Türkiye–Ürdün–Suriye Mutabakatı: Yeni Ulaşım Koridoru Neden Önemli?

Gazeteci Taha Emin, Türkiye–Ürdün–Suriye arasında imzalanan mutabakatla yeniden canlandırılması hedeflenen kara ulaşım koridorunun bölgesel ekonomi ve lojistik dengeler açısından önemini Fokus+ için kaleme aldı.
turkiye-urdun-suriye-mutabakati-yeni-ulasim-koridoru-neden-onemli.jpg

04.02.2026 - 16:11  |  Son Güncellenme:  04.02.2026 - 16:22

Türkiye, Suriye ve Ürdün ile ulaştırma alanında üçlü bir mutabakat zaptı imzalayarak, bölgesel çatışmalar nedeniyle on yılı aşkın süredir kesintiye uğrayan kara güzergahlarını yeniden açmayı hedefliyor. Bu adımla Ankara, Orta Doğu’nun ekonomik coğrafyasının merkezindeki konumunu yeniden güçlendirmeye yönelik stratejik bir hamle yapıyor. Söz konusu girişim yalnızca mal ve insan hareketini kolaylaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa, Levant ve Körfez arasında bir lojistik kapı olarak rolünü pekiştirecek şekilde bölgesel bağlantı ağlarını yeniden şekillendirmeye yönelik uzun vadeli bir vizyonu da yansıtıyor.  

Mutabakat, deniz taşımacılığı maliyetlerinin yükseldiği, geleneksel ticaret yollarının aksadığı ve bölgesel tedarik zincirlerinin yeniden yapılandığı bir dönemde imzalandı. Aynı zamanda Suriye’nin ekonomik çevresine kademeli olarak yeniden entegre edilmesine yönelik çabaların yoğunlaştığı bir süreçte hayata geçirildi.  

Stratejik koridor  

Bu sürecin resmi başlangıç noktası, Ürdün Bakanlar Kurulu’nun 25 Ocak’ta Ürdün, Türkiye ve Suriye arasında ulaştırma alanında bir mutabakat zaptını onaylaması oldu. Ürdün resmi haber ajansı Petra’ya göre mutabakat, üç ülke arasında iş birliğini ve karşılıklı bağlantıyı güçlendirmeyi, ulaştırma operasyonlarının verimliliğini ve sürdürülebilirliğini artırmayı ve altyapıyı geliştirmeyi amaçlıyor. Bunun da mal ve kişi hareketine doğrudan olumlu yansıması bekleniyor. Anlaşmanın kapsamı kara ve hava taşımacılığının ötesine geçerek demiryolları ile çok modlu lojistik sistemlerini de kapsıyor.   

Ayrıca standartların uyumlaştırılması, mevzuat yakınlaştırılması, dijital dönüşüm ve akıllı ulaşım sistemlerinin güçlendirilmesi ile özel sektörün sürece dahil edilerek yatırımların teşvik edilmesi de mutabakatın temel başlıkları arasında yer alıyor. Mutabakat kapsamında, ulaştırma bakanları ve ilgili kurum temsilcilerinden oluşacak ortak bir bakanlar komisyonu kurulması da öngörülüyor. Bu komisyonun uygulamayı denetleyecek ve stratejik yönlendirme sağlayacak üst düzey bir koordinasyon mekanizması olması planlanıyor.  

Ticaret Bakanı Ömer Bolat

Türkiye açısından bu anlaşma, ülkenin bölgesel bir transit ve lojistik merkezi olma hedefinin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu çerçevede Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ekim 2025’te Amman ziyareti sırasında Anadolu Ajansı’na (AA) yaptığı açıklamada, Hicaz Demiryolu’nun mevcut hattının onarılması ve modernize edilmesinin hem Türkiye hem de Ürdün açısından öncelik taşıdığını vurgulamıştı. Bolat, çok sayıda bölgesel aktörün sürece dahil olmasının yarattığı zorluklara rağmen koordinasyonun ilerlediğini belirtmişti.  

1900–1908 yılları arasında Şam ile Medine’yi birbirine bağlamak amacıyla inşa edilen Hicaz Demiryolu, bölgedeki tarihsel bağlantının en önemli sembollerinden biri olarak kabul ediliyor. Hattın Ürdün içindeki faaliyeti sürse de 2011’de başlayan savaş nedeniyle Suriye’ye uzanan seferler durmuş ve hattın sınır aşan niteliği fiilen ortadan kalkmıştı. Ancak bugün bu hattın yeniden canlandırılması, bölgesel ekonomik entegrasyon vizyonunun bir parçası olarak yeniden gündeme gelmiş durumda.  

Aynı bağlamda Bakan Bolat, transit ulaştırma anlaşmasını her iki ülke ulaştırma bakanlarının 28 Haziran’da İstanbul’da imzaladığını hatırlatarak, “Türk tırları Suriye üzerinden Ürdün ve Körfez’e inebilirler” dedi. Bolat ayrıca söz konusu koridorun 2026 yılında tam kapasiteyle hizmete girmesinin planlandığını ifade etmişti.  

Bölgesel ve uluslararası ilişkiler uzmanı Muhammed Eid Shatly, Türkiye, Ürdün ve Suriye’yi bir araya getiren bu ortak ulaşım koridorunun mevcut bölgesel konjonktürde derin stratejik anlamlar taşıdığını belirtti. Fokus Plus’a konuşan Shatly, projenin Türkiye’nin Levant’taki artan rolü için kritik bir dayanak noktası oluşturduğunu ve bölgeyi Avrupa pazarlarına bağlayan hayati bir geçit niteliği taşıdığını vurguladı.Shatly, Türkiye’nin Arap ülkeleri açısından sahip olduğu stratejik derinliğin bu koridora ayrıcalıklı bir önem kazandırdığını söyledi.  

