Ukrayna’nın Uzun Menzilli Füze Çıkmazı: Savunma Mı, Saldırı Mı?
04.12.2024 - 16:43 | Son Güncellenme: 21.08.2025 - 10:23
Ukrayna, 24 Şubat'ta Rusya’nın başlattığı geniş çaplı işgal hareketine karşı kendini savunmaya ve buna yönelik stratejiler uygulama çabasına devam ediyor. Şüphesiz Kiev’in en önemli gündem maddeleri, uluslararası arenada harcadığı mesai ve lobi faaliyetleri çoğunlukla askeri yardımlar üzerine gelişmekte. Ancak sadece askeri yardımlar değil, bu yardımların nasıl kullanılacağı da uzun süredir gündemi meşgul etmekte. Öte yandan, 17 Kasım'da Biden yönetiminin ve daha sonrasında İngiltere’nin Ukrayna’ya hibe ettikleri uzun menzilli füzelerin Rusya topraklarında kullanım izninin ani bir karar değil, uzun bir sürecin beklenen sonucu olduğunu görmek gerekir.
Ukrayna, uzun süredir İHA ve SİHA teknolojisinin önemini pratik anlamda kanıtlayan, sahada yaratabileceği farkların neler olabileceğini gözlemleyebildiğimiz bir test sahasına dönüştü. Askeri taktiklerin yanı sıra, düşük maliyetle stratejik ve yüksek maddi kayba yol açacak taarruz yöntemlerine yenilerinin eklendiği, bu konuda yaratıcı tekniklerin geliştirildiği sahadan yansıyanlar arasında. Uzun soluklu bir savaşı yürütme kapasitesi Rusya kadar güçlü olmayan Kiev, ordusunun savunma gücünü belirli bir seviyede tutmak ve istikrarını bozmamak adına defalarca kez bir yenisi duyurulan yardım paketlerinden katkı sağlamakta. Bu yardım paketlerinde yer alan hava savunma sistemleri ve uzun menzilli füzeler ise “Rusya’nın saldırılarına aynı orantıda karşılık vermek ve korunmak” adına Ukrayna için oldukça önemliydi.
Rusya, uzun ve orta menzilli füzeleri devamlı olarak kullanıyor
Şubat 2022'den bu yana Rusya’nın, başkent Kiev dahil birçok Ukrayna şehrine, sivil hayatı etkileyecek altyapı noktalarına ve askeri unsurlarına 7,400’den (2023 sonunda belirlenen rakam) fazla seyir ve balistik füze çeşitleri ile saldırı düzenlediği biliniyor. Ukrayna’nın aldığı ağır ekonomik hasarların yanında, 11.520 kişilik sivil kaybı ve binlerce yaralısının büyük bir bölümü, Rus füzelerinin yarattığı tahribatın sonucudur.
Karadan, denizden ve havadan son iki yılda gerçekleştirdiği füze saldırıları, Moskova’nın hem askeri hem de psikolojik olarak kurmak istediği üstünlüğün devamlılığı için önemli görülmektedir. Balistik ve seyir füzelerinin stok bilgileri devlet sırrı niteliği taşıdığından, kesin ve güncel bir sayı tespiti bulunmasa bile, Rusya hassas güdümlü ve uzun menzilli mühimmatlar konusunda Ukrayna'ya karşı her zaman belirgin bir avantaja sahipti. Ancak elbette Rusya, elinde füze seçeneklerinin hepsini Ukrayna üzerinde değerlendirmiyor. Örneğin Rus ordusunun icra ettiği tatbikatlarda sıkça gördüğümüz 11.000 km’yi aşan menzile sahip RT-2PM Topol gibi KABF sınıfındaki füzeler, Ukrayna’dan ziyade, onu destekleyen ülkeler için tehdit içeriyor. Ancak orta ve kısa menzilli füzeler, ağırlıklı olarak Ukrayna’nın askeri ve sivil alanlarının binlerce kez vurulmasından aşina olduğumuz, hala kullanılmakta olan modeller olarak karşımıza çıkıyor. Şubat'ta
Iskender-M, popülaritesini ve etkinliğini Ukrayna sahasında pekiştirmeye devam ederken, Rusya tarafından gerçekleştirilen füze saldırıları Iskender modellerinden ibaret değil. Balistik füze sınıfına bakacak olursak, 300 ila 500 km menzile sahip, kısa menzilli karadan karaya atış yapılabilen ve SSCB tarafından geliştirlen Scud füze ailesine ait Scud-B, Scud-C, Scud D Ukrayna’ya karşı kullanılanlar arasında. Rusya, 70 ila 290 km ile yakın menzil seçeneklerinde ise Scud-A, Iskender-E ve OTR-21 Toçka’yı opsiyonları arasında tutmakta.
