Trump'ın "Kovma" İmparatorluğu

Gazeteci Ertuğrul Cingil, Trump’ın görevden alma pratiği üzerinden şekillenen siyasal yönetim tarzını Fokus+ için kaleme aldı.
trump-in-kovma-imparatorlugu.jpg

07.04.2026 - 16:48  |  Son Güncellenme:  08.04.2026 - 16:45

New York’un pragmatik müteahhitlerinden biri olan Donald Trump’ın yükselişi, iş dünyasındaki başarısının yanı sıra bunu medyada nasıl sahnelediğiyle de ilgili oldu. 

Babasından devraldığı emlak işlerini büyüterek marka hâline getiren Trump, NBC televizyonunda 13 yıl boyunca sunduğu “Çırak” (The Apprentice) programıyla oluşturduğu “başarılı iş insanı” imajını pekiştirdi. 

Yıllarca reyting rekorları kıran programının Trump’la özdeşleşen “Kovuldun” (You’re fired) repliği, onun zihniyet dünyasının da özeti gibiydi. 

Kovma sahneleriyle Amerikan televizyon tarihine geçen bu programla Trump, kendi markasını büyütürken zenginlik, güç ve otorite gösterisi yaparak milyonlara ulaştı. 

Donald Trump için “kovmak”, zamanla yalnızca bir yönetim tercihi değil; neredeyse bir siyasal refleks, güç dili ve sahne kurma aracı haline geldi. 

Medya sahnesine dönüşen oval ofis 

Medyada edindiği bu tecrübe, siyasete girdiğinde Trump’ın miting meydanlarında ve kampanya dilinde güçlü bir karşılık buldu. Yani Trump’ın siyasetteki yükselişi, sandıktan önce hem patron hem de sunucu olarak yer aldığı televizyon programındaki unutulmaz kovma seanslarıyla başladı. 

Her bölümde yarışmacıları kovarken gösterdiği soğukluk, kibir ve mutlak otorite, ekran başındaki milyonlara şu mesajı veriyordu: 

“Ben kararsız değilim. Ben tereddüt etmem. Ben kovarım.” 

Kovmak, Trump için bir sorunu çözmekten öte, güçlü bir iletişim aracı ve kontrolün kimde olduğunu hatırlatmanın etkili bir yöntemi. 

ABD başkanlığına geldiğinde de bu televizyon dilini ve sıra dışı şov tarzını sürdüren Trump için sadece set değişirken rol büyüdü. 

Donald Trump için Beyaz Saray artık bir devlet kurumu olmanın yanı sıra adeta büyük bir medya sahnesiydi. Bakanlar, sözcüler, danışmanlar ve yönetim ekibinin tamamı ise kovulmak için sırasını bekleyen yarışmacılardı. 

Sadakatin liyakatten her zaman önce geldiği Trump için kovmalar, bir tür güç gösterisi ve liderlik dizaynı işlevi gördü. 

İlk başkanlığı döneminde Dışişleri Bakanı yaptığı Rex Tillerson’ı Twitter’dan kovdu. FBI Direktörü James Comey’yi kürsüde konuşma yaptığı sırada görevden alırken, Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ı “çok savaş yanlısı” diyerek azletti. 

Adalet Bakanı Jeff Sessions’tan Özel Kalem Müdürü Reince Priebus’a kadar kendi atadığı bakanları, danışmanları ve sözcülerini itibarlarını hedef alarak görevden aldı. 

Liste o kadar uzundu ki Brookings Enstitüsü verilerine göre Trump’ın ilk başkanlık dönemindeki ekibinde değişim oranı yüzde 92’ye ulaştı. 

Trump Tower’da kurduğu gösteri imparatorluğunu Beyaz Saray’da politik güce dönüştürmeyi başaran Trump için Oval Ofis, artık medya şovlarının merkez stüdyosu haline geldi. 

Kovmanın siyasal anatomisi 

Beyaz Saray’a tekrar döndüğünde, ilk başkanlık sürecindeki yarım kalmış hesaplarını kapatmak için daha agresif ve saldırgan bir yönetim tarzı benimsedi. 

