Mossad Bağdat’ta: Sızma mı? Gözdağı mı?
08.08.2025 - 17:40 | Son Güncellenme: 08.08.2025 - 17:45
Güvenlik krizlerinin kurumsal kırılganlıklarla iç içe geçtiği Irak'ta, ülkenin yabancı istihbarat operasyonları için zayıf bir alan haline geldiği yönündeki endişeler artıyor.
İsrail’in ulusal istihbarat teşkilatı Mossad’ın faaliyetleri artık sadece güvenlik konusunda bir hipotez değil, yabancı güçler adına görevler yürüttüğü iddia edilen iç hücrelerin yakalandığına dair haberlerin artmasıyla birlikte giderek daha belirgin hale gelen bir gerçek oldu.
Ülkenin bazı bölgelerinde güvenlik performansı zayıflarken, Irak’ın gündemler ve çıkarların kesiştiği gergin bir bölgesel ortamda istihbarat egemenliğini koruma yeteneği konusunda ciddi sorular gündeme geliyor.
Bu bağlamda, gelen resmi açıklamalar, parlamentodan gelen uyarılar ve gerçek tehlikenin niteliği ve sınırları hakkındaki belirsizlikler arasında, Mossad’ın Irak’a ne kadar sızdığına dair birçok önemli soru da akıllara geliyor.
Irak’taki Mossad hücreleri
Özellikle Tahran’ın son zamanlarda İsrail adına çalışan, İranlı ve Iraklılardan oluşan istihbarat ağlarının çökertildiğini açıklamasının ardından, Irak’taki siyasi ve güvenlik çevrelerinde, Mossad bağlantılı casus hücrelerinin ülkeye sızmış olabileceğine dair kaygılar arttı.
İran’ın söz konusu açıklamaları, konuyu yeniden gündeme getirdi ve bazı Iraklı milletvekilleri acil soruşturma ve istihbarat sisteminin etkinleştirilmesini talep etti.
Iraklı Milletvekili Amir Mamouri, bu hücrelere bağlı bazı üyelerin Irak vatandaşı olduğunu vurgulayarak, İran’ın gelişmiş güvenlik sistemine rağmen onları ortaya çıkarmakta zorlandığını ve bunun Irak güvenlik güçlerinin durumu hakkında endişe verici sorular ortaya çıkardığını söyledi.
İran merkezli El Alem kanalının haberine göre Mamouri, güvenlik yapısının zayıflığı ve bazı hükümet kurumlarındaki çok sayıda boşluğun, dış istihbarat faaliyetleri için uygun bir ortam oluşturduğuna dikkat çekti.
Iraklı milletvekili ayrıca, güvenlik kurumları arasında koordinasyonun etkinleştirilmesinin yanı sıra izleme ve denetim mekanizmalarının kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmesi çağrısında da bulundu.
Mamouri, İran’ın, Irak Kürt bölgesel Yönetimi (IKBY) bölgesinde bir casusluk şebekesini ortaya çıkararak çökerttiğini ve hayati tesislere sabotaj eylemleri planlayan İsrailli ajanları tutukladığının altını çizdi.

Büyük çaplı güvenlik ve istihbarat operasyonunda önemli tutuklamalar yapıldığını, insansız hava araçları, sinyal bozucu cihazlar ve şifreli iletişim araçları gibi gelişmiş casusluk ekipmanları ele geçirildiğini de ekledi.
Öte yandan, siyasi ve güvenlik konularında uzman olan Atheer Şara, Irak’ta Mossad veya diğer bölgesel teşkilatlara bağlı istihbarat hücrelerinin varlığının “şüphe götürmez bir gerçek” olduğunu söyledi.
Şara, bu hücrelerin genellikle turizm kisvesi altında saklandığını veya bazı Iraklıların yabancı ülkelerde ikamet etmesini kullanarak yerel çevreye sızdığını ve güvenlik anlamında bilgiler topladığını belirtti.
