THK’nın Yeni Kanatları: Eurofighter’la Yeni Bir Dönem Mi Başlıyor?
14.07.2025 - 17:11 | Son Güncellenme: 05.02.2026 - 14:38
Türk Hava Kuvvetleri, yaklaşık 250 aktif F-16 savaş uçağıyla NATO’nun en büyük ikinci F-16 kullanıcısı konumunda. 1987’den bu yana hizmette olan F-16’ların büyük bir kısmı 1990’lı yıllarda üretilmiş Blok 30/40 modelleri. Sonraki yıllarda Blok 50 ve 50+ modelleriyle filonun bir kısmı modernize edilmiş olsa da, mevcut F-16’ların ortalama yaşı 25 yılı geçmiş durumda.
Özellikle 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana, Türkiye’nin Güneydoğu’da gerçekleştirdiği hava harekatları ve diğer gerçekleştirilen sınır ötesi operasyonlar bu uçakların gövde ve sistem yıpranma oranını artırdı.
Şimdi ise Türkiye, uzun zamandır farklı seçenekler üzerinde durduğu hava kuvvetlerini yenileme fikrini Eurofighter ile hayata geçirmeye hiç olmadığı kadar yakın görünüyor.
F-16’lar, özellikle son beş yılda Irak ve Suriye’nin kuzeyine yönelik birçok önemli hava harekatında aktif rol oynadı. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı ve Pençe serisi harekatlarda F-16’lar, hem taarruz hem de destek görevlerinde kritik sorumluluklar üstlendi. Bu uçaklar ortalama 8.000 uçuş saati ömürle tasarlanmış olup yürütülen yoğun operasyon temposu, özellikle terörle mücadele ve sınır ötesi hava harekatları bu uçakların yıpranma sürecini hızlandırdı.
F-16’lar her sortide yüksek manevra kabiliyeti kullanmak zorunda kalıyor, ağır mühimmat yükleriyle kalkış yapıyor ve zorlu coğrafyalarda uzun süreli görevler üstleniyor. Tüm bunlar gövde üzerinde mikroyarıklar oluşmasına, motor parçalarının ömrünün kısalmasına ve bakım döngüsünün sıklaşmasına neden oluyor. Uçak başına düşen her bir görev saati, ortalama 15 ila 17 saatlik teknik bakım anlamına geliyor. Bu da filonun hem maliyetini hem de saha verimliliğini doğrudan etkiliyor. THK, yapısal ömrünü doldurmaya yaklaşan birçok F-16 için modernizasyon ve gövde yenileme projeleri yürütse de, yaşlanan filonun operasyonel esnekliğini korumak giderek zorlaşıyor.
Gözden Kaçmasın
Orta Doğu’da hava üstünlüğü şansa bırakılmamalı
Yeni nesil füzeler ve insansız hava araçlarının savaşın kurallarını yeniden yazdığına dair değerlendirmeler mevcut olsa da, Orta Doğu’da son yıllarda yaşanan çatışmalar, savaş uçaklarının caydırıcılık ve doğrudan etki kapasitesinin ne denli kritik olduğunu defalarca gösterdi. Türkiye, farklı terör örgütleriyle hava unsurlarıyla mücadele etmişse de, bölgesel rakiplerimiz ve olası düşman hava kuvvetlerine karşı senaryoları da değerlendirilmekte. Tıpkı kara kuvvetlerimiz gibi yüksek operasyonel tecrübeye ve sayı üstünlüğüne sahip olan hava kuvvetlerimiz, modernite ve teknoloji olarak bölgede üç ülkenin gerisinde kalarak dördüncü sırada bulunuyor.