Göreve başlar başlamaz “müesses nizamla” hesaplaşma hamleleri yapan Trump, otuza yakın üst düzey istihbaratçıyı tasfiye etti. CIA’da 1200 pozisyonu kaldırmak için harekete geçen Trump, emekliliğe zorlamayı da etkili bir baskı aracı haline getirdi. 

Kendisine yönelik soruşturma yürüten 24 savcıyı hızla görevden alan Trump, 6 Ocak Kongre baskınında yargılanan 1500 kişiyi yemin ettikten hemen sonra affetti. 

Trump’ın kendisine yönelik “cadı avı” başlattığını ileri sürdüğü aktörlere yönelik bu agresif hamlelerine rağmen, kabine ekibinden isimleri kovma konusunda ilk dönemine göre daha temkinli bir çizgi izliyordu. 

Bunun da sebebi, ilk dönem kabine ekibinde devlet tecrübesi daha yüksek, iş çevrelerinde prestiji bulunan güçlü isimlerle çalışmasıydı. 

Dışişleri Bakanlığına atadığı ExxonMobil CEO’su Rex Tillerson ve 2,9 milyar dolarlık servetiyle Ticaret Bakanlığına atadığı Wilbur Ross gibi isimlerle Amerikan tarihinin en zengin kabinesini kurdu. 

Patronların ağırlıkta olduğu ilk kabinesinin güvenlik ayağını ise Savunma Bakanlığına atadığı emekli General James Mattis, İç Güvenlik Bakanlığına getirdiği emekli General John Kelly ve CIA Direktörü yaptığı Mike Pompeo gibi tecrübeli isimler oluşturuyordu. 

Hatta ilk dönem Beyaz Saray İletişim Direktörü olan Anthony Scaramucci’yi sadece 11 gün içinde kovmasıyla ABD başkanları tarihine geçecek bir rekora imza attı. 

Trump’ın yönetim anlayışında liyakat çoğu zaman ikinci planda kalırken, sadakat bile tek başına yeterli olmadı. Çünkü onun sisteminde sadakat statik değil, sürekli ispat edilmesi gereken bir bağlılık biçimidir. 

Bu yüzden bir gün en yakınında olan bir isim, ertesi gün kamuoyu önünde itibarsızlaştırılarak görevden alınabiliyor. 

Süreç içerisinde ters düştüğü birçok ismi kovarak güç gösterisi yapan Trump, böylece ekibi içinde de “her an tasfiye edilebilirim” psikolojisini diri tutuyor. 

Amerikan tarihinin en yoğun bakan kovma sürecinin yaşandığı ilk dönemde Trump’ın yakın ekibinden birçok önemli isim de hakkındaki soruşturmalar nedeniyle hedef hâline gelerek istifa etmek zorunda kaldı. 

İşte bu geçmiş tecrübesinden ders çıkaran Trump, ikinci dönem seçimlerinde en temel kriter olarak koşulsuz itaati esas alarak yakın ekibini mutlak sadık isimlerden seçti. Çoğu kendi kampanyasında ya da kişisel işlerinde çalışmış isimlerden oluşan kabinesinde liyakatten çok sadakat öne çıkıyor. 

Ayrıca damadı Jared Kushner başta olmak üzere yakın arkadaşı Steve Witkoff gibi isimlere de hiçbir diplomatik tecrübeleri olmamasına rağmen Orta Doğu, Rusya ve İran müzakerelerinde en kritik görevleri verdi. 

Hatta Kushner’in vergi kaçakçılığı, tanık manipülasyonu ve adaleti engelleme suçlarından 2 yıl hüküm giymiş babası Charles Kushner’i affederek Fransa Büyükelçisi olarak atadı. 

Musk’la güç kavgası 

Donald Trump’ın ilk döneminin en önemli kırılması, teknoloji devi Elon Musk’la yaşadığı gerilim oldu. 

Trump’ın kampanyasına yaptığı yüklü bağışların yanı sıra seçim mitinglerinde boy göstererek güçlü destek veren Musk, kabinede yeni oluşturulan Hükümet Verimliliği Bakanlığının (DOGE) başına getirildi. 

