Somali Neden Kusurlu Dolaylı Seçim Sistemine Geri Dönmemeli?

Araştırmacı Abdiwali Sayid, Somali’nin kusurlu dolaylı seçim sistemine geri dönmemesi gerektiğini ve ülkenin kapsayıcı, güvenilir bir doğrudan seçim sürecine neden ihtiyaç duyduğunu Fokus+ için kaleme aldı.
somali-neden-kusurlu-dolayli-secim-sistemine-geri-donmemeli.jpg

12.06.2026 - 14:42  |  Son Güncellenme:  12.06.2026 - 15:26

Somali, geleceğini uzun yıllar boyunca şekillendirecek kritik bir siyasi dönemeçte. Seçim takvimi, anayasal yorumlar, federal kurumların görev süreleri ve yönetim yapısının geleceği etrafındaki tartışmalar derinleşirken; ülke hayati bir tercihle karşı karşıya: Somali, doğrudan halk oylamasına dayalı bir sisteme mi geçmeli, yoksa çatışma sonrası döneme damgasını vuran geleneksel "dolaylı seçim" modeline mi dönmeli?

Bu sorunun cevabı aslında net. Anayasa değişiklikleri, seçim prosedürleri ve kurumsal görev sürelerine dair meşru görüş ayrılıkları sürse de eski dolaylı seçim modeline geri dönmek Somali’nin siyasi krizini çözmeyecektir. Aksine, bu kronik krizin temel nedenlerini yeniden canlandıracaktır. Bugün Somali'nin asıl meselesi doğrudan seçimlere geçip geçmemek değil; bu geçişin kapsayıcı, güvenilir ve ana siyasi aktörler tarafından kabul gören bir yöntemle nasıl hayata geçirileceğidir.

Görev süresi ve anayasal yorum farklılıkları

Mevcut ihtilaf, anayasal çerçevenin farklı yorumlanmasından kaynaklanıyor. Muhalefet grupları, eski geçici anayasal düzenlemeye dayanarak hem cumhurbaşkanının hem de federal parlamentonun görev sürelerinin dolduğunu savunuyor. Federal hükûmet ise pozisyonunu, kurumların görev süresini beş yıla çıkaran ve yakın zamanda kabul edilen anayasa değişikliklerine dayandırıyor.

Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud

Bu doğrultuda Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, hükûmetinin görev süresinin eski takvime göre değil, gelecek yıl 15 Mayıs’ta sona ereceğini ileri sürüyor. Yönetiminin doğrudan seçimleri düzenleyeceğini defalarca vurgulayan Mahmud, bu adımı Somali’nin yoğun şekilde eleştirilen dolaylı seçim modelinden radikal ve gerekli bir kopuş olarak nitelendiriyor.

Muhalefet ise büyük ölçüde Somali Gelecek Konseyi çatısı altında birleşmiş durumda. Puntland ve Jubaland başkanlarının yanı sıra Mogadişu merkezli muhalif figürleri de bir araya getiren bu koalisyon, ulusal seçimlerin Mogadişu tarafından tek taraflı yönetilemeyeceğini savunarak federal hükûmetin seçim yol haritasını reddediyor. Muhalefetin uzlaşı talebi ilkesel olarak meşru görünse de Somali’yi eski dolaylı seçim sisteminin ötesine taşıyacak ikna edici bir alternatif seçim mimarisi sunamadıkları da bir gerçek.

Bu alternatif eksikliği oldukça önemli çünkü eski modele geri dönmek bir uzlaşı değil, siyasi bir gerileme anlamına gelecektir.

Dolaylı seçim sisteminin yapısı ve yarattığı tıkanıklık

Eski dolaylı sistemde, Halk Meclisi üyeleri klan temsilcileri tarafından seçilirken, Senato üyeleri eyalet meclislerince ve "4.5 klan güç paylaşımı" formülü çerçevesinde belirleniyordu. Başlangıçta, kırılgan bir çatışma sonrası devleti istikrara kavuşturmak amacıyla geçici bir çözüm olarak tasarlanan bu sistem, zamanla siyasi iktidar devrinin varsayılan mekanizmasına dönüştü.

