böyle ilginç bir tarihi karakter olarak 1863 yılı Mayıs'ında Cape Town'da vefat etmiştir. 


Kaynakça 

  • Halim Gencoglu, Bree Sokağɪ, Grius Yayɪnlarɪ. İstanbul. 2022, s. 45.
  • Güney Afrika Arşivi, Western Cape Archives and Records Service (here-after WCARS), NCD 1/42, no. 811, Notarial Protocol. Notary, J J F Wagener, Deed of Transfer, Pierre Francois Le Clus transferring the slave Pakka and her two children Carel and Philip, both of the Cape, to Cornelis Van Der Poel. 1
  • Güney Afrika Arşivi, Cornelis van der Poel, Last Will and Testament, WCARS, CJ, 7/1/49, 18 1/2, Part 1, 1774 (filed 1804)
  • Jackie Loos, Echoes of Slavery: Voices from South Africa’s past (Cape Town: New Africa Books, 2004), 129-137.
  • Elizabeth A. Eldredge and Fred Morton, Slavery in South Africa: Captive Labor on the Dutch Frontier, iUniverse. 2010, s.19.
  • Buitelaar, M., & Leeuwen, R. v. Narrating the pilgrimage to Mecca: historical and contemporary accounts. Brill. 2023, s.174.
  • Halim Gencoglu, ‘Osmanlɪ Korvetleri: Bursa ve İzmir’, 2014/9, Deniz Kuvvetleri Dergisi, Türkiye Cumhuriyeti Deniz Kuvvetleri Komutanlığı. Ankara, sayɪ, 620, s, 90-93.
  • Michael C. Low. Imperial Mecca: Ottoman Arabia and the Indian Ocean Hajj. Columbia University Press, 2020, s.72.
  • Heaton, M. M. Decolonising the Hajj: the pilgrimage from nigeria to mecca under empire and independence. Manchester University Press. 2023, s.142.
  • İsmail H. Uzunçarşılı, Mekke-i Mükerreme emirleri (metin dışında bir soykütüğü vardır) (2. baskı). Türk Tarih Kurumu Basımevi. 1984, s.21.
  • John Schofield Mayson, The Malays of Cape Town (Manchester: J. Galt and Company, 1861), s.16. 
  • Mezarɪ bugün Tana Baru Kabristanɪ’nda Hasanüddin Efendi’nin yanɪndadɪr.
  • Mogamat Hoosain Ebrahim, The Cape Hajj Tradition: Past and Present; edited by Auwais Rafudeen (Cape Town: International Peace College of South Africa,2009
  • Jeppie'ye göre, "Birden fazla mülkü olan İmamların aslında birden fazla eşi olup olmadığı ve onları bu evlerde tutup tutmadıkları belirsizdir" Shamil Jeppie, "Liderlik ve Sadakat: Imams of Nineteenth Century Colonial Cape Town, Güney Afrika" 26, Fasc.2 (Mayıs 1996): 139-162, özellikle bkz. 43 sayfa 160. Jeppie’nin bu çalɪşmasɪnda Seyid Ebubekir Efendi ile ilgili ifadeleri ise belgelerle çelişmekte, doğruyu yansɪtmamaktadɪr.
  • Death Notice, WCARS, MOOC, 6/9/23, 1841 (referans no.4780) Death Notice, WCARS, MOOC, 6/9/45, 1848 (referans 9456); Ölüm Bildirimi; WCARS, MOOC, 6/9/47, (referans 156)
  • Robert Carl-Heinz Shell, “A Prosopography of Cape Imams, 1811-1865” Unpublished (Cape Town, 2005; new and enlarged edition by Sandra Rowoldt Shell, 2018).
  • Jackie Loos records that Carel Pilgrim had four wives, Japoera, also known as Johanna Salo-monse (died 1841), Death Notice, WCARS, MOOC, 6/9/23, 1841 (reference no.4780); Saartjie Pelgrim née Seppard (died 1848), Death Notice, WCARS, MOOC,6/9/45, 1848 (reference 9456); Nasea/Nasia (died 1849), Death Notice; WCARS,MOOC, 6/9/47, (reference 156); and Fatima (died 1903), Death Notice, WCARS,MOOC, 6/9/475, 1903 (reference 1611)
  •  Achmed Davids, The Mosques of Bo-Kaap: A Social History of Islam (Clare-inch: South African Institute of Arabic and Islamic Research, South Africa, 1980),66
  • Gencoglu, Halim 2022, Bree Sokağɪ, s. 106. Grius Yayɪnlarɪ. İstanbul.
  • Natal Witness (8 June 1855)
  • Mahmoud Fakih Effendi (Gasnodien)” GENI [online resource] https:// www.geni.com/people/Mahmoud-Effendi/6000000172286865326?through=6000000172287288275 (17 December 2021 tarihinde ulaşɪldɪ)
  • Hacı Hasanüddin’in mezar taşɪnda “La ilahe illallah Muhammeden resulullah Selallahu aleyhi (ve’ssellem) inna lillahi ve inna ileyhi raciun. Ve sahib haza el-turbet el-merhum İmam Hacɪ Hasanüdin ibn Abdul vefat dunya ila dar’ul ahiret hicri el nebi selallahu aleyhi ve sallim Tamat ‘vellahu a’lem” yazɪlɪdɪr. Abdulla Gasnodien Effendi, Estate Papers, WCARS, MOOC, 6/9/1764, referans no. 2681 (1920). Mezarɪ tarafɪmɪzdan yaptɪrɪlmɪştɪr.