Trump’ın aile çevresine girecek kadar yakın ilişki kuran Musk’ın, Trump’ın çok önem verdiği 500 milyar dolarlık vergi tasarısına bütçe açığını artıracağı gerekçesiyle “iğrenç” diyerek muhalefet etmesi bardağı taşırdı. 

Geçen yıl mayıs ayında sert suçlamalarda bulunarak görevinden ayrılan Musk’ın, Trump’ın pedofili Jeffrey Epstein skandalıyla bağlantılı olduğu suçlamasını gündeme getirmesi gerilimi zirveye taşıdı. 

Buna karşılık Trump da Musk’ı “aklını kaçırmış zavallı adam” olarak nitelendirerek şirketlerine verilen devlet desteklerinin kesilebileceğini ima etti. 

Karşılıklı sert tartışmalara rağmen son dönemde iki isim arasındaki tonun yeniden yumuşadığı, hatta İran savaşı sürecinde tekrar yakın iş birliği içine girdiği görülüyor. Çünkü bu inişli çıkışlı ilişkide Musk’ın şirketlerinin devletten aldığı işlere, Trump’ın ise Musk’ın teknolojilerine olan ihtiyacı karşılıklı stratejik bağımlılık oluşturuyor. 

Trump’ın kovma sezonu başladı 

Kovma tutkusuna epeyce ara vermiş olan Trump, en iyi bildiği refleksine tekrar geri dönmüşe benziyor. 

İlk olarak İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’i görevden alan Trump, kişisel avukatı olarak da görev yapmış olan Adalet Bakanı Pam Bondi’yi de kovmaktan çekinmedi. 

Trump’a en sadık isimlerden biri olan Bondi’nin kovulma gerekçelerinin başında Epstein skandalındaki kötü yönetimi gösteriliyor. 

Hem Kongreden hem de MAGA tabanından ciddi eleştiri bombardımanına maruz kalan Bondi’nin, Trump’ı bu karanlık dosyadan kurtarmak için yaptığı tüm hamleler kovulmasını engelleyemedi. 

Epstein belgelerinde şeffaflık illüzyonuyla tam bir karartma uygulayan Bondi, Adalet Bakanlığının görece tarafsızlığını bile erozyona uğrattı. Ancak Bondi’nin Trump’ı en çok kızdıran yönü, başta eski FBI Başkanı James Comey olmak üzere şahsi düşmanlarına karşı yeterince sert olmaması. 

Joe Biden döneminde hakkında yürütülen ve “cadı avı” olarak tanımladığı soruşturma sürecinde payı olan isimlerle ilgili Bondi’nin yürüttüğü hukuki süreçlerin neticesiz kalması, Trump’ı çılgına çevirmiş görünüyor. 

Yaşanan bu tasfiye dalgası, Trump yönetiminde liyakatin yerini alan mutlak itaatin ve sadakatin bile görevde kalmak için yeterli olmadığını özetliyor. 

Pentagon’da teolojik kıyım 

Kabinede kovma seansları başlarken Pentagon’da ise İran’da giderek sertleşen ve çok yönlü maliyeti ağırlaşan savaşın ortasındaki tasfiyeler deprem etkisi oluşturdu.

ABD Başkanı Donald Trump

Trump’ın kovma reflekslerini örnek alan kabinenin en tartışmalı ismi olan Pete Hegseth, Kara Kuvvetleri Komutanı Randy George başta olmak üzere üç önemli generali geçen hafta gece yarısı operasyonuyla kovdu. 

ABD uçaklarının düşürüldüğü, Hürmüz Boğazı’nın açılamadığı ve kayıpların giderek arttığı İran savaşında yaşanan kaotik tabloya rağmen Hegseth’in sahnelediği kovma gösterisi, Pentagon’un kurmay beynine vurulan darbenin en açık yansıması. 

Bu görevden almaların en güçlü gerekçesi, İran’da Amerika’yı bataklığa çekebilecek kara harekâtının risklerine dikkat çeken tüm askerî direnç noktalarının tasfiye edilmesi. 