Rusya, balistik füze seçeneklerinin yanında seyir füzeleri ile de Ukrayna’da stratejik saldırılar gerçekleştirmeye devam ediyor. Bu sınıfta gemilere karşı etkin “gemisavar” seyir füzelerine sahip olan Rusya, kara saldırılarında da kullanılabilecek “çift rollü” taarruz seçeneklerine sahip. Bu kapsamda 3M-14 Kalibr, Vulkan ve son haftalarda sık görülen Kh-101 gibi seyir füzeleri Ukrayna’nın işgalinde öne çıkmaktadır. Rus seyir füzelerinin de savaşın başından beri, sadece askeri noktalar değil, sivil yapılar ve Ukrayna’nın büyük şehirlerini devredışı kaldığı taktirde karanlığa boğacak enerji tesislerini vurmakta kullandığı defalarca gözlemlenmişti.
Kursk harekatı ve geniş çaplı drone saldırıları sonrası füzeler ile karşılık
Ukrayna, ağustos ayının başında başlattığı sürpriz Kursk harekatı ile 21 ağustosta 15 ayrı bölgede gerçekleştirdiği en geniş çaplı drone saldırılarından birini düzenleyerek Kiev’in tamamen “savunma odaklı” strateji üretmediğini tekrar göstermişti. Bu drone saldırılarında da, son dönemde istikrarlı bir şekilde hedef alınan petrol rafineleri, enerji santralleri ve mühimmat depolarının yine hedef olarak belirlendiği görülmüştü. Özellikle ağustos ayında kendi topraklarında ve hatta başkentte dahi savaşın Rusya’ya yansımalarını hissettirmek isteyen Kiev, şartları mümkün olduğunca dengelemeye çalışıp pazarlık gücünü de arttırmayı amaçlıyor.
Tver’deki mühimmat deposunun milyon dolarlık zararının yakında, Rus Kuzey Harekat Grubunun ikmalinde görülebilecek negatif etkilerin oluşması da olağandır. Kremlin Sarayına yapılmış ya da yapılacak olan saldırıların sonuçlarını ise maddi bir değerlendirmeden ziyade Rus halkında ve Putin yönetiminin itibarına yaratacağı olumsuz etkileri üzerinden düşünülmelidir.
Savaş, Rus topraklarına yalnızca dronelar ile taşınmadı
17 Kasım’da, rutin saldırılarından ayrı olarak son dönemde aylık bazda gözlemlenen, Ukrayna’nın yine enerji tesislerini, sivil ve askeri yapıları hedef alan 120 füze ve 90 drone ile gerçekleştirilen geniş çaplı saldırılar, 13 Eylül’deki benzer saldırılardan daha şiddetli olduğu görülmüştü. Kiev, sürpriz ve başarılı sayılabilecek Kursk harekatına rağmen ülkenin doğusunda işgal bölgesinde ilerlemeye devam eden Rus birliklerinin durdurulması ve Moskova’nın ateşkese zorlanması ve hareket alanının sınırlandırılmaması için uzun süredir “uluslararası bir kabul” almaya çalışmakta. Zelensky, Odesa’ya gerçekleştirilen son füze saldırısının ardından yaptığı açıklamada da yer alan ve defaatle her platformda tekrar ettiği “Rusya’nın saldırı gücünü yok etmek” stratejisine bu nedenle destek beklemekte.
Öte yandan Kursk harekatı, Rus sınırlarının savaş sırasında ne halde olduğunu ve Moskova’nın Ukrayna’nın içerisinde boğulmuşken gardını nasıl düşürdüğüne yönelik tartışmalara neden olmuşsa dahi devamlılığı güç durmakta. Dolayısıyla Zelenski, işgale karşı savunma pozisyonunda kalmak durumunda olup, askere alımların yavaşladığı bugünlerde kara kuvvetleri ile yapabileceklerinin sınırlı olduğunu bilmekte. Bu sebeple, Rus topraklarında kara operasyonları icra etmek Ukrayna’nın Batılı devletlere sunduğu “Zafer Planı” içerisinde yer almamakta. Ancak, geçtiğimiz ay Ukrayna Parlamentosu tarafından onaylanan söz konusu bu planda Kiev’in uzun süredir beklediği başka bir gelişme yer alıyor.
