Orta Doğu’nun Kaderini Değiştiren Altı Gün: 1967 Savaşı
05.06.2026 - 09:52 | Son Güncellenme: 05.06.2026 - 17:03
6 Gün Savaşı, coğrafyamız için önemli bir kırılma noktasıdır.
Daha da önemlisi Osmanlı sonrası Müslüman dünyanın en uzun altı günü olduğunu söylemek abartılı olmaz.
Bu bedbaht günleri anlatan “Six Days” (1969) şarkısında geçen "Tomorrow never comes until it's too late."(Yarın asla, iş işten geçmeden önce gelmez)” sözleri coğrafyamızı anlatan en iyi motto olacaktı.
Dile kolay 6 günde Mısır, Ürdün, Suriye ve Filistin için bir asır çoktan kaybedilecekti.
1948 senesinde İsrail resmen kurulduktan sadece 24 saat sonra Müslüman ülkeleri harekete geçmiş ve Tel Aviv’in dibine kadar ilerlemişlerdi. Lakin kimilerine göre zaferin bölüşülememesi kimisine göre de Arap liderlerinin bu kangreni birbirlerine karşı ileride kullanma arzusuyla tarihî bir fırsat elden kaçırılmıştı.
Elbette Tel Aviv’in düşmemesinin birçok nedeni vardı. Örneğin; Mısır’da darbenin eli kulağında idi. Ürdün, Lübnan ve Suudi Arabistan; Batı blokunun içinde kendisine yer arıyordu. İttifakın en güçlü ülkelerinden Suriye tamamen Doğu blokunun içerisinde yer alıyordu. Böylesi bir ittifakın başarılı olması zaten bir mucize olurdu; ama nedense Tel Aviv’e 30 km kala bu ihtilafların ayyuka çıkması insanı kahruperişan ediyor.
1949 yılından itibaren İsrail tüm düşmanlarını püskürtmeyi başaracak ve üstelik Batı dünyasının tam desteğini de arkasına alıp bir daha kaybetmeyecekti.
1952 senesinde Mısır’da meydana gelen darbe ve sonrasında Cemal Abdünnâsır’ın iktidarı ele alması, Arap dünyasında yeni bir heyecan dalgası yarattı. Nâsır, öncelikle Süveyş Kanalı’nı millîleştirince Arap dünyasında kendisine olan teveccüh artarken Batı dünyasının bilhassa İngilizlerin Mısır’a olan tavrı büyük oranda değişecekti.
Bunu fırsat bilen İsrail, Arap dünyasına taciz saldırıları düzenleyerek halkların onurunu kıracak davranışlar içerisine girmeye başladı. İsrail’in ani bir baskınla Sina’yı ele geçirmesi ve Süveyş Kanalı’nın dibine kadar gelmesi bardağı taşıran son damlaydı.
Bu durum, Mısır’ı SSCB’ye yakınlaştırırken İsrail’in ABD desteğini arkasına almasını sağladı. Pervasız saldırılarını artıran İsrail, Suriye topraklarını işgal etmeye başladı. Nâsır bunun üzerine bugün İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde yürüttüğü siyasetin bir benzeri olarak Kızıldeniz’de büyük bir abluka oluşturdu. Bilhassa İsrail’e giden ve oradan gelen hiçbir geminin geçişine izin vermeyecekti.
Mısırlıların yanılgısı pahalıya mal oldu
Tüm bölgenin alev alması bir kıvılcıma bakıyordu. Mısır’ın hava kuvvetleri İsrail’i yenebilecek ve kara kuvvetleri bu kez Tel Aviv’i alabilecek güçteydi.
Bu kez bir liderlik sorunu da yoktu.
Mısır ve Suriye açıktan, en önemlisi de Suudi Arabistan perde arkasından bu işin artık tamamen bitirilmesini istiyordu. 5 Haziran sabah 8:45’te karşılıklı çatışmalar ve it dalaşları başladığında Kahire tarafında beklenmeyen bir gelişme yoktu. İsrail’in doğudan saldırması bekleniyordu ve buna karşı tüm hazırlıklar yapılmıştı. Daha önemlisi Nâsır’ın asıl planı İsrail’i tarihten nasıl sileceğine dair saldırıya odaklanmıştı.
Oysa İsrailliler yıllarca çalıştıkları bir planı devreye aldılar. Siyonist jetleri doğrudan Batı’da bulunan Mısır üzerine uçmak yerine önce Akdeniz üzerine uçup Mısır’dan hayli uzaklaştılar. Bu harekât sırasında İsrail uçakları, Rus ve hatta müttefikleri ABD’lilerin dahi radarlarına yakalanmamak için tedbir almışlardı. Öyle ki telsizler bile kapatılmış ve sınırları zorlayan yükseklerden uçuşlar gerçekleştiriliyordu.
Gerekli menzillere uçtuktan sonra İsrail jetleri dönüş gerçekleştirmiş ve yönünü doğuya çevirerek Mısır topraklarına girmişti. Bu beklenmeyen saldırıda 10 askerî havalimanı İsrail tarafından imha edilmişti.
Sadece 3 saatte neredeyse tüm Mısır hava kuvvetlerinin İsrail tarafından yok edilmesi akıl alacak gibi değildi.
En acısı da dönüşte İsrail uçakları Ürdün üzerinden geçerken Müslümanların bu uçakları İsrail’i vurmaya giden Mısır jetleri sanmalarıydı çünkü radyolarda Mısır ordusunun İsrail hava kuvvetlerinin jetlerini tamamen imha ettiği ve karşı saldırıya geçtiği haberleri yayılıyordu.
İsrail’in bu ağır saldırısını Mısır, Filistin ve Suriye yönüne dönük 5 gün süren kara harekâtı izleyecekti. Bu saldırıların sonunda İsrail; Batı Şeria, Gazze ve Golan Tepeleri gibi stratejik noktaları işgal etmişti.
5 Haziran 1967 tarihinde başlayıp 6 gün süren bu savaş esasen ilk gün İsrail tarafından kazanılmıştı. İsrail, önünde hiçbir kuvvet kalmayınca büyük katliamlar gerçekleştirerek ilerledi. Arap kahramanı Nâsır, bu ağır yenilgi sonucu istifa etti.
Bu savaştaki en ilginç olaylardan birisi de İsrail’in 34 ABD’li askeri öldürmüş olmasıydı. Akdeniz’de bulunan USS Liberty gemisi de İsrail saldırganlığından nasibini almış ve jetler tarafından ağır bir bombardımana maruz kalmıştı.
İsrail bunun bir yanlışlık olduğunu iddia etse de teknik olarak bu mümkün değildi çünkü devasa ABD bayrakları olan gemi saatlerce izlenmişti. İsrailliler jetlerin rotası ve planın Mısır’a sızması ihtimaline karşı bir numaralı müttefikini vurmaktan çekinmemişti.
İsrail’in barbarlığının en somut örneklerinden birisi de bu olsa gerek.