Liderlik şimdilik İsrail’in elinde olmakla birlikte, ikinci sırada modern ve geniş filosuyla Suudi Arabistan yer alırken, üçüncü sırada BAE bulunuyor. Siyasi gerekçelerle Washington’dan önemli yardımlar almış olan İsrail F-35I, F-15I ve F-16I gibi son teknoloji uçaklara, ileri seviye elektronik harp ve istihbarat kabiliyetlerine sahip. Tel Aviv bu gücünü her defasında propaganda malzemesi olarak kullanıp bu konudaki imkanlarını öne çıkarıyor ve caydırıcılık unsuru olarak bölge ülkelerinin gözüne sokmaya çalışıyor. Buna ek olarak, son günlerde ABD’nin, Gece Yarısı Çekici Operasyonunda kullandığı B-2 Spirit bombardıman uçaklarının İsrail’e transferi için çalışmalar yapıldığına dair haberler basına yansımıştı. Türkiye dahil bölge ülkeleri için stratejik tehdit unsuru anlamına gelebilecek bu durum, hayata geçmemiş olsa dahi bölgedeki hava gücü dengeleri açısından yeni bir tartışma başlattı.
Özellikle İran’a yapılan hava saldırıları, modern hava gücünün yalnızca caydırıcılık değil, aynı zamanda istihbarat, anlık hedef tespiti ve yüksek hassasiyetli saldırı kabiliyeti sunduğunu yeniden gösteriyor. Türkiye de benzer şekilde hem terörle mücadele hem sınır ötesi operasyonlarda hızlı ve hassas hava harekatlarına ihtiyaç duyuyor; ancak yaşlanan F-16 filosu, bu kabiliyetin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Özellikle yüksek tempolu operasyonlarda eski uçakların bakım maliyetlerinin ve arıza oranlarının hızla arttığı biliniyor.
Türkiye, filosunu güçlendirmede kararlı
Bu tablo, Türkiye’nin hava gücünü yenileme ihtiyacını zorunlu kılıyor. Sahadaki operasyon temposu ve bölgede İsrail gibi dengesiz ve potansiyel tehdit arz eden aktörlerin sahip olduğu son nesil hava kabiliyetleriyle oluşan makas, Ankara’yı yeni savaş uçağı arayışına itiyor. Milli savaş uçağı projesi KAAN uzun vadede çözüm üretmeyi hedeflese de, seri üretim ve tam operasyonel kabiliyete ulaşmasının en iyi ihtimalle 2030’a sarkacağı değerlendiriliyor. Konjonktürel değişiklerin haftalık hatta günlük olarak değişti bölgemiz için bu süre oldukça uzun olarak değerlendiriliyor. Dolayısıyla Typhoon bu boşluk döneminde yüksek kabiliyetli bir platform olarak, Türk Hava Kuvvetleri’nin etkinliğini ve caydırıcılığını koruması için kritik bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.
Türkiye, yeni nesil savaş uçağı arayışında son yıllarda önemli dönemeçler yaşamış bir ülke. ABD ile ilişkilerde yaşanan gerilim, özellikle 2019’da Türkiye’nin S-400 alımı sonrası F-35 programından çıkarılmasıyla zirveye ulaştı. Ancak 2020’de Trump yönetimi döneminde, iki ülke arasında yürütülen diplomatik temaslarda Türkiye’nin yeniden F-35 programına dönme ihtimali zaman zaman gündeme geldi; Trump yönetimi, F-35 meselesinde Kongre’ye baskı yapabileceği mesajları vermişti. Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yakın ilişkisi, bu konuda Türkiye lehine yapıcı bir pozisyonda görüntü vermesini sağladı. Buna karşın S-400’lerin geri adım atılmadan envanterde kalması, bu kapıyı kapalı tuttu.