Gözden Kaçmasın

Rusya’nın geniş çaplı işgali sonrası Batı’nın roket ve füze sistemleri desteği
Rusya’nın işgal harekatından dört ay sonra, 31 Mayıs 2022’de ABD Başkanı Joe Biden tarafından, Ukrayna’nın kendisinden çok daha kuvvetli düşmanına karşı savunma kapasitesini arttırmaya yönelik uzun soluklu bir yardım sürecini başlatıldı. Biden’ın açıkladığı pakette HIMARS roket sistemi de bulunurken, Washington’un savaşın boyutunu genişletmemek adına koyduğu “yalnızca Ukrayna topraklarında kullanım” şartı, bugünkü tartışmaların temelini oluşturmakta. Zira Biden yönetimi 2022’deki süreçte, bir yandan prensip olarak Rus topraklarında kullanılmamasını belirtirken aynı zamanda Ukrayna’ya hibe ettikleri HIMARS’ların 300 km menzilli versiyonu yerine 80 km olanlarını tercih etmesi dikkat çekicidir. Bu durum, ABD’nin savaşın başında Rus topraklarına kendi silahları ile yapılacak olası bir saldırıdan çekindiğini göstermektedir.
23 Haziran 2022’de ilk HIMARS sistemlerine erişim sağlayan Ukrayna ordusu, bundan 48 saat sonra Izyum’da Rus ordusuna 40 kayıp verdiren ilk kullanımını gerçekleştirmişti. Kısa bir süre sonra birim maliyeti 5 milyon dolar olarak bilinen HIMARS’lar, yeniden ABD’nin rutin destek paketinin içinde 4 adet olacak şekilde yer almıştır. ABD, ikinci kez tedarik ettiği bu sistemleri verirken “Rusya topraklarının derinlerine” kullanım izni vermediğini yinelemişti.
HIMARS desteği sonrası ATAMCSLAR gündeme geldi
Putin yönetimi, HIMARS transferleri için açık uyarılar yapmasına rağmen bununla ilgili somut bir karşılık vermemiş, süreci kabullenmişti. 2022’nin eylül ayında Ukrayna, HIMARS desteğine ek olarak, uzun menzilli füzeler konusunda geniş imkan ve ateş gücüne sahip olan Rus ordusu karşısında karşı saldırı kabiliyetini arttırmak maksadıyla Washington’dan ATACMS talebinde bulundu.
80 km menzilindeki HIMARS füzelerinin ardından, çok daha gelişmiş olan ATACMS füzeleri yalnızca işgal altındaki Ukrayna topraklarında bulunan Rus ordusu için bir tehdit oluşturmakla kalmıyor. Aynı zamanda, Rusya topraklarında bulunan enerji tesisleri, hava üsleri başta olmak üzere Batısında yer alan ATACMS menziline içerisinde olan askeri üsler, Ukrayna’da kullanılan balistik ve seyir füze sistemleri/depoları potansiyel hedef konumunda. ATACMS, hareket kabiliyetine sahip HIMARS aracılığıyla atılabildiği için “atış yap ve kaç” ile füze atışını yaptığı bölgeden hızlıca uzaklaşma şansına sahip olan Ukrayna personeli için önemli bir avantajı doğruyor. Bununla birlikte, bunu yaparken aynı zamanda sıcak çatışma bölgelerini daha gerisine, yani mümkün olan en güvenli noktadan hedefleri bulma imkanına sahip olmak anlamına geliyor.
2022’nin eylül ayının başlarında WSJ haberinden öğrendiğimiz Kiev’in Biden yönetiminden resmen ATACMS talep etmesi ve akabinde Moskova’nın bu adımı “kırmızı çizginin geçilmesi ve savaşa doğrudan dahil olmanın göstergesi” olarak tanımlaması savaşın “bir üst seviyeye taşınması” endişelerini körüklemişti. Rusya sadece gözdağı vermekle kalmamış, ATACMS transferleri ve aylar süren “Rusya topraklarında kullanım izni” diplomasisi sürecinde bu tehdide karşı risk almayarak ATACMS menzilindeki hava üslerinden savaş uçakları farklı bölgelere çekmişti.