Ancak uygulamaya bakıldığında bu sistem; seçimler üzerindeki nüfuzu federal üye eyalet başkanlarının, siyasi aracıların ve dar bir elit çevrenin elinde yoğunlaştırdı. Bu durum, sıradan vatandaşları kendi geleceklerini şekillendiren kararlarda âdeta birer seyirci konumuna indirgedi. Sistemdeki hesap verebilirlik mekanizması da ciddi şekilde zayıfladı; çünkü seçilmiş yetkililer, geniş kamuoyunun beklentilerinden ziyade kendilerini o makamlara getiren aktörlerin taleplerine duyarlı hâle geldi. Siyasi rekabet ise artık politika, yönetişim veya ulusal kalkınmaya dair farklı vizyonlar etrafında değil; tamamen elit pazarlıkları, patronaj ağları ve karşılıklı çıkar ilişkileri ekseninde şekilleniyor.

Bu nedenle birçok Somaliliye göre, derin yapısal kusurlar barındıran ve dışlayıcı olan bu düzene geri dönmek mevcut tıkanıklığı çözmeyecektir. Aksine böyle bir adım, krizi doğuran mevcut koşulları yeniden üretmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Bu krizi farklı kılan nedir?

Seçim öncesinde yaşanan gerilimler Somali siyaseti için yeni bir durum değil. Geçmişteki her seçim döneminde de ertelemeler, tartışmalı takvimler, usul anlaşmazlıkları ve federal kurumların görev sürelerini aşarak koltukta kalması gibi sorunlarla karşılaşılmıştı. Bu açıdan bakıldığında, bugünkü tıkanıklık aslında tanıdık bir döngünün devamı niteliğindedir.

Ancak bu dönemi öncekilerden ayıran temel unsur, siyasi manzarayı kökten değiştiren yeni gerçekliklerin sahneye çıkmış olmasıdır:

Bunlardan ilki; anayasa değişikliği süreci.

Mart ayında federal parlamento, uzun süredir masada bekleyen federal anayasa değişikliklerini kabul etti. Hükûmet bu reformları; federal yönetim ile üye eyaletler arasında kronik gerilimlere yol açan anayasal belirsizlikleri giderme çabası olarak sunuyor.

Buna karşın muhalefet, sürecin kapsayıcılıktan uzak olduğunu savunarak cumhurbaşkanını anayasa revizyonunu siyasi kontrolü altına almakla suçluyor. Nitekim Puntland yönetimi, değişiklikleri ilk andan itibaren reddederken, diğer siyasi aktörler de bu reformların hem meşruiyetini hem de zamanlamasını sert bir dille sorguluyor.

Görev süreleri tartışması: Değiştirilen anayasa, federal kurumlar için beş yıllık bir görev süresi öngörüyor. Hükûmet bu kuralın mevcut yönetim için de geçerli olduğunu savunurken; muhalefet bu yorumu reddederek görev sürelerinin eski geçici çerçeveye göre hesaplanması gerektiğinde ısrar ediyor.

Merkezî seçim komisyonu: Değişiklikler, ülke genelindeki seçimlerin düzenlenmesinde federal seçim komisyonuna merkezî bir rol veriyor. Ancak bu hamle, bazı muhalif aktörler ve federal üye eyaletler tarafından, federal hükûmetin gücünü kendi aleyhlerine olacak şekilde pekiştirme adımı olarak yorumlanıyor.

Anayasa değişikliklerine ilişkin görüşler ne olursa olsun, ortaya çıkan sonuç net: Somali artık yalnızca bir seçim kriziyle değil, aynı zamanda derin bir anayasa kriziyle de karşı karşıya. Hukuka dair birbiriyle yarışan yorumlar, ülkenin gelecekteki siyasi düzenine ilişkin farklı vizyonlarla iç içe geçmiş durumda.

İkinci önemli gelişme ise Adalet ve Dayanışma Partisi’nin siyaset sahnesine çıkışı. Cumhurbaşkanının liderliğinde kurulan; bazı federal üye eyalet liderlerini, bakanları, milletvekillerini, gençlik aktivistlerini ve kadın liderleri bir araya getiren bu parti, kendisini Somali’nin doğrudan seçimlere geçiş sürecindeki temel siyasi aktörü olarak konumlandırıyor.

Parti, Banadir’deki yerel seçimlerin yanı sıra Güneybatı Eyaleti’ndeki yerel ve parlamento seçimlerine de katılarak her iki yarışta güçlü bir performans sergiledi. Adalet ve Dayanışma Partisi’nin zamanla kalıcı, ulusal bir siyasi kuruma dönüşüp dönüşmeyeceği henüz belirsizliğini koruyor. Ancak bu oluşumun ortaya çıkışı; neredeyse tamamen klan aidiyetleri ve elit koalisyonları tarafından şekillendirilen geleneksel siyasi düzenden uzaklaşma yolunda potansiyel olarak önemli bir kırılmaya işaret ediyor.

