Bo-Kaap, Cape Town Müslümanlarının Tarihi Mekansal Hafızası

Gazeteci İbrahim Tığlı, Cape Town’daki Bo-Kaap mahallesinin Müslüman kimliği, tarihi hafızası ve neoliberal dönüşüm karşısındaki kültürel varoluş mücadelesini Fokus+ için kaleme aldı.
bo-kaap-cape-town-muslumanlarinin-tarihi-mekansal-hafizasi.jpeg

24.04.2026 - 16:23  |  Son Güncellenme:  27.04.2026 - 09:42

Güney Afrika’nın en uç şehri Cape Town, Portekizlilerin ayak basması ve daha sonra Hollandalı sömürgecilerin gelmeleri ile kurulmuştur. Şehrin en renkli mahallesi hep Bo-Kaap mahallesi olmuştur. Bugün bile Bo-Kaap mahallesi, Cape Town’un Masa Dağı ile birlikte en önemli silüetidir.

Bo-Kaap bir mahallenin ötesinde bir bölgedir. Burada 350 yıllık Cape Malay Müslümanlarının tarihi vardır. Burada mekan ile İslam arasında Afrika’nın en derin ilişkilerinden biri vardır. Burada yüzyıllardır devam eden bozulmamış bir hayat vardır. Pastel renkli evler ve camiler ile yaşayanlar arasında kuvvetli bir bağ vardır. Bo-Kaap bir kimliktir; Cava, Singapur ve diğer Malay adalarından gelen, köleleştirilmiş ama ruhları daima hür kalmış bir halkın direnişi, kabullenişi, kültürü ve yaşam biçimidir bu kimlik.

Cape Town’daki bütün geleneksel mahalleler neoliberal kentsel dönüşüme yenilirken, Bo-Kaap hala geleneksel mimarisi ile direncini devam ettirmektedir. Aslında korunan sadece İslami bir gelenek de değildir; geleneğin kendisidir. Çünkü Bo-Kaap evleri, Dutch ve Viktorya dönemi mimarisinin de aynı zamanda mekansal bir birleşimidir.

Bo-Kaap’ı diğer mahallelerden ayıran, Güney Afrika’nın kölelik döneminden kalan tek mahalle olmasıdır. District 6, Constantia gibi mahalleler yok olup modernleşmenin yıkıcı etkisine girerken, Bo-Kaap kesintisiz bir şekilde yaşamaya devam etmiştir. Sömürgecilik, köleleştirme, apartheid ve sonrası dönemin izleri bu mahallede karşımıza çıkar.

Güney Afrika hep bir eşitsizlikler ülkesi olarak öne çıkmıştır. Bugün bile Cape Town’da benzer hayatlar yaşanmaz. Camps Bay, Sea Point gibi yerlerde beyazlar ve yeni zenginleşmiş siyahlar lüks villalarda yaşarken, hala toplumun büyük bir kesimi baraka evler olarak bilinen Khayelitsha, Nyanga gibi townshiplerde su ve elektrikten yoksun yaşamaya devam eder. Bu durumun tek farklı olduğu yer Bo-Kaap mahallesidir. Burada hem zenginlerin hem fakirlerin bir arada yaşadığını görebilirsiniz. Bo-Kaap’ın 11 camisinde bir araya gelen Müslümanlar arasında eşitsizlikler ve ırk farkı ortadan kalkar. Onlar aynı safta namaz kılarlar ve bir tarağın dişleri gibi birbirlerine eşit bakarlar.

Bo-Kaap Mahallesi

Bo-Kaap mahallesinin kuruluşu Cape Town şehri ile hemen hemen aynı tarihtedir. 1652’de ilk Müslüman aile köle olarak bu mahalleye yerleşir. Zamanla burası Malay kölelerin yaşadığı bir mahalle haline gelse de Seylan, Madagaskar ve Yemen’den gelenler de bu mahalleye yerleşir. Bu mahalle zamanla Cape Malay Müslüman kimliğinin mekanını oluşturur. Cape Malay Müslümanların diğer kölelerden farkı, din değiştirmemeleri ve geleneklerini tüm baskı ve şiddet uygulamalarına rağmen korumalarıdır.