Sonraki dönemde Türkiye, F-35’in tamamen devre dışı kalmasıyla F-16 filosunu güçlendirmek için ABD’den 40 adet yeni F-16V ve 79 adet modernizasyon kiti talep etti. Biden yönetimiyle birlikte bu paket için ABD Dışişleri Bakanlığı onay süreci başladı; ancak Kongre’de Türkiye’nin insan hakları ve İsveç’in NATO üyeliği gibi konular üzerinden itirazlar geldi ve bazı senatörler F-16 meselesini koz olarak kullanmak istedi. Ocak 2024’te İsveç’in NATO üyeliği TBMM’de kabul edilince, ABD yönetimi F-16 satışına onay verdi. Böylece yaklaşık üç yıllık bekleyişin ardından modernizasyon paketinin önü açıldı.
Bu süreç, Türkiye’nin Batılı tedarikçileriyle savaş uçağı ihtiyacında ne denli kırılgan bir ilişkiye sahip olduğunu gösterdi. F-16 modernizasyonu onaylansa da teslimatlar ve kitlerin sevkiyatının tamamlanması birkaç yılı bulacak. Bu nedenle Ankara, hem F-16 modernizasyon paketini hem de Eurofighter Typhoon gibi alternatifleri eş zamanlı değerlendirerek, hava kuvvetlerinin kabiliyet açığını kapatmaya çalışıyor. Typhoon seçeneği, özellikle İngiltere’nin güçlü desteği ve kısa teslimat süresi vaatleriyle yeniden öne çıkmış durumda.
Avrupa’da F-16’dan sonra Eurofighter
Avrupa savunma sanayisinin en iddialı projelerinden biri olan Eurofighter Typhoon, 1980’lerin sonunda İngiltere, Almanya, İtalya ve İspanya’nın öncülüğünde doğdu. NATO’nun çok rollü hava üstünlüğü uçağı olarak tasarlanan Typhoon, ilk uçuşunu 1994’te yaptı ve 2003’ten itibaren hizmete girdi. Eurofighter Typhoon, NATO’nun standartlarına göre geliştirilmiş ve NATO görev konseptlerine tam entegre bir savaş uçağıdır. İletişim sistemleri, silah arayüzleri ve dost/düşman tanıma sistemleri NATO’nun veri linkleriyle uyumlu çalışır. Bu sayede ortak tatbikatlarda, hava polisliği (Air Policing) görevlerinde ve NATO’nun ortak harekatlarında sorunsuzca görev yapmakta.
Avrupa üslerinde 700’den fazla F-16 bulunduğu belirtiliyor. Yaklaşık 500 adet ile NATO ülkelerinde F-16’dan sonra en yaygın ikinci savaş uçağı konumunda olan Typhoon’un NATO’da yaygın kullanılıyor olması, Türkiye’nin NATO görevlerine katılımında uçak başına maliyeti, bakım süreçlerini ve ortak mühimmat kullanımını da kolaylaştırması bekleniyor. Kısacası Typhoon, NATO’nun entegre hava savunması içinde uyumlu çalışabilecek, mevcut altyapımıza adapte edilebilecek bir platform.
F-35 ise NATO’nun geleceğe dönük hava gücü vizyonunun merkezinde yer alıyor. Çok uluslu ortak üretim modeli, gelişmiş sensör füzyonu ve veri paylaşım kabiliyetiyle NATO’nun şimdiye kadar geliştirilmiş en entegre savaş uçağı konumunda. İttifakın ağ merkezli harekat (network-centric warfare) konseptine tam uyum sağlayan F-35, farklı NATO ülkeleri arasındaki birlikte çalışabilirliği en üst düzeye çıkarıyor.
2030 itibarıyla NATO ülkelerinde toplam 600 adetten fazla F-35 bulunacağı bildiriliyor. Bir çok NATO üyesinin siparişleri sırada beklemeye devam ediyor. F-35’in sahip olduğu düşük görünürlük, elektronik harp yetenekleri ve sensör sistemleri, NATO’nun caydırıcılığını ileri bir seviyeye taşıyor ve gelecekteki muharebe ortamına hazırlıkta belirleyici rol oynuyor.
