Hiyerogliflerin Sırrını 1000 Yıl Önce Çözen Bilgin: İbn Vahşiyye
14.04.2026 - 16:03 | Son Güncellenme: 30.04.2026 - 11:14
Mısır...
Nil Nehri’nin kıyılarına kurulmuş ve asırlar geçse de çekiciliğinden hiçbir şey kaybetmemiş diyar.
Barındırdığı ve kendinde sakladığı şeyleri ile gizem dolu bir uygarlık olan Mısır Uygarlığı, bu gizemini yakın bir zamana kadar saklamayı başarabildi.
Ancak 18. yüzyılın sonlarına doğru bulunan Reşid (Rosetta) Taşı’nın üzerindeki yazıların deşifre edilmesi ile artık bu uygarlık hakkında ciltler dolusu metinler oluşturabilmekteyiz.
Peki, nedir bu Reşid Taşı?
1798 yılında Fransız asker tarafından bulunan bu taş, üzerinde bir metnin Antik Yunanca, Demotik dilinde ve hiyerogliflerle yazılmış üç farklı versiyonunu içerir.
Bu dillerden özellikle Antik Yunancanın o dönem araştırmacılarından bir kısmı tarafından biliniyor olması, hiyerogliflerle Mısır’ın yerli halkının kullandığı Koptik dilindeki harfler arasındaki benzerlikle birleşince, Koptik diline hâkim olan bilginlerden Jean-François Champollion tarafından hiyerogliflerin deşifre edilmesi sonucunu doğurdu.
Hiyerogliflerin bu şekilde deşifre edilmesi ile birlikte “Mısırbilimi” veya diğer adıyla “Egyptology” alanının da temelleri atılmış oluyordu.
Bu yazıda, “Mısırbilimi” alanında asırlar öncesinde bir çalışma başlatmış, Müslüman bir bilginden bahsedeceğim: Ebû Bekr Ahmed b. Alî b. Kays b. el-Muhtâr el-Keldânî namı diğer İbn Vahşiyye.
Eski bir uygarlık olan Keldanilerin soyundan gelen İbn Vahşiyye özellikle kimya ve botanik alanında çalışmalar yapmış bir bilgin.
Eski Babil kaynaklarından çeviriler yaparak eserlerinde bunları kullanan İbn Vahşiyye, Arap fetihleri ile asimile edilme tehlikesine giren kültürünü devam ettirmeye de çalışır.
Onun bu özelliği Rus oryantalist Daniil Abromovich Khvolson’un dikkatini çeker ve bu bilginin eski metinlere ve uygarlıklara olan ilgisinin Babil uygarlığından başka uygarlıklara da yönelik olup olmadığına dair araştırmalarda bulunur.
Bu sayede onun Mısır Uygarlığı ile de ilgilendiğini keşfeder.
İbn Vahşiyye’nin Mısır Uygarlığı ile ilgilenme sebebini bilim tarihçileri, halifelerin astroloji konusuna duydukları merak neticesinde kadim bir uygarlık olan Mısır Uygarlığı'nın bu alan hakkında ne türden çalışmaları olduğunu öğrenme arzuları olarak belirtir.
O da halifenin desteğini arkasına alarak bu uygarlığa ışık tutacak, hiyerogliflerle yazılmış metinleri Arapçaya tercüme etmeye çalışır.
İlme önem veren Abbasi hükümdarları, o döneme kadar yazılmış olan önemli Yunan, Hint, Süryani metinlerini Arapçaya tercüme etme faaliyetlerine girişmişlerdi.
Bu metinlere ek olarak fetihler yoluyla Mısır halkının kullandığı Koptik dilinden de birçok eser ele geçirmiş olan halifeler bu sayede bilginlerin bu dillerle olan ünsiyetlerini güçlendirmeyi başarırlar.
Koptik dili ile hiyeroglifler arasında bir ilişki olduğunu gören ve bu konu üzerine eğilen İbn Vahşiyye da çalışmaları neticesinde 14 hiyeroglifi doğru bir şekilde deşifre ederek önemli bir başarıya imza atar.
Çalışmalarından çıkan sonuçlardan astroloji ve mistik alanlarla ilgili pek de ummadığı neticeler alan halife bir süre sonra bu faaliyetleri desteklemekten vazgeçer ve İbn Vahşiyye’nin çalışması da ne yazık ki böylece yarım kalır.
Asırlar sonra Reşid Taşı’nın bulunmasıyla hiyerogliflerin doğru bir şekilde deşifre edilmesi de Batılı bilginlerin “Mısırbilimi”nin öncüleri olarak kabul edilmesi sonucunu doğurur.
Bu hususta İbn Vahşiyye’nin çalışmaları ise uzunca süre göz ardı edilir.
Prof. Okasha el-Daly (Ukâşe ed-Dâlî), bu Müslüman bilginin çalışmalarını tekrardan gün yüzüne çıkararak bu alan adına önemli bir iş başarmış oldu.
Tarih yazımı, genellikle spot ışıklarını son noktayı koyana odaklar; ancak o noktaya giden yolu döşeyen taşları görmezden gelir.
Champollion’un başarısı yadsınamaz bir örnek. Ancak İbn Vahşiyye’nin ondan yaklaşık bin yıl önce Koptik dili ile hiyeroglifler arasındaki bağı kurmuş olması, Doğu’nun bilimsel mirasının ne kadar derin olduğunu kanıtlıyor.