Pekin ve Washington Arasında Pakistan: Denge Politikası ve Sonuçları
18.11.2025 - 14:44 | Son Güncellenme: 18.11.2025 - 14:58
Pakistan, onlarca yıldır dış ilişkilerinde, özellikle Çin ile yakın ortaklığı ve ABD ile gelişen ilişkileri arasında hassas bir denge yürütmeye çalışıyor.
Bu politika yeni bir tutum değil, tarihsel faktörlerin, güvenlik ve stratejik çıkarların ve kalkınma ihtiyaçlarının şekillendirdiği bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.
Okuyacağınız bu rapor, Pakistan’ın Çin ile ilişkilerinin tarihsel kökenlerini, ekonomik ve askeri alanda geçirdiği dönüşümü, Washington ile olan bağlarını ve İslamabad’ın bu denge politikasını sürdürürken karşılaşabileceği baskı ve zorlukları ele alıyor.
Stratejik ortaklığın tarihsel kökenleri
Pakistan ile Çin arasındaki yakınlaşma 20. yüzyılın ortalarına uzanıyor. İkili ilişkiler, onlarca yıl boyunca siyasi ve diplomatik işbirliği temelinde kademeli olarak güçlendi.
Bu bağlamda 1960’lar ve 1970’ler boyunca yapılan karşılıklı ziyaretler ve imzalanan anlaşmalar, iki ülke arasında güveni artıran başlıca unsurlar oldu. Bu süreç Pekin’i, hem diplomatik hem de stratejik açıdan İslamabad’ın güvenilir bir müttefiki haline getirdi.
Gözden Kaçmasın
Aralarındaki tarihsel temel, ilerleyen yıllarda ekonomik, askeri ve teknolojik alanları kapsayan daha derin bağların kurulmasına yol açtı. Süreç, bölgesel güvenlik meselelerinde karşılıklı bağlılık ve desteğe dayanan uzun vadeli bir stratejik ortaklığa dönüştü.
Analist Muhammed Ömer’e göre Pakistan, strateji, savunma ve ekonomi dahil tüm alanlarda Çin’e ihtiyaç duyuyor; zira Asya’da bu alanlarda rakiplerini geride bırakabilen tek aktör Çin.
Bu nedenle Pakistan’ın Çin’e duyduğu ihtiyaç, Çin’in Pakistan’a duyduğu ihtiyaçtan daha yüksek.
Çin açısından ise Pakistan, Gwadar Limanı üzerinden Arap Denizi'ne açılan bir kapı niteliği taşıyor.
Bunun yanı sıra Pakistan, bağlantı ve ticareti geliştiren projeleriyle Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne kritik katkılar sunuyor.
Çin, aynı zamanda Pakistan’ın en önemli savunma tedarikçilerinden biri ve en büyük yatırımcıları arasında.
Pekin, Pakistan'ın 2024–2025 mali yılında ortak ülkelerden aldığı toplam 2,457 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırımın yüzde 49,9’unu tek başına finanse etti.
Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC)
2015 yılında duyurulan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC), Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki en büyük ve en maliyetli ekonomik bağlantı projelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Başlangıç maliyeti 62 milyar dolar olarak açıklanan proje, Çin’in kuzeybatısındaki Sincan bölgesinden başlayarak yaklaşık 3 bin kilometre boyunca Pakistan topraklarını kat ediyor ve Belucistan’ın Gwadar kentinde Arap Denizi’ne ulaşıyor.
Bir araştırmaya göre Pakistan’ın Çin’e olan ikili dış borcu 2024 itibarıyla 26 milyar ABD dolarını aşmış durumda.
Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru kapsamındaki yatırımların toplam değerinin ise 62 ila 65 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor.
Bu geniş ölçekli bütçe, Gwadar’daki liman ve modern havalimanı inşaatlarına, ayrıca bazıları henüz açıklanmayan projelere, örneğin Arap Denizi’nin en stratejik bölgelerinden biri olarak görülen Beseen’deki destek havalimanlarına tahsis edildi.
Yeni otoyollar, genişleyen ulaşım hatları ve enerji üretim tesisleri, Pakistan ile Çin’in ticaret, ekonomi ve güvenlik açısından “oyun değiştirici” olarak tanımladığı Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun temel unsurları arasında yer alıyor.
Ancak Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru önemli zorluklarla da karşı karşıya.
Yüksek beklentilere rağmen, bazı analistler Pakistan’daki gecikmelerin, güvenlik endişeleri ve yerel idari kısıtlamaların projenin dönüştürücü etkisini şimdiye kadar sınırladığını belirtiyor.
Güvenlik sorunları, özellikle Gwadar ve Belucistan başta olmak üzere güney ve güneybatı bölgelerdeki Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projelerini ciddi biçimde sekteye uğrattı.
