Süveyda’daki Federal Hayallerin Tehlikesi

Araştırmacı Ali Akbaba, Süveyda’daki Dürzi toplumu içindeki bölünmelerin Suriye’nin bütünlüğü ve bölgesel güvenlik açısından doğurduğu riskleri Fokus+ için kaleme aldı.
ali-akbaba
S%C3%BCveyda%E2%80%99daki-Federal-Hayallerin-Tehlikesi-Ali-Akbaba-(DOSYA).jpg

29.08.2025 - 17:22  |  Son Güncellenme:  04.09.2025 - 15:42

Suriye’nin güneyinde yer alan Süveyda, günümüzde yalnızca küçük bir şehir olmanın ötesine geçerek ülkenin geleceği ve bölgesel güvenlik açısından kritik bir laboratuvar haline gelmiştir. Dürzi toplumu içindeki fikir ayrılıkları artık mezhebi ya da yerel bir mesele olmaktan çıkmış; ulusal ve uluslararası düzeyde etkileri olan bir siyasi kırılma noktasına dönüşmüştür.

Dürziler arasında ortak bir görüşten söz etmek mümkün değildir. Özellikle dini liderler arasında derin görüş ayrılıkları göze çarpmaktadır. Bir kesim dış müdahaleyi kesin bir dille reddederken, diğer kesim dış destek arayışını meşru bir strateji olarak görmektedir. Bu bölünmüşlük, Süveyda’nın siyasi kaderini belirleyen en önemli dinamiklerden biri haline gelmiştir.

Bu bölünmüşlük içinde İsrail’e çanak tutan gruplar da ortaya çıkmıştır. Bu kesimler, 2011’den itibaren Esed rejimini destekleyerek halkın özgürlük taleplerine karşı durmuş, rejimin uyguladığı baskı politikalarına sessiz kalmıştır. Ancak 8 Aralık zaferinden sonra söylem değişikliğine giderek özerklik ve bağımsızlık taleplerini ön plana çıkarmaya başlamışlardır. İsrail bayrağının dalgalandırılması, bu yeni taleplerin sembolü haline gelmiştir.

Dürzi Lideri Hikmet Selman el-Hicri

Bu çizginin dikkat çekici isimlerinden biri, Dürzi cemaatinin üç büyük şeyhinden biri olan Hikmet Selman el-Hicri’dir. El-Hicri, ilk yıllarda ağabeyi Ahmed’in aksine Suriye hükümetiyle yakın ilişkiler kurmuş, dini etkinliklerde aktif rol alarak rejime yakın bir duruş sergilemiştir. Ancak 2020 sonrası yaşanan ekonomik kriz ve toplumsal tepkiler, El-Hicri’nin tavrında değişime yol açmıştır. Rejimle doğrudan müzakereyi reddetmiş, daha eleştirel bir pozisyona yönelmiş, fakat buna rağmen Suriye’nin bütünlüğünü savunan açıklamalarıyla öne çıkmıştır. Bu durum, Dürzi toplumu içindeki farklı yönelimleri ve stratejik hesapları gözler önüne sermektedir. Genel olarak bu grup, Dürzi toplumunun özgün taleplerinden ziyade bölgedeki dış güçlerin stratejik çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir.

Diğer grup ise Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunmaktadır. Bu çizginin öncülerinden Şeyh Yusuf Jarbou, yeni hükümetle diyalog ve entegrasyonu destekleyen bir tutum benimsemiştir. Süveyda’daki çatışmalar sonrası rejimle yapılan ateşkes sürecine öncülük etmiş, bölgenin devletle entegrasyonunu ve yerel güvenlik yapılarının koordinasyonunu sağlamıştır. Ona göre, bölünme yalnızca Dürzi toplumunu değil, tüm ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyecektir.

Süveyda’daki gelişmeleri İsrail etkisinden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Bazı Dürzi grupların İsrail ile organik ilişkiler kurması, bölgedeki dengeleri ciddi şekilde sarsmaktadır. İsrail’in artan desteği, yalnızca Süveyda’da değil, Suriye’nin diğer bölgelerinde de benzer talepleri teşvik edebilir.

Son dönemde ortaya çıkan paramiliter yapılar, ayrışmayı daha da derinleştirmektedir. Resmî güvenlik boşluğunu doldurduklarını iddia etseler de, fiilen hükümete alternatif bir güç inşa etmektedirler. Bu durum, Süveyda’yı yalnızca bir iç mesele olmaktan çıkararak bölgesel bir güvenlik sorununa dönüştürmektedir.

Süveyda’da dillendirilen özerklik talepleri, diğer bölgeler için de emsal teşkil edebilir. Bu da Suriye’yi fiilen federal bir yapıya sürükleme riski taşımaktadır. Tarih göstermiştir ki, bir bölgede başlayan ayrılıkçı eğilim, kısa sürede domino etkisiyle tüm ülkeye yayılabilir.

Suriye hükümeti bu gelişmeleri doğrudan bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Çatışmalar sonrası gerçekleştirilen askeri müdahaleler, artırılan güvenlik önlemleri ve siyasi baskılar, Şam’ın “birlikten taviz yok” mesajını açıkça ortaya koymaktadır.

Neler bekleniyor?

Süveyda’daki ayrışma, yalnızca bir şehirdeki Dürzi toplumunun iç meselesi değil; Suriye’nin geleceğini şekillendirecek bir süreçtir. Bir taraf dış güçlere yaslanarak özerklik hayali kurarken, diğer taraf ülkenin bütünlüğünü savunmaktadır. Bu denklemde asıl soru şudur: Suriye, parçalanmaya mı sürüklenecek, yoksa bütünlüğünü koruyarak ayakta mı kalacak?

Uluslararası toplum açısından da bu gelişmeler dikkatle izlenmelidir. Zira bugün Süveyda’da atılan adımlar, yarın Suriye’nin haritasını yeniden çizebilir. Süveyda’da gerçekleşecek herhangi bir ayrılık ya da özerklik girişimi, federal bir yapının oluşması veya Suriye devletinin güvenlik güçlerinin bölgeye girmemesi halinde ciddi tehlikeler doğurabilir. Böyle bir durum, SDG/YPG-PKK tehdidini artırabileceği gibi, sahildeki eski rejim kalıntılarının hücrelerinin yeniden canlanmasına da zemin hazırlayacaktır. Bu ise Suriye’nin geleceğinde büyük bir istikrarsızlığa yol açacaktır.

Söz konusu istikrarsızlık yalnızca Suriye için değil, aynı zamanda Türkiye için de ciddi bir tehlike arz etmektedir. Türkiye ile Suriye arasında 911 kilometrelik bir sınır bulunmaktadır ve Suriye’deki her güvenlik açığı doğrudan Türkiye’nin istikrarını ve güvenliğini tehdit etmektedir.