Ankara’nın Typhoon hamlesi uzun süredir masadaydı
Türkiye’nin modern savaş uçağı arayışında Eurofighter aslında yeni bir isim değil. 2000’li yılların başında Ankara, filosunu geleceğe taşımak için Typhoon da dahil olmak üzere farklı seçenekleri masaya yatırmıştı. Ancak 2002’de Türkiye, ABD’nin F-35 Müşterek Taarruz Uçağı (JSF) programına “Level 3 partner” olarak katılma kararı aldı ve o tarihten itibaren tüm planlarını F-35 üzerine kurdu. Bu tercihle birlikte Eurofighter konusu rafa kaldırıldı.
2022’den itibaren İngiltere ile Türkiye arasında Eurofighter satışı üzerine temaslar yoğunlaştı. Ankara, 40 adet Eurofighter talep sürecini başlattı ve 2023 yılının sonlarına gelindiğinde süreç daha görünür hale geldi. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “stratejik ortak İngiltere ile işbirliğini genişletmek” çerçevesinde Türkiye’nin Eurofighter için resmi talepte bulunduğunu açıkladı. Türkiye, bu talebi hem teknik hem siyasi boyutuyla konsorsiyum ülkelerine iletti. Ancak süreç hemen ilerleyemedi; zira Eurofighter üretiminde söz hakkı bulunan dört ülkeden biri olan Almanya, satışa siyasi gerekçelerle blokaj koyan bir pozisyonda kaldı. Berlin’in Türkiye’nin dış politikası ve insan hakları karnesi konusundaki çekinceleri, sürecin önündeki en büyük engel olarak kaldı.
Buna rağmen, 2024 yılı boyunca İngiltere başta olmak üzere konsorsiyum ortakları Türkiye’ye satışın gerçekleşmesi yönünde açık destek vermeye devam etti. Kasım 2024’te Almanya, teknik seviyede görüşmelere yeşil ışık yakan bir pozisyona geçti. Bu, resmi bir onay anlamına gelmese de, sürecin ilerlemesi adına önemli bir adımdı. Mart 2025’te ise İngiltere, Türkiye’ye resmi teklif mektubunu iletti. İlk etapta 20 adet 2. el Tranche ve 20 adet yeni üretilmiş Tranche 4 Eurofighter için hazırlanan bu teklif teknik şartname ve tedarik takvimini de içeriyordu. Ankara bu aşamada teklifin detaylarını değerlendirmeye başladı.
Ancak süreç bir kez daha siyasi bir engele takıldı. Konuyla ilgili pozitif bir seyir alındığı düşünülmeye başlanmışken, Nisan 2025’te Berlin’in Türkiye’deki siyasi gelişmeleri gerekçe göstererek satışa yeniden karşı çıktığına dair Alman basınında haberler yer aldı. İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması Alman yönetimin endişelerinin bel kemiğini oluşturuyordu.
Her ne kadar Almanya Başbakanı Olaf Scholz aksi yönde açıklamalarda bulunsa da, koalisyon ortaklarından Yeşiller Partisi’nin Türkiye’ye yönelik Eurofighter satışına karşıt tutumu yeni değildi. İmamoğlu’nun tutuklanması, Yeşiller’in uzun süredir sürdürdüğü bu siyasi itirazı daha güçlü bir gerekçeyle desteklemesine zemin sağladı ve satış sürecini yeniden kilitledi. 6 Mayıs’ta görev süresi dolacak olan Scholz hükümeti olumlu bir adım atmadan görevi devretti.
Lahey’deki zirve ilerleme kaydedildi
Kilit, Haziran sonunda düzenlenen 2025 NATO Zirvesi’nde kısmen çözüldü gibi görünüyor. Hollanda’nın Lahey kentinde düzenlenen zirvede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasında yapılan görüşme, sürece yeni bir diplomatik ivme kazandırdı. İngiltere, İtalya ve İspanya'nın da baskısıyla Almanya satışa onay sinyali verdi. 26 Haziran 2025 itibarıyla, yeni seçilmiş ve pragmatik bir tutumda olan yeni Almanya hükümetinin tutumunun değiştiği, sürecin nihai onaya çok yaklaştığı yönünde uluslararası basında haberler yer almaya başladı.
