Türkiye-Irak Ortaklığı Stratejik Bir Dönüşüme mi Giriyor?

Araştırmacı Zeynep Gizem Özpınar, Türkiye-Irak ilişkilerinde enerji, güvenlik, ulaştırma ve su yönetimi alanlarında gelişen stratejik ortaklığı Fokus+ için kaleme aldı.
turkiye-irak-ortakligi-stratejik-bir-donusume-mi-giriyor.jpg

29.07.2026 - 10:09  |  Son Güncellenme:  31.07.2026 - 12:59

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin 28 Temmuz'da Ankara'ya gerçekleştirdiği resmî ziyaret, Türkiye ile Irak ilişkilerinde yeni bir dönemin işaretlerini taşıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan görüşmelerin ardından imzalanan anlaşmalar, enerji, güvenlik, ulaştırma ve su yönetimini kapsayan geniş bir iş birliği çerçevesi ortaya koydu.  

Orta Doğu'da güvenlik dengelerinin yeniden şekillendiği, enerji arz güvenliği ile ticaret koridorlarının küresel rekabetin merkezine yerleştiği bir dönemde Ankara ile Bağdat arasında kurulan ortaklık, ikili ilişkilerin sınırlarını aşan sonuçlar üretme potansiyeli taşıyor. 

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Yeni Irak hükûmetinin Washington ve Tahran'ın ardından Ankara'yı ziyaret etmesi, Türkiye'nin Bağdat'ın dış politika gündemindeki konumunu teyit ediyor. Ortak basın toplantısında enerji projelerinin yanı sıra terörle mücadele, Kalkınma Yolu Projesi, savunma sanayii ve su yönetiminin ele alınması, tarafların ilişkileri birbirini tamamlayan stratejik alanlar çerçevesinde ele aldığını gösteriyor.  

Heyette Irak Türkmen Cephesi Genel Başkanı Mehmet Seman Ağa ile Kerkük Valisi Rebwar Taha Mustafa'nın yer alması, Türkiye'nin Irak politikasında Türkmen toplumuna verdiği önemi ve Kerkük'ün çok etnisiteli yapısını stratejik denklemin bir parçası olarak gördüğünü ortaya koyan önemli bir ayrıntı. 

Enerjide yeni denklem 

Enerji güvenliği, üretim sahalarına erişim ve ihracat güzergâhlarının çeşitlendirilmesi, son yıllarda büyük güç rekabetinin başlıca eksenlerinden biri hâline geldi. Ankara ile Bağdat arasında kurulan yeni enerji ortaklığı, bu jeopolitik dönüşümün şekillendirdiği bir dönemde ortaya çıkıyor. 

En dikkat çekici gelişme, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TPAO) BP liderliğinde yürütülen Kerkük sahalarındaki projeye ortak olması oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, TPAO'nun projede yaklaşık yüzde 15 pay alacağını, sahaların yaklaşık 3 milyar varillik rezerv potansiyeli taşıdığını açıkladı. Böylece Türkiye, Irak petrolünün taşındığı güzergâhta transit ülke konumundan çıkarak üretim sürecinin doğrudan paydaşlarından birine dönüşüyor.  

Şubat ayında TPAO ile BP arasında imzalanan mutabakat zaptı ortak çalışma iradesini ortaya koymuştu; temmuz sonunda açıklanan anlaşma ise hazırlık sürecini somut bir aşamaya taşıdı. Bu kronoloji, Ankara'nın Irak enerji sektörüne yaklaşımının uzun vadeli bir planlamaya dayandığını gösteriyor. 

Yakınlaşma, Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması'nın sona erdiği bir döneme denk geliyor. Yaklaşık yarım asır boyunca iki ülke arasındaki petrol ticaretinin hukuki temelini oluşturan anlaşma, 27 Temmuz itibarıyla yürürlükten çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara'daki görüşmelerin ardından güncel ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir enerji anlaşması üzerinde çalışıldığını açıkladı. Taraflar, mevcut düzeni uzatmak yerine değişen bölgesel şartlara uyum sağlayacak bir çerçeve oluşturmayı hedefliyor. 

Görüşmeler sırasında Kerkük-Yumurtalık hattının kapasitesinin artırılması ve Basra bölgesinde üretilen petrolün de Türkiye üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırılması seçeneklerinin ele alınması, hattın stratejik değerini büyütüyor. Böyle bir senaryo, Türkiye'yi Irak'ın kuzeyindeki üretim sahalarına hizmet veren bir güzergâhtan çıkararak ülkenin farklı enerji havzalarını Akdeniz'e bağlayan başlıca çıkış noktalarından birine dönüştürebilir.  

Irak Başbakanı ez-Zeydi'nin Türkiye'ye günlük 1 milyon varil petrol tedarik edilebileceğine yönelik açıklaması ise enerji ortaklığının ulaştığı seviyeyi gösteriyor; teklif, ticari hacmi büyütmenin yanı sıra uzun vadeli karşılıklı bağımlılık kurma iradesini yansıtıyor. Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik riskleri ve Kızıldeniz'deki ticari taşımacılığı etkileyen gelişmeler göz önüne alındığında, kara hattı üzerinden kesintisiz petrol akışı Türkiye açısından önemli bir arz güvenliği avantajı sağlayabilir. 