Hollandalı sömürgeciler, Cape halkı olan Koi San yerlilerini köleleştiremediler ve onları yok etmek için ya katliam yaptılar ya da Güney Afrika’nın kuzeybatısındaki çorak arazilere göç ettirdiler. Onlar için iki çeşit insan vardı: hür çiftçi Hollandalılar ve “kafir” köleler. Kölelerin dinleri yoktu; onlar için aile hayatı da yoktu. İbadet etmeleri, evlenmeleri, aile kurmaları kabul edilemezdi. Bir araya dahi gelemezlerdi. Köleler ancak kendilerine ait kulübelerde yaşarlar, ev eşyası dahi edinemezlerdi. Cape Malay Müslümanları İslam’a daha sıkı sarıldılar ve ibadetlerini gizli gizli yaptılar. Aslında bir prens olan Tuan Guru adlı bir din aliminin ezberinden öğrettiği Kur’an ayetlerini öğrendiler. Önceleri toplu ibadet edecekleri camileri yoktu; fakat direndiler, hayatlarını kaybettiler ve Müslümanların Güney Afrika’daki ilk camisi olan Evvel Mescidi açmayı başardılar.

İngilizlerin gelmesi ile kısa bir özgürlük havası yaşadılar. Fakat bu yeni efendiler, İslami yaşamalarına müsaade ediyor ama ellerinde ne varsa almaya çalışıyordu. Nesilden nesile yaşadıkları evlerin sahibi olamadılar. Önceden köleydiler, şimdi ise işçi. Üstelik İngilizlerin gelmesi ile ilk defa kendi aralarında bir ayrışma yaşadılar. Evlerini artık tek bir renge değil, birbirinden farklı renklere boyayabiliyorlardı; ancak bu çeşitlilik kendi aralarında ayrılıkların yaşanmasını da sağladı. Mezhep farklılıkları, sufi anlayış farklılıkları derken İngilizlerin getirdiği Hintli Müslümanlar ile tanıştılar. Başlangıçta Hintli Müslümanlara sıcak davrandılar, Bo-Kaap’ta onların da yaşamasını istediler. Fakat Hintli Müslümanlar kendilerini “üstün sınıf” olarak görüyorlardı. Cape Malaylar geçmişte köleydi ama Hintli Müslümanlar köle değil, İngilizler adına çalışan işçilerdi.

Bo-Kaap: Yaşayan kültür

Apartheid döneminde Cape Malaylar köle olarak değil ama siyahlar arasında değerlendirilmiştir. Oy kullanma hakları yoktur. Mülk edinmeleri sınırlandırılmıştır. Fakat yine de apartheid döneminde Müslüman Malay kimliğinin görünür olmasını sağlamışlardır. Direnişlerini müzikle, yemek kültürü ile, mevlid gibi ritüellerle sürdürmüşlerdir. Afrikaans diline birçok Malay kelimesini armağan etmişlerdir. Kombais denilen Malay mutfağını bütün Güney Afrika’ya yaymışlardır. Kaapse Klopse olarak bilinen Cape Karnavalı, Bo-Kaap kültürünün bir yansımasıdır. Rengarenk kıyafetler giyen Malay erkekleri ve kadınları, Bo-Kaap’ın üst köşesindeki parkta bir araya gelerek yüzlerini boyarlar. Aslında bu alternatif bir yılbaşı eğlencesidir. Yılbaşı kutlamalarına izin verilmeyen Cape Malayların, komik hareketler yaparak efendileriyle alay ettikleri bir kutlama törenidir.

Ramazan etkinliklerinin de merkezidir Bo-Kaap. Cape Malaylar iftarlarını bazen ayda üç kez, bazen iki, bazen de bir kez sokaklarında açarlar. Herkes evinden getirdiği ile iftarını açar ve diğer sakinlerle paylaşır.

Ezan sesi Bo-Kaap’ın kimlik tezahürüdür. 1894’ten beri ezan sesi susmaz. Apartheid döneminde bile ezanın sesli olarak okunabildiği tek yer Bo-Kaap’tır. Bo-Kaap’ın sabah saatlerinde ellerinde Kur’an-ı Kerim taşıyan, beyazlar giymiş kızlı erkekli çocukların koşuşturduğunu görürsünüz. Sabah namazı çıkışında sıra halinde evlerine dağılırlar.

Ayrımcılığa dayalı apartheid rejiminin yıkamadığı Bo-Kaap, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya

Bo-Kaap artık İsrail’in yok etmeye çalıştığı Filistin gibi yok olma tehdidi altındadır. Sömürgecilerin ve beyaz azınlıkçı apartheid rejiminin yok edemediği bu tarihi ve kültürel mahalle, artan emlak fiyatları karşısında direnememektedir. Daha fazla kazanmak isteyen yatırımcılar, Bo-Kaap’ın ne kadar değerli olduğunun farkındadır. Turistik yaklaşımlar, bölgeyi aslından uzaklaştırmaktadır. Daha konforlu yaşamak isteyenler, iç içe geçmiş bu evlerden kurtulmak istemektedir. Yeni jenerasyon Bo-Kaap kimliğinden kopuk yaşarken, Cape Town’un zenginleri bu evleri ele geçirmeye başlamıştır.