Belucistan Kurtuluş Ordusu, Pakistan Talibanı, Geçiş Dönemi Adalet Hareketi ve DEAŞ-Horasan gibi örgütlerin Çinli işçilere ve mühendislere yönelik saldırıları çok sayıda can kaybına yol açtı.
Saldırıların öncelikli hedefinin Çinli mühendisler olması, projelerin tamamlanmasını geciktirdi. Bunlar arasında Çin tarafından finanse edilen en önemli havalimanlarından birinin inşaatı da bulunuyor.
Özellikle Belucistan’daki Çin projelerine karşı faaliyet gösteren bu gruplar, yerel Beluci halkının Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru kapsamında yürütülen kalkınma projelerinden faydalanmadığını iddia ediyor.
Ancak pragmatik bir politika yürüten Pekin, bu gerekçeleri ikna edici bulmadı ve Pakistan’dan güvenlik garantilerini defalarca talep etti.
Bu durum, ikili ilişkilerin seyrini ve Pakistan’ın, stratejik, ekonomik ve ticari önemleri nedeniyle ülkedeki Çin projelerinin başarısını sağlama konusundaki kararlılığının önemini ortaya koyuyor.
Zira bu projeler, Pakistan’ı stratejik konumunu kullanarak küresel ekonomik ve ticari düzlemde daha etkili bir aktör haline getirme potansiyeline sahip.
Siyasi analist Muhammed Ömer, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nda yaşanan yavaşlamanın, “Çin’in Pakistan’a duyduğu güveni azaltıp azaltmayacağına” ilişkin bir soruya, “Bunun Çin için herhangi bir fark yaratacağına inanmıyorum” yanıtını verdi.
Ömer’e göre Çin yalnızca Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’na bağımlı değil; aynı zamanda Orta Asya’dan Azerbaycan’a ve oradan Hazar Denizi üzerinden Avrupa’ya uzanan Orta Koridor gibi alternatif hatlardan da hızla faydalanıyor.
Enerji ve ulaşım alanında kaydedilen ilerlemeye rağmen, iç politika gerilimleri, güvenlik tehditleri, mali zorluklar, uygulama sorunları ve bölgesel eşitsizliklerin birleşik etkisi, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun tam kapasiteyle hayata geçirilmesini geciktirdi.
Pekin ise Pakistan’daki bu projeleri, ülkenin Çin’in sınırları dışındaki en kapsamlı girişimini başarıyla sürdürebilme kapasitesini ölçen bir test niteliğinde görüyor.
Askeri ve teknolojik işbirliği: Ortak sanayiler ve projeler
Çin ve Pakistan arasındaki savunma işbirliği 1960’ların başlarında başladı.
1962’de yaşanan Çin-Hindistan Savaşı’nın ardından iki ülke, Hindistan ile yaşanan anlaşmazlıkların da etkisiyle Yeni Delhi’nin bölgesel hegemonyasına karşı ortak bir denge politikası geliştirdi.
Askeri bağların güçlenmesinde, Çin’in 1965 ve 1971 Hindistan-Pakistan savaşları sırasında Pakistan’a sağladığı erken destek ve sonrasında güvenilir bir savunma tedarikçisi olarak edindiği konum belirleyici oldu. Askeri teçhizatın ortak üretimi ise bu savunma ortaklığının ayırt edici yönü olarak öne çıkıyor.
Askeri ve güvenlik alanlarındaki işbirliği, ekonomik ortaklığın çok ötesine geçmiş durumda.
Çin, bugün Pakistan’ın birincil silah tedarikçisi konumunda. Bir tahmine göre Çin, 2019–2023 yılları arasında Pakistan’ın silah ithalatının yüzde 81’ini karşıladı.
Ortak teknolojik işbirliklerinin en çarpıcı örneği, Çin’in Chengdu Uçak Şirketi ile Pakistan Havacılık ve Uzay Sanayi Grubu tarafından geliştirilen JF-17 Thunder savaş uçağı oldu.
Halihazırda üçüncü ülkelere de ihraç edilen JF-17, ortak zorluklar karşısında iki ülkenin artan stratejik güven ve işbirliğinin somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Pakistan, Çin’le genişleyen askeri işbirliği sayesinde Hindistan ile yaşanan son sınır gerilimlerinde stratejik bir avantaj elde etti.
Bu da, ortak savunma projelerinin Pakistan açısından özellikle Hindistan’a karşı yürütülen ve gelecekte yürütülmesi muhtemel çatışmalarda pratik askeri kazanımlara dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Askeri analistler, Hindistan’ın yüksek maliyetli Fransız yapımı Rafale savaş uçaklarının beklenen performansı göstermediğini, buna karşılık Çin’in sağladığı hava savunma sistemleri, insansız hava araçları ve hipersonik füze teknolojisinin Pakistan için önemli bir kapasite artışı sağladığını belirtiyor.
Ortak üretim JF-17 Thunder savaş uçağının uluslararası alanda gördüğü ilgi de Çin-Pakistan savunma ortaklığının geldiği seviyeyi yansıtıyor.