Daha derin sorun: Yapısal tıkanıklık

Anayasal ve seçim süreçlerine dair yaşanan bu anlaşmazlıkların temelinde, aslında çok daha köklü ve yapısal bir sorun yatıyor:

Somali siyaseti, uzun süredir tutarlı siyasi programlar veya vizyonlar yerine; dar yerel hesaplar, değişken ittifaklar ve güce erişim odaklı koalisyonlar etrafında şekilleniyor. Bu durum; kamusal sorumluluk bilincini ve devlet inşasının geniş çaplı gerekliliklerini, çoğu zaman makam, patronaj ve kişisel çıkar arayışlarının gölgesinde bırakıyor. Mevcut siyasi kültür, Somali'yi kurumların vatandaş odaklı inşa edilmesi yerine, sürekli olarak elitler arasında müzakere edildiği kısır bir döngüye hapsetmiş durumda.

Bu dinamikler, anlamlı reformların hayata geçirilmesini son derece zorlaştırıyor.

Yapılan her değişim girişimi, mevcut sistemden beslenen ve ondan yarar sağlayan odakların güçlü direnciyle karşılaşıyor. Ayrıca masaya gelen her yeni öneri, taraflarca kuşkuyla karşılanıyor; bu da reform ve dönüşüm ihtiyacının, statükoyu korumakta kararlı olan çıkarlar arasında sıkışıp kalmasına neden oluyor.

Buna rağmen Somali siyasetinde, ülkenin daha fazla bu şekilde devam edemeyeceğine dair giderek artan bir toplumsal farkındalık var. Vatandaşları liderlerini seçmekten alıkoyan bu dışlayıcı sisteme süresiz biçimde boyun eğilemez. Dolayısıyla; daha kapsayıcı, hesap verebilir ve sürdürülebilir bir yönetim modeli artık sadece arzulanan bir hedef değil, Somali’nin devlet inşası sürecindeki bir sonraki aşama için kaçınılmaz bir zorunluluk.

Dış aktörlerin rolü ve jeopolitik etki

Dış aktörlerin müdahaleleri de bu karmaşık manzarayı daha da içinden çıkılmaz bir hâle getiriyor. Bazı bölgesel ve uluslararası güçler, Somali’deki siyasi parçalanmışlığı jeopolitik avantaj elde etmek için bir araç olarak kullanmaya devam ediyor. Bu güçler, çıkarları ulusal önceliklerle değil, tamamen dış gündemlerle örtüşen yerel müttefikler devşiriyor.

Öte yandan, Somali’nin devlet inşası çabalarını samimiyetle destekleyen uluslararası ortaklar da bulunuyor. Ancak bu ortaklar, çoğu zaman "uzlaşıyı" her şeyin üzerinde tutan bir yaklaşım sergiliyor. Bu iyi niyetli yaklaşım anlaşılabilir olsa da istemeden de olsa Somali'yi felç eden, elit pazarlıklarına dayalı ve kurumsal durgunluğu besleyen mevcut düzenlemelerin ömrünü uzatmaya yarıyor.

Uzlaşı neden hayati önem taşıyor?

Somali, bugün birbiriyle bağlantılı çoklu ve derin krizlerle karşı karşıya. Bu bağlamda Eş-Şebab, Somali devleti için varoluşsal bir tehdit olmayı sürdürüyor. Hükûmet, uluslararası toplumun da desteğiyle örgütü zayıflatma konusunda bazı önemli ilerlemeler kaydetmiş olsa da Eş-Şebab, Güney Somali’de hâlâ geniş alanları kontrol altında tutmaya devam ediyor.

Aynı zamanda; bölgesel, orta ölçekli ve küresel güçlerin Afrika Boynuzu’nda giriştiği nüfuz mücadelesi, Somali’nin birliği ve egemenliği açısından ciddi riskler barındırıyor. Örneğin İsrail’in Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak tanıması ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu yapıyla geliştirdiği yakın ilişkiler, iç bölünmelerin sürmesi hâlinde Somali’yi gelecekte çok daha büyük ve sarsıcı meydan okumaların beklediğini açıkça gösteriyor.

Somali, siyasi açmazların yanı sıra ulusal bir uzlaşının ne kadar acil ve hayati olduğunu gözler önüne seren ağır bir insani kriz ve gıda güvenliği sorunuyla da boğuşuyor.