Bağdat'ın petrol satışlarını çeşitlendirme arayışı, Kerkük merkezli üretimin uluslararası piyasalara açılmasında Türkiye'yi tercih edilen ortak konumuna taşıyor. Hattın geçmişteki seyri de bu güzergâhın hukuki ve siyasi kırılganlığını hatırlatıyor: Uluslararası Tahkim Mahkemesi'nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin petrol ihracatına ilişkin verdiği karar sonrası Mart 2023'te durdurulan hat, yaklaşık üç yıllık bir aranın ardından ancak 2026 Nisan'ında yeniden faaliyete geçebildi. İşletim istikrarının kalıcı hâle getirilmesi, ortaklığın güvenilirliği açısından belirleyici olacak. 

Doğal gaz alanındaki temaslar da stratejik ağırlık taşıyor. Irak'ın elektrik üretiminde uzun süredir yaşadığı doğal gaz açığı, Türkiye üzerinden geliştirilebilecek yeni tedarik modellerini gündeme getiriyor. Böyle bir iş birliği, enerji ilişkilerini tek yönlü petrol ticaretinden çıkararak daha kapsamlı bir ortaklık zemini kurabilir.  

Kerkük sahalarına ortaklık, Karadeniz doğal gazı, LNG altyapısı, Azerbaycan ve Türkmenistan projeleriyle şekillenen çeşitlendirme politikasının üretim ayağında yeni bir aşamayı temsil ediyor. Sürecin kalıcılığı ise Bağdat ile Erbil arasındaki gelir paylaşımı, üretim sahalarının hukuki statüsü ve yeni enerji anlaşmasının kısa sürede tamamlanması gibi başlıklarda sağlanacak ilerlemeye bağlı. 

Güvenlik ve ulaştırmada kurumsallaşan iş birliği 

Enerji alanında atılan adımlar, Türkiye ile Irak arasında şekillenen ortaklığın ekonomik temelini oluşturuyor. Uzun vadeli başarı güvenlik, ulaştırma ve bölgesel bağlantısallık alanlarında geliştirilecek kurumsal iş birliğine bağlı. Enerji yatırımlarının sürdürülebilirliği, ticaret koridorlarının güvenliği ve siyasi istikrar birbirini tamamlayan unsurlar niteliği taşıdığından, bu görüşmede terörle mücadele, Kalkınma Yolu Projesi ve savunma sanayii iş birliğinin enerji kadar geniş yer bulması planlı bir tercihin sonucu. 

Türkiye'nin Irak politikasında öncelikli başlıklardan biri, PKK'nın Irak topraklarındaki varlığının sona erdirilmesi ve sınır güvenliğini tehdit eden unsurların temizlenmesidir. Son iki yılda yürütülen yoğun diplomatik temaslar sonucunda Irak yönetiminin PKK'yı "yasaklı örgüt" ilan etmesi, Ortak Güvenlik Koordinasyon Merkezi'nin kurulması ve güvenlik kurumları arasındaki koordinasyonun güçlenmesi önemli bir kurumsal zemin oluşturdu. Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı İbrahim Kalın'ın Bağdat'ta yürüttüğü temaslar, bu sürecin sahadaki koordinasyonunu destekledi.  

Kalkınma Yolu Projesi

Güvenlik alanındaki gelişmelerin en önemli yansıması ise Kalkınma Yolu Projesi'nde görülüyor. Basra Körfezi'ni Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına bağlamayı hedefleyen ve yaklaşık 17 milyar dolarlık yatırım öngören proje, Irak'ın yeniden yapılanma sürecinin en iddialı girişimlerinden biri. Demir yolu, kara yolu ve lojistik merkezlerden oluşacak ağ, Türkiye açısından ekonomik kazanımlarla birlikte jeopolitik konumunu güçlendirecek bir yatırım niteliği taşıyor. 

Kalkınma Yolu'nun stratejik değeri, son yıllarda değişen küresel ticaret dengeleriyle daha da belirginleşti. Kızıldeniz'deki güvenlik riskleri ve Süveyş Kanalı güzergâhında yükselen maliyetler, alternatif ticaret koridorlarına ilgiyi büyüttü. Basra'dan başlayarak Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşacak güzergâh, küresel tedarik zincirlerine güvenilir bir seçenek sunarken Türkiye'nin Avrupa ile Körfez arasındaki lojistik merkez konumuna da katkı sağlayabilir.  

Projenin önemi, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) ile beraber değerlendirildiğinde daha net görülüyor. Türkiye, bu süreci rekabet ekseninde okumak yerine Orta Koridor ile Kalkınma Yolu'nu birbirini tamamlayan iki güzergâh olarak konumlandırıyor. Çin'den başlayarak Orta Asya ve Hazar üzerinden Türkiye'ye ulaşan Orta Koridor'un Basra Körfezi'ne uzatılması, Ankara'nın Asya, Avrupa ve Körfez arasında kesintisiz bağlantı sağlayan başlıca lojistik merkezlerden biri olma hedefini güçlendiriyor. 