Medyanın, özellikle de Pakistan medyasının yeterince dikkat çekmediği konulardan biri ise Pakistan Adalet Hareketi (PTI) partisinin kurucusu ve eski Başbakan İmran Han’ın başlattığı siyasi tartışma.
İktidara geldikten sonra Han, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru anlaşmasına yönelik şartların yeniden değerlendirilmesini talep etmiş ve uygulama süreci için farklı bir plan önermişti.
Çin ise ticaret yolu üzerindeki yedi sanayi kentinin inşasına, gerekli yollar, köprüler ve koridor altyapısı tamamlanmadan başlanmasını savunuyordu.
Bu yaklaşım, Han’ın görev süresi boyunca Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projelerinin ilerleyişinde önemli bir engel olarak görüldü.
ABD ile İlişkiler: Çatışan çıkarların dinamiği
Öte yandan ABD ise Pakistan’a yönelik baskısını sürdürerek bu üçlü ilişkide belirleyici bir aktör olmaya devam ediyor.
Tarihsel olarak Washington ve İslamabad, özellikle Soğuk Savaş ve Afganistan Savaşı dönemlerinde yakın bir güvenlik ortaklığı yürüttü.
Ancak Pakistan’ın son yıllarda Çin ile derinleşen işbirliği, ABD’de endişelere yol açtı.
Analistlere göre Washington, özellikle Çin’in artan stratejik, askeri ve ekonomik gücü düşünüldüğünde, Pekin’in İslamabad üzerindeki nüfuzundan ciddi biçimde endişe duymaya başladı.
Pakistan-Çin ortaklığının güçlenmesi, ABD açısından yeni stratejik zorluklar yaratıyor.
Afganistan, İran, Hindistan ve Arap Denizi’ne olan yakın konumu nedeniyle Çin'in Pakistan üzerindeki nüfuzu, Washington’ın Güney Asya, Orta Asya ve Hint Okyanusu’ndaki çıkarlarını önemli ölçüde etkileyebilir.
Analist Muhammed Ömer, Pakistan’ın tek bir ülkeyi seçmediğine, aksine hem Çin hem de ABD ile dengeli ve yapıcı ilişkiler sürdürmeye çalıştığına vurgu yaptı.
Son aylarda Pakistan–ABD ilişkilerinde gözle görülür bir yakınlaşma yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın dört gün süren çatışmalar sonrası Hindistan ile Pakistan arasında ateşkes sağladığını öne sürmesi, ilişkilerde ani ve dikkat çekici bir dönüş yarattı.
Hindistan bu süreçte ABD’nin rolünü reddederken, Pakistan Trump’ın girişimini memnuniyetle karşıladı ve hatta onu Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.
Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ve Başbakan Şahbaz Şerif de Trump tarafından övgü aldı.
Mısır’daki “Gazze Barış Zirvesi” sırasında Trump’ın Munir’i “favori danışmanı” olarak nitelendirmesi ve Şerif’ten konuşma yapmasını istemesi dikkat çekti. Şerif de konuşmasında Trump’ın barış girişimlerini övdü.
Buna karşın Pakistan’ın Çin ile stratejik ortaklığı konusundaki tutumu netliğini koruyor. Pakistan’ın stratejik ortağı Çin’e sadık kaldığı ve Çin’in kendisini ABD ile madencilik işbirliği konusunda sürekli bilgilendirdiği şüphesiz.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian konuya ilişkin bir açıklamasında, “Pakistan, ABD ile ilişkilerinin Çin’in çıkarlarına veya iki ülke arasındaki işbirliğine zarar vermeyeceğini teyit etti” ifadelerini kullandı.
Lin Jian ayrıca, “Çin ve Pakistan kalıcı stratejik ortaklardır. Bu dostluk zamanın testinden geçmiştir. İki ülke yüksek düzeyli karşılıklı güvene sahip olup ortak çıkarları ilgilendiren konularda yakın iletişimini sürdürmektedir” değerlendirmesinde bulundu.
Sonuç
Pakistan, Çin ve ABD arasındaki dinamik, güç dengeleri ve stratejik önceliklerin şekillendirdiği karmaşık bir üçgen oluşturuyor.
Çin, ekonomik yatırımlar, savunma işbirliği ve bölgesel stratejik bağımlılık nedeniyle Pakistan’ın vazgeçilmez bir ortağı konumunda.
Pakistan aynı zamanda ABD ile ilişkilerini de tamamen koparmamaya, aksine bu iki büyük güç arasında denge kurarak hareket etmeye çalışıyor.
Bundan sonraki süreçte Pakistan’ın temel önceliği, her iki ülkeyle ilişkileri nasıl yöneteceği ve bu ortaklıklardan ekonomik büyüme ile stratejik avantaj elde etmek için nasıl yararlanacağı olacaktır.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.