Trump’ın İran Hamlesi İç Siyasette Neden Geri Tepmedi?

Araştırmacı Enes Kılıç, Trump’ın İran’a yönelik askeri hamlesinin ABD iç siyasetindeki yansımalarını Fokus+ için kaleme aldı.
trump-in-iran-hamlesi-ic-siyasette-neden-geri-tepmedi.jpg

24.03.2026 - 15:01  |  Son Güncellenme:  09.04.2026 - 14:25

Bundan birkaç yıl önce, Donald Trump’ın Orta Doğu’da yeni bir savaş başlatması pek çok kişi için uzak bir ihtimaldi. 2024 seçim sürecinde, Başkan Yardımcısı JD Vance ile birlikte sahaya çıkan Trump, “barış” vurgusunu merkeze alan bir kampanya yürüttü.  

Gazze ve Ukrayna dosyalarında hızlı çözüm, küresel askeri angajmanların azaltılması, Washington’un ittifak yükünün hafifletilmesi öne çıkan başlıklardı. Seçilir seçilmez Körfez ülkelerine yaptığı ziyaretlerde de bu vurguyu pekiştirdi. 

Trump’ın siyasi geçmişi de bu çizgiyi destekliyordu. George W. Bush döneminin müdahaleci politikalarını sert sözlerle eleştirmiş, Irak Savaşını açıkça hedef almıştı. Bu nedenle İran’a yönelik askeri adımı, birçoklarınca kendisiyle çeliştiği için ona siyasi olarak puan kaybettirecek ve oy kaybı ile sonlanacak bir süreç olarak algılanıyor. 

Ancak eldeki veriler, Birleşik Devletler Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent’in istifası gibi münferit olayların da aksine, Trump’ın kendi tabanında bir destek erozyonu yaşadığına işaret etmiyor. 

Cumhuriyetçi tabanda güçlü destek dalgası anketlerde 

Başkan Trump’ın Irak savaşının aksine Demokratları ve uluslararası sahnede müttefiklerini ikna etme çabasında bulunmadığı bir sır değil. Ancak siyasi rakiplerinden gelecek desteğe de ihtiyaç duyduğunu düşünmüyor.  

Cumhuriyetçi seçmen cephesi bu manada onun tadını kaçıracak bir tablo halihazırda oluşturmuyor.  

Şubat sonu ile mart ortası arasında yapılan anketlerin ortalaması, İran’a yönelik askeri müdahalenin parti tabanında ciddi destek bulduğunu gösteriyor. 

Cumhuriyetçilerin yaklaşık yüzde 77’si operasyonu destekliyor. Karşı çıkanların oranı yüzde 13’te kalıyor. Bu tablo, net destek oranının oldukça yüksek seviyeye taşındığını ortaya koyuyor.  

Göç politikası dışında Trump’ın en yüksek destek gördüğü başlıkların başında İran geliyor. 

Dikkat çeken bir diğer nokta, desteğin kaynağı. Geleneksel Cumhuriyetçilerden çok, kendini MAGA çizgisine yakın tanımlayan seçmenler bu politikaya daha güçlü destek veriyor. Farklı anketlerde MAGA seçmeninde destek oranı yüzde 85–90 bandına kadar çıkıyor. 

MAGA ile izolasyonizm arasındaki fark anlaşılmalı 

Özellikle Amerika dışında, MAGA hareketi ve izolasyonizm sıkça birbirlerinin yerine kullanılan terimler haline gelmiş olsa da ortaya çıkan tablo aslında bu iki kavramın birbiriyle karıştırılmaması gerektiğini gösteriyor.  

MAGA hareketi birçok diğer vaadin yanı sıra izolasyonist sözler vermiş olsa da izolasyonist yaklaşım ile birebir aynı zeminde buluşmuyor. 

Cumhuriyetçi Parti içindeki farklı grupların incelendiği ve Financial Times tarafından hazırlanan çalışmada, “kültür savaşçıları” ve ekonomik popülistler Amerikan sağının en geniş tabanını temsil eden gruplar olarak zikrediliyor.  

Örnek vermek gerekirse, rapor, “kültür savaşçıları” olarak nitelendirilen ve muhafazakar değerleri savunan çizgi Cumhuriyetçiler içinde %30’un üstünde bir oranda tespit edilirken, izolasyonistler ise daha dar bir kesimi olarak yüzde 10 civarında seyrediyor. 

İzolasyonist kanat, ABD’nin müttefiklerini korumak için asker kullanmasına karşı çıkıyor. Buna karşın parti içindeki diğer gruplar, gerektiğinde askeri gücün devreye girmesini destekliyor. Bu ayrım, İran politikasına verilen desteği anlamada kritik rol oynuyor. 

Lider etkisi seçmen davranışını şekillendiriyor 

ABD siyasetinde kutuplaşma yeni değil. Ancak Trump döneminde lider etkisi daha görünür hale geliyor. Seçmen eğilimleri, liderin pozisyonuna paralel şekilde hızlı değişim gösterebiliyor. 