Konuya ilişkin Fokus Plus’a açıklama yapan Şara, “Irak Ulusal Güvenlik ve İstihbarat Servisleri, Haşdi Şabi güçlerine bağlı saha istihbarat birimleriyle birlikte operasyonlar düzenleyerek, bu hücrelerden bazılarının ortaya çıkarılması ve çökertilmesini sağladı” dedi.
Bazı casusluk operasyonlarının, hassas askeri mevziler, silahlı grupların karargahları ve güvenlik birimlerinin komutanlarını hedef aldığını söyledi.
Şara, “Irak, çevresinden bağımsız hareket etmiyor” diye konuştu. İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle güvenlik ve istihbarat anlaşmaları bulunan Irak’ın, sınır ötesi casusluk ağlarıyla bağlantılı unsurları takip etmek için Interpol ile sürekli koordinasyon halinde olduğunu da dile getirdi.
Şara, teknik ve koordinasyon konusundaki imkanlarla, Irak’ın uyuyan hücreleri takip etme ve hassas bilgileri düşman taraflara aktaran Iraklıları ortaya çıkarma konusunda daha başarılı olduğunun da altını çizdi.
Yurt dışında hassas operasyonlar yürütme konusunda yüksek düzeydeki etkinliğiyle bilinen Mossad’ın adı daha önce, özellikle 2003 sonrası dönemde, Irak içindeki operasyonlarla anılmıştı.
Gözlemciler, bu konunun görmezden gelinmeye devam edilmesi halinde Irak’ın daha büyük bir bölgesel çatışmanın odak noktası haline geleceğini, ancak devletin iç cepheyi güçlendirmeye yönelik adımlar atması halinde bunun önlenebileceğini düşünüyor.
İsrail ile bölgedeki bazı ülkeler arasında gerginliğin artmasıyla birlikte, Irak’ın bölgede istihbarat nüfuzu için verilen mücadelenin bir parçası haline gelmesi pek de ihtimal dışı değil.
Türkiye bu konularda resmi bir açıklama yapmasa da sınırlarına yakın bölgelerde, özellikle de bazı haberlere göre İsrail ile ekonomik ve ticari ilişkileri bulunan Kuzey Irak bölgesinde Tel Aviv’in faaliyetlerinin genişlemesini dikkatle takip ediyor.
Gözlemciler, Irak’taki istihbarat konusundaki kaosun daha da kötüleşmesi halinde Türkiye’nin bölgesel güvenliğinin dolaylı olarak etkilenebileceğine inanıyor.
Bu durum, özellikle Türkiye’nin güney sınırında dışarıdan desteklenen örgütlerin tehditleriyle karşı karşıya olduğu bir ortamda, güvenlik ve enformasyon alanında daha geniş bir Türkiye-Irak koordinasyonunun kapısını açabilir.
Karışıklık ve çelişkili bilgiler
Güvenlik şüphelerinin arttığı ve bölgesel işaretlerin yoğunlaştığı bir ortamda, iki kişinin “İsrail adına casusluk” suçlamasıyla tutuklandığı yönündeki haberlerinin ardından, İsrail’in ülkeye sızmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi.
Rudaw’da 8 Temmuz’da yer alan ve kimliğini açıklamayan bir güvenlik kaynağına dayandırılan haberde, tutuklanan kişilerin, şu anda takip edilen, faaliyetleri Irak’ın birçok vilayetine yayılan ve yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantılı olduklarından şüphelenilen daha geniş bir casusluk ağına ait olduğu belirtildi.
Haberde soruşturmaların halen devam ettiği ve davanın üst düzey kurumlarca takip edildiği, gizlice hareket eden diğer isimlerin izlendiği de ifade edildi.
Ancak bu durum, karmaşıklığı da beraberinde getirdi. Çünkü bu sızıntıların yaşandığı süreçte, tutuklulardan birinin serbest bırakılmasını amaçlayan siyasi baskılar olduğu iddia edildi.
Bu durum, Irak’ta terörizm, yolsuzluk ve casusluk gibi hassas konuların uzun süredir birbirine karıştırılmasına neden olan güvenlik kararları ile partizan baskıların yanı sıra güvenliğin siyasallaştırılması sorununu yeniden gündeme getirdi.