Söz konusu koridorun yalnızca ekonomik ve ticari bağlantının ana damarı olmakla kalmadığını, aynı zamanda askeri ve güvenlik boyutlarıyla da üç ülke için büyük stratejik değer taşıdığını dile getirdi. Projenin Türkiye’nin bölgesel bir lojistik merkez olma hedeflerine hizmet etmesine ilişkin olarak Shatly, Türkiye’nin Levant ve Avrupa arasında coğrafi ve stratejik bir köprü işlevi gördüğünü belirtti. Aynı zamanda bu koridorun Asya, Avrupa ve Arap dünyası arasındaki bağlantıyı güçlendireceğini, Ankara’ya çok boyutlu stratejik ve ekonomik seçenekler sunacağını ve Türkiye’nin uluslararası ticaret ağlarında başlıca transit merkezlerden biri olarak konumunu pekiştireceğini ifade etti.  

Ekonomik fizibilite  

Ekonomik açıdan bakıldığında üçlü ulaşım koridoru, bölgedeki yüksek ticaret maliyetlerini düşürmeye yönelik somut bir girişim olması nedeniyle kritik önem taşıyor. Asharq Business gazetesinin 26 Ocak tarihli haberine göre üçlü anlaşma, on yılı aşkın süredir kesintiye uğramış kara yollarını yeniden işler hale getirerek bölgesel bağlantıyı güçlendirmeyi ve nakliye maliyetlerini düşürmeyi hedefliyor. Bu adım, üç ülkenin deniz taşımacılığına olan bağımlılığı azaltmaya çalıştığı bir dönemde atıldı.  

Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) verilerine göre Arap bölgesindeki ticaret maliyetleri, malların değerinin yaklaşık yüzde 148’ine ulaşıyor ve bu oran küresel ölçekte en yüksekler arasında yer alıyor. Bu durum, etkin bir kara koridorunun stratejik ekonomik değerini daha da artırıyor. Analistler, söz konusu koridorun yeniden aktif hale getirilmesinin, Avrupa pazarlarını Körfez’e bağlamak için Türkiye, Suriye ve Ürdün üzerinden daha düşük maliyetli ve daha verimli bir alternatif yaratabileceğini değerlendiriyor.  

Amman’daki Phoenix Ekonomik Araştırmalar Merkezi Direktörü Ahmed Awad, Asharq Business’a yaptığı değerlendirmede anlaşmanın, Türkiye’nin Avrupa kara yolu ve demiryolu ağlarıyla gelişmiş entegrasyonuna dayanan bölgesel bir transit koridorunu yeniden inşa etmeye yönelik stratejik bir adım olduğunu belirtti. Uzmanlar anlaşmanın tüm taraflar için somut kazanımlar getirmesinin muhtemel olduğuna dikkat çekiyor. Buna göre Türkiye, bölgesel lojistik merkezi olarak konumunu güçlendirecek ve transit gelirlerini artıracak.  

Suriye ise transit ücretleri ve yeniden yapılanmayla ilgili iş fırsatlarından faydalanacak. Ürdün de nakliye maliyetlerini düşürecek, ihracatının Türkiye üzerinden erişimini iyileştirecek ve Akabe Limanı ise önemli bir transit noktası olarak daha aktif bir rol oynayacak. Diğer taraftan analist Shatly, Suriye’nin bölgesel ekonomik çevresine yeniden entegre edilmesi açısından bu koridorun tarihsel bir anlam taşıdığını belirterek Şam’ın yüzyıllar boyunca Doğu ile Batı arasında başlıca bir ticaret geçidi olduğunu hatırlattı.  

Türkiye–Suriye arasındaki stratejik yakınlaşmanın, Şam’a bu rolü yeniden canlandırmak için gerçek bir fırsat sunduğunu söyleyen Shatly, söz konusu koridorun, Suriye ekonomisinin toparlanmasına katkı sağlaması ve istikrarı destekleyecek önemli ekonomik gelirler yaratmasının beklendiğini ekledi. Shatly ayrıca yeni koridorun daha maliyetli ya da siyasi açıdan kırılgan alternatif güzergahlara bağımlılığı azaltacağını, nakliye sürelerini kısaltacağını ve tedarik zincirlerinin entegrasyonunu güçlendireceğini belirtti. Bu nedenle hattın, Avrupa pazarlarını bölgeye daha istikrarlı bir güzergah üzerinden bağlayacağını ifade etti.  

Eski Ürdün Başbakan Yardımcısı Cevad el-Anani 

ESCWA raporları, kara koridorlarının yeniden işler hale getirilmesinin sürdürülebilir ekonomik toparlanmanın temel unsurlarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Öte yandan, Eski Ürdün Başbakan Yardımcısı Cevad el-Anani konuya ilişkin açıklamasında, ulaştırma sektörünün hem transit ticareti canlandırması hem de bölgesel entegrasyonu güçlendirmesi bakımından hızlı ekonomik etki yaratma potansiyeli en yüksek alanlardan biri olduğunu dile getirdi.  

Shatly ise, mutabakatın sürdürülebilir bir projeye dönüşmesinin önündeki en büyük engellerin güvenlik ve siyasi faktörler olduğunun altını çizerek, projenin başarısının Suriye'de istikrarın sağlanmasına bağlı olduğunu söyledi. Özellikle güvenlik açısından hassas bölgelerdeki devam eden istikrarsızlığın, projenin uygulanmasını zorlaştırabileceği konusunda uyaran Shatly, bu koridorun yeniden canlandırılması ve uzun vadede sürekliliğinin sağlanması için güvenlik ve istikrarın tesis edilmesinin temel koşul olduğunu sözlerine ekledi.