Önceki örnekler bu durumu net biçimde ortaya koyuyor. İran’a yönelik önceki saldırılar öncesinde Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 23’ü müdahaleye sıcak bakıyordu. Saldırıların ardından bu oranın yüzde 69’a yükseldiği görülüyor. 

Benzer bir değişim Nicolas Maduro yönetimine karşı planlanan müdahalede de yaşandı. Operasyon öncesinde düşük seyreden destek, süreç ilerledikçe hızla arttı ve operasyon sonrasında zirveye çıktı. 

Bu tablo, Trump’ın siyasi ağırlığının yalnızca söylemle sınırlı kalmadığını, seçmen davranışını doğrudan etkilediğini gösteriyor. Donald Trump’ın MAGA hareketini kendi şahsında temsil ettiği iddiası, sahadaki verilerle belirli ölçüde örtüşüyor. 

MAGA elitleri arasında sert ayrışma 

Tabandaki güçlü desteğe rağmen, hareketin önde gelen isimleri arasında ciddi görüş ayrılıkları dikkat çekiyor. Eleştirel sesler giderek daha görünür hale geliyor. 

Medya fenomeni Tucker Carlson, İran dosyasının ABD’nin değil, bölgesel aktörlerin meselesi olduğunu savunuyor. Popüler MAGA figürü ve Trump ile ters düşen eski senatör Marjorie Taylor Greene, partinin yön değiştirdiğini ve tabanın beklentilerinden uzaklaştığını dile getiriyor. 

Amerika’nın en popüler sağcı podcast yayınının sahibi Joe Rogan, seçmenler arasında rahatsızlığın arttığını ve “ihanet” hissinin konuşulduğunu belirtiyor. Nick Fuentes gibi daha radikal çevrelerde ise tepki daha sert. Bazı isimler, Cumhuriyetçilere karşı sandıkta cezalandırma çağrısı yapıyor. 

Trump’ın eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton gibi şahin kanat bazı Cumhuriyetçiler de operasyonun hazırlık sürecine ve stratejik planlamasına yönelik eleştirel bir tutum takınıyor.  

Beyaz Saray içinde temkinli mesafe 

Görüş ayrılıkları yalnızca medya ve siyasi yorumcularla sınırlı kalmıyor. Yönetim içinde de daha temkinli bir ton dikkat çekiyor. 

Trump’ın danışmanlarından David Sacks, operasyonun uzatılmaması gerektiğine dair mesajlar veriyor. Başkan Yardımcısı JD Vance’in ise süreç boyunca daha düşük profilli bir duruş sergilediği görülüyor. 

ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance

Vance’in kamuoyuna net bir destek açıklaması yapmaktan kaçınması, perde arkasında farklı değerlendirmelerin yapıldığına işaret ediyor. Bu tablo, karar alma mekanizmasında tam bir fikir birliği olmadığını ortaya koyuyor. 

Amerikan kamuoyunda sınırlı destek 

Cumhuriyetçi tabanın aksine, genel kamuoyunda destek daha kırılgan bir zeminde ilerliyor. 

Anketlere göre Amerikalıların yaklaşık yarısı İran’daki askeri operasyona karşı çıkıyor. Destek oranı yüzde 40 civarında kalıyor. Bağımsız seçmenlerde ise bu oran daha da düşüyor. 

Tarihsel karşılaştırmalar dikkat çekici. Afganistan ve Irak savaşları başlangıçta çok daha yüksek kamuoyu desteğiyle başlamıştı. İran operasyonu ise daha ilk aşamada düşük destekle karşılaşıyor. 

Bu tablo, sürecin uzaması halinde kamuoyu desteğinin daha da eriyebileceğine işaret ediyor. 

Siyasi risk büyüyor 

Ortaya çıkan tablo, Cumhuriyetçi Parti açısından çok katmanlı bir risk alanı yaratıyor. 

Bir yanda lidere güçlü bağlılık gösteren bir taban bulunuyor. Diğer yanda ise hareketin önde gelen isimleri arasında derinleşen görüş ayrılıkları dikkat çekiyor. Bu ayrışmanın zamanla tabana yansıma ihtimali masada duruyor. 

Aynı zamanda sınırlı kamuoyu desteği, savaşın maliyeti arttıkça daha büyük bir siyasi baskıya dönüşebilir. Trump yönetimi, bir yandan taban desteğini korumaya çalışırken diğer yandan geniş seçmen kitlesindeki rahatsızlığı yönetmek zorunda kalabilir. 

Sahadaki gerçeklik sınavın sonucunu belirler 

İran dosyası, Trump liderliği ile tabanı arasındaki ilişkinin en önemli sınavlarından biri haline geliyor. 

Tabanın sadakati kısa vadede güçlü görünse de savaşın uzaması halinde dengeler hızla değişebilir. Elitler arasındaki çatlak derinleşirse, bu durum siyasi maliyeti artırabilir. 

Sonuçta belirleyici olan tek bir faktör öne çıkıyor: sahadaki gelişmeler. Savaşın seyri hem kamuoyu desteğini hem de parti içi dengeleri doğrudan etkileyecek. Ancak Washington’ı takip edenler için gözler artık yalnızca cephede değil, aynı zamanda iç siyasetteki bu kırılgan dengede.