Cape şehrinin en değerli bölgesi kuşkusuz merkeze en yakın Bo-Kaap mahallesidir. Yaşlı ev sahiplerinin yavaş yavaş hayatını kaybetmesi ile yeni nesiller bu evleri satarak şehrin farklı bölgelerinde daha konforlu bir hayat yaşamak istemektedir. Evlerini sattıklarında diğer mahallelerden 4-5 ev alabilmektedirler. Evlerini satmak istemeyenler ise atölyelere, marketlere ve restoranlara kiraya vermektedir. Neoliberalizmin sunduğu fırsatlar artık Bo-Kaap sakinlerinin reddedemediği yeni yaşam alanlarına gitmelerine yol açmaktadır.

Bo-Kaap’ın yok oluşu sadece ekonomik nedenlerle de açıklanamaz. Turizm bazen bir kültürün metalaşmasına, hatta yok olmasına neden olur. Bu çarpık turizm anlayışı aslında bütün Afrika’yı tehdit etmektedir. Etiyopya’da Omo Vadisi kültürü veya Kenya’daki Masai kültürü ticari bir emtiaya dönüşmüş durumdadır. Bo-Kaap’ı görmeye gelen turistler, görsel görünürlükle ilgilenmekte; içindeki yüzyıllık kültürel hayatı görmezden gelmektedir. Evlerin dış cephelerinin rengarenk tekrar tekrar boyanması, Bo-Kaap kültürünün yaşanması olarak algılanmaktadır. Oysa Bo-Kaap bu turistik ritüeller sonrası bir kez daha ölmektedir.

Bo-Kaap gençleri mahalleden uzak yerlerde iş bulabilmektedir. Yaşam masraflarını karşılamakta mahallede kalanlar zorlanmaktadır. Açık hava müzesi olan bu mahalle, gençlerin gözünde bir açık hava hapishanesine dönüşmektedir. Müslüman olmayan zenginlerin Bo-Kaap’ta yaşamaya başlaması, sınıfsal bir farklılık oluşturduğu gibi, sakinlerin dayanışma, birlik ve beraberlik kültürünü de zayıflatmaktadır.

Bo-Kaap bir mahallenin çok ötesindedir. Direnişin mekansal yeridir; İslam’ın Güney Afrika’daki varlığının tezahürüdür. Asyalı, Afrikalı hatta Avrupalıların ortaklaşa oluşturduğu bir şehir hafızasıdır. Sadece görsel bir mekan değil, aynı zamanda yıllardır kültürel ve sosyal direnişin de merkezidir.

Bo-Kaap yeni Filistin’dir.
Bo-Kaap, Güney Afrika’nın Filistin’idir. Filistin’in bu mahallede yaşadığını “Özgür Filistin” ve Şehid Haniyye resimlerinden de görebilirsiniz.

Yıllardır kültürel miras mücadelesi veren bu mahalle ancak 2019’da uluslararası miras alanı olarak kabul edilebilmiştir. Bo-Kaap’ın her sokağında Filistin ile ilgili bir resim ya da yazı bulursunuz. Bo-Kaap Filistin’i yaşayan bir şehirdir. Mandela hapisten çıktığında ilk ziyaret ettiği yerlerin başında bu mahalle gelir. Çünkü apartheid’e karşı en onurlu mücadele yıllardır bu mahallenin sakinleri tarafından verilmiştir. Mandela o meşhur sözünü belki de bu ziyaret sırasında söylemiştir: “Filistin özgür olmadan bizim özgürlüğümüz tamamlanmış olmaz.”

Bo-Kaap’ı kurtarmak herkesin sorumluluğudur. 2019’da uzun uğraşlar sonucu uluslararası miras alanı olarak ilan edilmesi ile mahallenin evlerinin yıkılması engellenmiştir; fakat ruhu işgal altındadır. Bu işgali yapanlar, mirasa sahip çıkmayanlar, evlerini satanlar ve bu evleri satın alarak başka amaçlar için kullananlardır.

Bo-Kaap bir mahallenin çok ötesindedir. Artık yeni bir çaba gereklidir: bu mirasa sahip çıkma, koruma ve Bo-Kaap kimliğini sürdürme mücadelesi. Eğer sahip çıkılmazsa ikinci bir District Six yaşanabilir. Apartheid yönetimi District Six’teki evleri ve camileri yıkarak mekanı ortadan kaldırmıştı ama ruha dokunamamıştı. Şimdi ise mekan varlığını sürdürürken, mekanın ruhu yok edilme tehlikesi ile karşı karşıyadır.