Hegseth, tıpkı Trump gibi Pentagon’da kendisine teknik birikimleri ve liyakatleriyle itiraz eden değil, her emrini sorgusuz uygulayan sadık kadrolarla doldurma derdinde. 

Amerikan askeri aklını dizayn etme operasyonunu bakanlığa geldiğinden beri sürdüren Hegseth’in motivasyonu, stratejik olmaktan öte teolojik saplantılara dayanıyor. Çünkü Hegseth, vücuduna kazıttığı dövmelerinde de açıkça görüldüğü gibi beyaz üstünlükçü görüşlere, Haçlı zihniyetine ve Evanjelik takıntılara sahip militan bir aktör. 

Amerikan ordusunun yüksek kariyer çizgisine sahip, Irak ve Afganistan’da savaş tecrübesi yaşamış George’la birlikte görevden alınan iki general, Hegseth’in işte bu ideolojik ve teolojik bariyerine tosladı. 

Bugüne kadar onun üzerinden üst düzey komutanları görevden alan Hegseth’in bu hamleleri Pentagon’u karanlık bir teolojik mahzene dönüştürüyor. 

Böylece İran’ın coğrafi derinliğini ve asimetrik cehennemini bilen profesyonel askeri zekayı infaz eden Hegseth, ordunun beynini söküp yerine sadece “evet” diyen ideolojik protezler yerleştiriyor. Çünkü İran savaşı, Hegseth için jeopolitik bir hamle değil; bizzat kaleme aldığı “Amerikan Haçlı Seferi” kitabındaki “kutsal” mücadelenin kanlı bir provası. 

Bu arada Pentagon’un manevi hizmetlerine bakan Tümgeneral William Green Jr.’ın görevden alınması Hegseth’in inanç genetiğiyle oynayarak Amerikan ordusundaki asırlık dini çeşitliliği evanjelik bir potada eritmeye çalıştığının en açık göstergesi.  

İki yüzden fazla inanç kodunu tek kalemde silip atan Pentagon tarihindeki ilk kez yaşanan bu ideolojik tasfiye, Pentagon’u bir savunma gücü olmaktan çıkarıp Hristiyan milliyetçiliğinin bayraktarlığına hapsediyor. 

Ordunun dinsel çeşitliliğini tırpanlayan, kadın ve siyahi komutanların yükselişine set çeken bu militan dünya görüşü, Pentagon’u teolojik bir milis yapılanmasına dönüştürüyor. 

Komuta zincirini felç eden bu hamleler, Amerikan ordusunu bir savunma gücü olmaktan çıkarıp İsrail’e hizmet eden sonu belirsiz bir “kutsal savaşın” yakıtı haline getiriyor. 

Kent’in İsrail’in yalanlarını çökerten istifası 

Aslında bu konudaki en net çıkışı, Trump yönetimine sert eleştiriler içeren istifasıyla Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent yaptı. 

Yeşil bereli, CIA saha ajanı ve eşini terör saldırısında kaybetmiş bir gazi olan Kent, Trump yönetiminin dış politikasını esir alan “İsrail lobisi” kıskacını ve savaşın sahte meşruiyetini tüm çıplaklığıyla ifşa etti. 

Dünyaya ağır bedeller ödeten kanlı savaşı sorgulayan Kent’in “İran yakın bir tehdit değildi” çıkışı, İsrail’in tezgahıyla Pentagon ve Beyaz Saray tarafından kurulan o karanlık kurguyu darmadağın etti. 

Çünkü Kent’in “Başkan kandırılmıştır” teşhisi, Amerikan devletinin en mahrem güvenlik biriminden yükselen bir “ihanet” çığlığı oldu. 

Tabandaki izolasyonist kanadın sabrının taştığını gösteren bu istifa, savaşın hukuki zeminini ve meşruiyetini sarsmakla kalmadı; Trump’ın “sonsuz savaşları bitirme” vaadini nasıl feda ettiğini de ortaya koydu. 

Joe Kent, Trump’ın bizzat “gerçek bir Amerikan kahramanı” ilan ettiği bir isimken bugün “İsrail istihbaratının koordineli nüfuz operasyonuna” dikkat çektiği için bir gecede aforoz edildi. 