Şu an itibarıyla Türkiye, Eurofighter Typhoon alımı konusunda hem teknik hem diplomatik süreci büyük ölçüde tamamlamış durumda. Başından beri Ankara’yı destekleyen İngiltere’nin öncülüğünde oluşan pozitif rüzgarı İspanya ve İtalya’nın değiştirmesini beklemek için bir neden yok. Almanya’dan onay çıktığına dair bilgiler geçilmeye başlandı ve onay resmileşirse, Türk Hava Kuvvetleri uzun zamandır ihtiyaç duyduğu yüksek kabiliyetli savaş uçağı açığının bir kısmına kısa vadede kavuşacak.
Ortak güvenlik mimarisinde Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı var
Fransa, Almanya ve İngiltere’de son dönemde yapılan açıklamalar, Avrupa’nın askeri hazırlık konusunda ciddi zafiyet içinde olduğunu ortaya koydu. Özellikle insan gücü, organizasyon, lojistik, mühimmat ve savunma doktrinlerindeki eskimişlikle alarm durumunda olan ülkelerin başında İngiltere ve Almanya geliyor.
Bunlarla birlikte, 2025 Münih Güvenlik Konferansı sonrası, Türkiye’nin savunma sanayisine ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik Avrupa kamuoyunda dikkat çekici bir ilgi oluştu. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye’nin stratejik önemi, Rusya’nın artan tehditkar pozisyonuna karşı alarm durumunda olan Avrupa’da başkentlerinde yeniden gündeme taşındı. Yakın tarihte iç hadiseler yüzünden yıpranmış olsa dahi Türk ordusunun operasyonel gücü, tecrübesi ve savaşa hazır olma kapasitesinin farkında olan NATO ve AB’nin, Trump yönetimi tarafından yalnız bırakıldığı bu dönemde Türkiye, krizi lehine fırsata çevirmek için her alanda çalışmalıdır.
Savunma alanında uyanış yaşayan Avrupa, özellikle de uykusu en derin ülkelerden biri olan Almanya’nın hem kendini hem de Türkiye’yi oyalamayı sürdürmesi sadece rakip devletlerin çıkarı olacaktır. Bu minvalde NATO’nun güney kanadından sorumlu Türk Hava Kuvvetleri, halihazırda NATO’nun hava savunma doktrininde fiilen sorumluluk almakta ve Avrupa’nın hem savunma sanayii inşasında hem de Türkiye’ye yönelik kapasite artırıcı katkılarda geç kaldığı da ortada. Bu nedenle Eurofighter tedariki, sadece Türkiye’nin değil, aynı zamanda NATO’nun bütünlüğü ve güney kanadının hava güvenliği için gecikmiş ama kritik bir adım olarak görülmeli.
Orta Doğu’da ve Doğu Avrupa’da yaşanan gelişmelerin ciddiyeti göz önüne alındığında, Türkiye ile Avrupa’nın kronik siyasi anlaşmazlıkları bir kenara bırakması artık bir tercihten öte, zorunluluktur. Eurofighter tedariki gerçekleşmese dahi, farklı kalemlerde savunma iş birliğinin artırılması iki tarafın da stratejik çıkarınadır. Ankara, bu ortaklık zemininin korunması ve güçlendirilmesi yönündeki çabasından vazgeçmemelidir. Türkiye’nin sadece bir uçak alıcısı değil, aynı zamanda teknoloji ve savunma yükü paylaşan bir NATO aktörü olarak görülmesi, Avrupa’nın da sorumluluk anlayışını yeniden tanımlaması gerekmektedir.