Öte taraftan, Parlamento Güvenlik ve Savunma Komitesi söz konusu haberi tamamen yalanladı.
Komite üyesi Yaser Watout, 9 Temmuz’da Baghdad Today gazetesine verdiği röportajda, bu konuda hiçbir tutuklama yapılmadığını söyledi ve “söylentiler yoluyla meseleyi karıştırma girişimleri” konusunda uyardı.
Resmi açıklamalar ile sahadan gelen sızıntılar arasındaki bu çelişki, gerçek bir atılım mı yoksa başka amaçları olan bir medya ve siyaset gerilimi mi yaşandığı sorusunu gündeme getirdi.
Aynı bağlamda, Tahran’ın haziran ayında İran polisi ve istihbaratının ortak operasyonuyla, casusluk ekipmanları ve patlayıcılara sahip altı Mossad ajanını tutukladığını duyurması da göz ardı edilemez.
İran’ın deneyimi, burada iki anlamı içeriyor: Yani bir yandan tehdidin ciddiyetine dair kanıtlar, diğer yandan bazı rejimlerin “casusluk” konusunu güvenlik dışındaki amaçlar için kullanabileceğine dair bir uyarı.
Gözlemciler, hackerlık tehlikesinin yalnızca bilgiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda özellikle bölgesel bir kriz patlak verdiğinde veya Irak’ta bir patlama yaşandığında ağ aktivasyonunun zamanlamasıyla da ilgili olduğunu belirtiyor.
Irak, gelişmiş siber araçlardan veya birleşik bir güvenlik yapısından yoksun olduğundan, bölgedeki istihbarat çatışmaları için savunmasız bir alan haline geliyor.
Irak’ta siyasi sahnenin parçalanmış olduğu göz önüne alındığında, istihbarat uzmanları “casusluk” konusunun bir hesaplaşma silahı veya muhalifleri susturma aracı haline gelebileceğinden endişe ediyor.
Bazıları, şeffaflığın olmaması ve yasaların seçici bir şekilde kullanılması halinde, son birkaç ayda aktivistler ve gazetecilerin casusluk suçlamasıyla tutuklandığı İran modelinin bir kopyasının Irak’ta da uygulanabileceğine dikkat çekti.
Resmi olmayan teyitler ve parlamentonun yalanlamaları arasında, güvenlik yetkilileri, konunun hassasiyeti ve bölgesel etkileri göz önüne alındığında, devam eden anlaşmazlığı çözecek, net ve açık bir açıklama yapmadığı sürece gerçeğe ulaşmak mümkün olmayacak.
İsrail nüfuzunun kökleri
Mossad’ın Irak’taki faaliyetleri resmi belgelerde yer almasa da varlığına dair işaretler on yıllar öncesine, özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllara dayanıyor.
Veriler, Mossad’ın eski rejim döneminde Iraklı Yahudileri İsrail’e götürmek ve askeri altyapıyı gözetlemek gibi gizli operasyonlar düzenlediğini gösteriyor.
Rejimin 2003 yılında devrilmesiyle Irak, siyasi olarak bölünmüş ve sınırları açık bir ortamda, Mossad da dahil olmak üzere çok sayıda istihbarat teşkilatı tarafından nüfuzlarını pekiştirmek amacıyla kullanılan, güvenlik anlamında kırılgan bir döneme girdi.
Yetkililerce resmi olarak doğrulanmayan çok sayıda haber, İsrail’in IKBY ve diğer bölgelerde ekonomik alanlar veya yabancı örgütler aracılığıyla faaliyet gösterdiğine işaret ediyor.
Bugün, yeni casus hücrelerinin konuşulduğu bir dönemde, Irak makamları uzun süredir karanlıkta kalan bir konuyu açmak için harekete geçiyor.
Bu durum, Irak istihbaratının bu kronik ve tekrarlayan tehditle başa çıkma konusundaki hazırlık düzeyi hakkında soru işaretlerine neden oluyor.