Amerikan dış politikasıyla gerçeklik arasındaki kopuşun açık bir teşhiri olan bu süreç, Trump’ın kendi ideolojik kadrolarını nasıl feda ettiğinin göstergesidir. Artık sahnede gerçek tehditleri analiz eden profesyoneller değil; teolojik saplantılı sadakat kadroları var. 

İtiraz edenler dışlanıyor, sorgulayanlar tasfiye ediliyor ve her kriz yeni bir “kovma” sahnesine dönüştürülüyor. 

Trump kovma şovuna kiminle devam edecek? 

Küresel sistem, bir liderin öfke nöbetleriyle sarsılabilecek kadar kırılgan hale geldi. 

Hürmüz’de enerji krizi büyürken Amerikan savaş uçaklarının düşürülmesi, sadece askerî bir zafiyet değil; aynı zamanda Washington’un caydırıcılık iddiasının da parçalanması anlamına geliyor. 

Çok yönlü kayıplarla giderek ağırlaşan tabloya Donald Trump’ın küfürlü tehditleri ve çelişkilerle dolu açıklamaları eklendiğinde dünya; savaş ile barış, diplomasi ile yıkım arasında ölümcül bir tahterevallide savruluyor. 

Trump yönetimi dışarıda İran bataklığına saplanırken, içeride adeta bir “kovma ritüeli” ile sarsılıyor. 

Böylece kurumsal hafızanın aşındığı, politik sürekliliğin bozulduğu ve karar alma süreçlerinin öngörülemez hale geldiği bir sistem ortaya çıkıyor. 

Trump’ın kovma siyaseti, ilk bakışta mutlak kontrolün göstergesi gibi görünse de aslında sürekli tasfiye ihtiyacı duyan ve tehdit algısıyla hareket eden bir yönetim yapısına işaret ediyor. 

Şimdi Washington kulislerinde yeni “kovma listesi” konuşuluyor. Epstein skandalındaki zafiyetleri ve İran bağlantılı siber sızıntıları nedeniyle FBI Başkanı Kash Patel hedef tahtasının merkezinde. 

Devletin en kritik güvenlik kurumunun başındaki ismin böylesi bir tartışmanın odağında olması, krizin sistemin güvenlik mimarisini de sarstığını gösteriyor. 

Susan Wiles

Öte yandan Beyaz Saray’ın iç halkasında da huzur yok. Göğüs kanseriyle mücadele eden Trump’ın “buz kadını” Özel Kalem Müdürü Susan Wiles’ın dahi görevden alınabileceği konuşuluyor. 

Ticaret Bakanı Howard Lutnick gibi isimlerin de Trump’ın seçimler öncesinde devam etmesi beklenen tasfiye refleksinden kaçamayabileceği değerlendiriliyor. 

Trump’ın siyasal sis bombası 

Teolojik ve ideolojik söylemleriyle Pentagon’daki kurumsal dengeyi derinden sarsan Pete Hegseth’in, İran sahasındaki başarısızlıkların faturasıyla yüzleşebileceği öngörülüyor. 

Aslında Trump’ın tutkusu haline gelen kovma eylemi, savaşın gidişatına bağlı olarak devreye tekrar sokabileceği bir tür “siyasal sis bombası” işlevi görebilir. 

ABD Başkanı Trump, gündemi değiştirmenin en etkili aracı olarak gördüğü kovma yöntemiyle içerideki savaşın etkilerini perdeleyerek kendine yeni bir zafer hikayesi yazabilir. 

Trump, krizleri gerçekçi yöntemlerle yönetmek yerine teolojik savrulma ve ekip kovma stratejisine sarıldıkça Amerika sadece dış cephede değil, kendi yönetim yapısında da derin bir çözülmenin eşiğine sürükleniyor. 

Sonuç olarak ortaya çıkan manzara net: Dışarıda belirsizliklerle örülü karanlık bir savaşı sürdüren Trump, içeride ise kontrolsüz bir tasfiye dalgası başlatmış görünüyor. 

Ve ABD Başkanı Trump’ın yaşam biçimi haline getirdiği kovma performansının yeni isimlerle devam etmesi bekleniyor.