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Kalkınma Yolu Projesi'nin tamamlanmasıyla iki ülke arasındaki ticaret hacminin 30 milyar dolar seviyesine çıkarılmasının hedeflendiğini açıkladı. Bu hedefin gerçekleşmesi, sınır kapılarındaki lojistik altyapının yenilenmesini ve gümrük süreçlerinin hızlandırılmasını gerektiriyor; ekonomik hedeflerle güvenlik koordinasyonunun paralel ilerlemesi, ortaklığın kalıcılığı açısından belirleyici bir rol oynayacak. 

Söz konusu vizyonun başarıya ulaşması, güvenlik şartlarının kalıcı biçimde sağlanmasına bağlı. Kalkınma Yolu güzergâhının önemli bölümü geçmişte terör örgütlerinin faaliyet gösterdiği alanlardan geçiyor; güvenliğin sürdürülebilir biçimde tesis edilemediği bir ortamda uluslararası yatırımcıların ve lojistik şirketlerinin projeye ilgi göstermesi kolay görünmüyor.  

Su diplomasisi ve bölgesel bağlantısallık 

Türkiye ile Irak arasında geliştirilen ortaklığın başka bir boyutu, uzun yıllar güvenlik eksenli tartışmaların gölgesinde kalan su meselesinin ilk kez ortak kalkınma anlayışıyla ele alınması oldu. İklim değişikliğinin etkilerinin derinleştiği, kuraklık riskinin büyüdüğü ve su kaynakları üzerindeki baskının arttığı mevcut konjonktürde bu yaklaşım, iki ülke ilişkilerine yeni bir stratejik boyut kazandırıyor. 

Irak Parlamentosu tarafından onaylanan ve 1 Eylül 2026'da yürürlüğe girmesi planlanan mekanizma kapsamında Fırat ve Dicle havzasında ortak projelerin geliştirilmesi, sulama altyapısının modernize edilmesi ve su yönetiminde teknik kapasitenin güçlendirilmesi hedefleniyor. Irak'ın Türkiye'ye gerçekleştireceği petrol satışlarından elde edilecek gelirin bir bölümünün bu projelerin finansmanında kullanılacak olması, doğal kaynak gelirlerini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle buluşturan yenilikçi bir model ortaya koyuyor. 

Su alanındaki iş birliği, enerji ve güvenlik başlıklarından bağımsız düşünülemez. Türk mühendislik ve müteahhitlik sektörünün altyapı projelerinde üstlenebileceği rol ekonomik ilişkileri derinleştirirken, iklim güvenliği ekseninde geliştirilen ortak projeler iki ülke arasındaki karşılıklı bağımlılığı güçlendirecek bir zemin kuruyor.  

Enerji, ulaştırma, güvenlik ve su yönetimi, birbirini tamamlayan stratejik sütunlar hâline geliyor. Bu bütüncül yaklaşım, Türkiye'nin son yıllarda benimsediği bağlantısallık vizyonuyla örtüşüyor: enerji hatları, ulaştırma koridorları ve altyapı yatırımları bölgesel entegrasyonu nasıl destekliyorsa, su yönetiminde geliştirilen ortak mekanizmalar da bu mimarinin tamamlayıcı bir parçasını oluşturuyor. 

Ankara'da imzalanan anlaşmalar, Türkiye ile Irak arasındaki ilişkileri çok boyutlu bir ortaklık evresine taşıyor. Önümüzdeki süreçte kapsamlı enerji anlaşmasının tamamlanması, Kerkük-Yumurtalık hattının geleceğinin netleşmesi, ulaştırma projelerinin finansmanının sağlanması ve güvenlik koordinasyonunun ileri bir seviyeye taşınması, sürecin kalıcılığını belirleyecek eşikler olacak. 

Enerji güvenliği, ulaştırma koridorları, savunma iş birliği ve ekonomik entegrasyonun tek bir stratejik çerçevede buluşması, Türkiye'nin bölgesel bağlantısallık yaklaşımının en somut örneklerinden birini oluşturuyor. Küresel enerji ve ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği mevcut uluslararası ortamda, bu ortaklığın kalıcı kurumsal mekanizmalarla desteklenmesi hâlinde Ankara-Bağdat hattı, Orta Doğu'nun istikrar ve ekonomik entegrasyon üreten en önemli eksenlerinden biri olarak öne çıkabilir. 

Sürecin önündeki en büyük sınav, imzalanan anlaşmaların siyasi söylemden çıkarak somut uygulama takvimlerine bağlanması olacak. Bağdat'ın iç siyasi dengeleri, Erbil ile sürdürülen müzakereler ve bölgesel güvenlik ortamındaki dalgalanmalar, ortaklığın hızını belirleyecek değişkenler arasında yer alıyor. Buna karşın Ankara'nın son iki yıldır izlediği tutarlı ve çok kanallı yaklaşım, Türkiye-Irak ilişkilerinin geçici konjonktürel gelişmelerden bağımsız, kurumsal bir zemine oturma ihtimalini güçlendiriyor.