Birleşmiş Milletler'in güncel değerlendirmelerine göre, Nisan-Haziran 2026 döneminde ülkede yaklaşık 6 milyon insan yüksek düzeyde akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalmış durumda. Dahası, yıl genelinde 5 yaş altı yaklaşık 1,9 milyon çocuğun akut yetersiz beslenmeden etkilenmesi bekleniyor. Mevcut tabloyu daha da ağırlaştıran temel etkenler ise şunlar:

  • Uzun süreli kuraklık ve yetersiz yağışlar.
  • Artan gıda fiyatları, genel güvensizlik ortamı ve kitlesel yerinden edilmeler.
  • İnsani yardım finansmanında yaşanan ciddi bütçe açıkları.

Tüm bu yapısal ve insani krizler, Somalili siyasi liderlerin temel ulusal meselelerde yapıcı ve barışçıl ortak paydalarda buluşmasını artık bir zorunluluk haline getiriyor. Bu kritik eşikte siyasi uzlaşı, yalnızca arzu edilen iyi niyetli bir tercih değil; Somali'nin istikrarını, birliğini ve egemenliğini koruyabilmesi için tek ve hayati çıkış yolu.

İleriye giden yol

Somali, vatandaşlarının kendilerini kimin yöneteceğini özgürce belirleme yönündeki anayasal hakkını güvenceye alacak yeni bir siyasi dengeye ihtiyaç duyuyor. Bu hedefe ulaşmanın yolu, mevcut elit düzenlemelerini korumaktan değil; doğrudan Somali halkının siyasi haklarını merkezine alan, kapsayıcı bir ulusal diyalog mekanizmasını hayata geçirmekten geçiyor.

Böyle bir diyalog sürecinin iki temel sacayağı olmalı:

Somali’nin geleceğinin ülke çapında yapılacak doğrudan seçimlerde yattığına dair tam bir mutabakat sağlanması.

Seçimleri yönetecek kurallar, prosedürler ve güvence mekanizmaları üzerinde uzlaşılması. Bu kurallar; adil, şeffaf ve kapsayıcı bir seçim atmosferi yaratmak adına kritik önemdedir.

Eski geçici anayasa ile yakın zamanda kabul edilen yeni değişiklikler arasındaki uyuşmazlık, hem hukuki hem de siyasi açıdan ciddi bir kriz yaratıyor. Ancak bu ihtilafın, ülkenin geçiş sürecini tamamen felç etmesine izin verilmemeli. Pratik bir çıkış yolu olarak; en çok tartışma yaratan anayasal meselelerin çözümü, meşruiyetini doğrudan halkın oyundan alacak bir sonraki yönetime devredilebilir. Bu aşamada en temel öncelik, siyasi otoritenin nihayetinde vatandaşların rızasına dayanması ilkesini kararlılıkla korumaktır.

Kademeli dönüşüm ve uluslararası destek

Geleneksel "4.5 klan temelli güç paylaşımı" formülünü doğrudan seçim modeliyle harmanlamak, kuşkusuz Somali’nin önündeki en çetin siyasi sınavlardan biri. Fakat bu imkânsız değil. Güçlü bir siyasi irade ve titizlikle tasarlanmış bir geçiş süreci sayesinde, temsil ve kapsayıcılık kaygıları giderilirken vatandaş katılımı da kademeli olarak genişletilebilir.

Bu süreçte uluslararası ortaklar, özellikle de Somali siyasi yelpazesinde geniş bir güven ve kredibiliteye sahip olan Türkiye, son derece yapıcı bir rol oynayabilir. Türkiye; hükûmet ile muhalefet arasındaki diyalog zeminini kolaylaştırabilir ve ulusal düzeyde kabul görecek bir seçim çerçevesi etrafında ortak bir uzlaşı inşa edilmesine katkı sunabilir.

Sonuç: Demokratik ilke ve siyasi pragmatizm

Somali, miadını doldurmuş kusurlu dolaylı seçim modeline kesinlikle geri dönmemelidir. Diğer taraftan, doğrudan seçimleri de güvensizliği derinleştiren veya kilit aktörleri dışlayan aceleci bir süreçle hayata geçirmekten kaçınmalıdır.

İleriye giden gerçek yol, demokratik ilkeler ile siyasi pragmatizmi doğru bir dengede buluşturmaktan geçiyor. Yani bir yandan evrensel oy hakkına güçlü bir bağlılık gösterilmeli, diğer yandan da geniş bir ulusal meşruiyet kazanabilecek, müzakere edilmiş bir çerçeve sadakatle uygulanmalıdır.

Bugün Somali’nin karşı karşıya olduğu temel soru, halkın oy kullanmaya hazır olup olmadığı değildir. Asıl soru; Somali siyasi sınıfının, kendi halkına güvenmeye hazır olup olmadığıdır.