Ukrayna kaynakları, ABD’den aldıkları ATACMS sayısının 50’yi geçmediğini bildirirken, hem bu sayı hem de ne kadarının kullanıldığının bilgisinin kesin olarak bilinmediğini ifade etmekte.
ATACMS talebinin ardından Storm Shadow’lar sahnede
Elbette Ukrayna, savunma kapasitesini arttırmak üzere yalnızca Washington ile yakın çalışmadı. Önemli bir NATO müttefiki olan ve Avrupa’da Rusya’nın işgal adımına karşı tahammül ve taviz seviyesinin en düşük olduğu ülkelerin başında gelen İngiltere, füze diplomasisinde önemli bir role sahiptir. Özellikle görevi bıraktıktan sonra dahi Rus bürokrasisi tarafından tepki çeken ve sıkı bir Ukrayna destekçisi olmaya devam eden Boris Johnson ve savunma bakanı Ben Wallace, uzun menzilli füzeler konusunda Zelenski yönetimi ile yakın çalışmıştı. Etkin özellikleriyle öne çıkan Storm Shadow seyir füzelerinin tedariği, İngiltere parlamentosunda tartışıldıktan sonra 2023’ün mayısında nihayete ermiştir.
ATACMS, Shadow Storms’lardan daha önce gündeme gelmesine rağmen ondan aynı yılın (2023) ekim ayında tedarik sağlanmıştır. Bu süreçte İngiltere ve ABD’nin bu füzeleri verirken izlediği ortak tutumu, bunların Rus topraklarında kullanılmaması üzerine yapmış olduğu uyarılardır. Ancak Rusya’nın 2014 ilhak ettiği Kırım ve 2022’deki işgalinden beri varlık gösterdiği Donetsk, Herson, Zaporijya ve Mariupol’ün BM ve NATO üyelerince Ukrayna toprağı sayıldığından, atışa yasakladı bölge sayılmamıştı.
Kremlin ise bu süreçte, ABD’nin ve İngiltere’nin uzun menzilli füze tedariğine yönelik “kırmızı çizgiye, savaşa dahil olma, savaşa uluslararası bir boyut kazandırma” suçlamaları yaparken, bir yandan kamuoyuna açık bir şekilde Kuzey Kore, İran ve Çin’den asker, silah, mühimmat ve savunmaya sanayinde kullanılan hammaddeler konusunda yardım almış olup, hâlâ hem askeri hem siyasi ilişkilerini sıkılaştırma eğilimindedir. Bölge dışındaki ülkelerden açık yardım alan Putin yönetimi, aynı şeyi Zelenski yönetimin yapmamasını isteyerek adeta “savaş şartlarında ayrıcalık” beklediğine dair eleştirileri beslemektedir.
2024 yazına gelindiğinde, Rusya'nın askeri gücünü sürdürebilmek için aldığı dış yardımların etkisiyle, balistik ve seyir füzeleriyle Ukrayna şehirlerine yönelik yoğun saldırılar devam ediyordu. Zelenski yönetimi, hibe aldıkları uzun menzilli füzeleri sadece Ukrayna topraklarında değil, Rusya’nın derinlerini hedef almak içinde kendilerinin önünün açılmasını açıkça talep etti. Özellikle ağustos ayından itibaren çeşitli platformlarda bu isteğini Ukraynalı lider, Rusya’nın geniş çaplı drone ve füze saldırılarının ardında da “Benzer orantıda karşılık vermek” amacıyla müttefiklerine yakınarak çağrıda bulundu. ifade eden Ukraynalı lider, Rusya’nın geniş çaplı drone ve füze saldırılarının ardında da “Benzer orantıda karşılık vermek” amacıyla müttefiklerine yakınarak çağrıda bulundu.
Zelenski’in çağırıları sürerken, Rus lider Vladimir Putin’in “Eğer Kiev’in önü açılırsa bu NATO’nun doğrudan savaşa dahil olması anlamına geldiğini,” söylemesi, aslında uzun menzilli füzelerin tedariği sürecindeki yaklaşımına benzerdi. Biden yönetimin son düzlüğünde uzun süredir beklettiği izni vermesi, tek başına bir liderin verdiği reaksiyonel bir karar olarak değil, AB ve NATO müttefiklerinin ortaklaşa ve planlı kararı olarak değerlendirilmelidir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.