Mısır’ın Mezhep Diliyle Kurduğu Denge Siyaseti

Gazeteci Zeynep Karataş, Mısır’ın mezhebi söylem üzerinden İran ile Körfez arasında kurduğu denge siyasetini Fokus+ için kaleme aldı.
misir-in-mezhep-diliyle-kurdugu-denge-siyaseti.jpg

31.03.2026 - 17:18  |  Son Güncellenme:  17.04.2026 - 09:05

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik doğrudan saldırılarla savaşı fiilen tırmandırdığı, İran’ın ise Körfez’deki ABD varlığını hedef aldığı iddiasıyla bazı Körfez ülkelerine yönelik saldırılarla karşılık verdiği bir dönemde, Kahire’den gelen kısa bir görüntü bölgesel tartışmanın yönünü kısa süreliğine bile olsa değiştirdi. El-Ezher’e bağlı bir şeyhin, Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi’nin de bulunduğu bir hutbede “Fatıma, babası, eşi ve çocuklarının hakkı için” diye başlayan bir dua etmesi hızlıca sosyal medyada dolaşıma girdi. Körfez merkezli sosyal medya hesapları bu duayı yalnızca eleştirmekle kalmadı, Sisi’yi Şii bir din adamı kıyafeti içinde resmederek açık bir politik mesaj verdi. Böylece tartışma, bir hutbenin içeriğini aşarak doğrudan Mısır’ın bölgesel konumuna bağlandı. 

Sahiden de bu dua, içerdiği mezhepsel referanslar nedeniyle sıradan bir dini ifade değil.  Ehli Beyt üzerinden kurulan ve özellikle “hakları için” ile “gizli sır” vurgusunu içeren bu form, Şii dua literatürüne özgüdür ve Sünni gelenekte bu kadar belirgin ve sistematik şekilde kullanılmaz. Ancak El Ezherli şeyhin yaptığı bu dua, açık bir siyasi pozisyon ilanı olarak da okunmaz. Asıl tartışma da burada ortaya çıkıyor. Bu tür bir dua, doğrudan siyasi pozisyon açıklamadan, mezhebi semboller üzerinden mesaj üreten ve gerektiğinde “sadece bir dua” denilerek geri çekilebilecek bir esnekliğe sahiptir. Yani ortada hem kolayca okunabilen hem de inkar edilebilir bir sinyal var; Mısır bu dil üzerinden kapıları kapatmadan, taraf olmadan konuşur. 

Mısır hangi noktada?

Bu noktada meseleyi bir “mezhep hassasiyeti” tartışmasına indirgemek de yanıltıcı olur. Çünkü tartışılan şey, bir dini ifadenin doğruluğu ya da yanlışlığı değil, Mısır’ın hangi hatta durduğu, daha doğrusu hangi hatta durmamayı tercih ettiğidir. Zira söz konusu dua, klasik Şii söyleminde merkezi bir yere sahip olan Ehli Beyt vurgusunu taşısa da Mısır’ın dini ve toplumsal dokusu bu tür ifadeleri tek boyutlu biçimde okumaya izin vermez. Ülkede Sünnilik, tasavvuf ve Ehli Beyt sevgisi tarihsel olarak iç içe geçmiş, sınırları keskin olmayan bir alan üretmiştir. Bu nedenle Körfez’de açık bir “Şii referans” olarak algılanan bir ifade, Mısır içinde aynı sertlikte bir karşılık bulmaz.

El Ezher Üniversitesi

Ancak bu olayın asıl anlamı içerikte değil, bağlamda ortaya çıkar. Bu dua, devletin en üst düzey temsilcisinin huzurunda ediliyor. Bu da bize, ortada kontrolsüz bir söylem veya El Ezher şeyhleri arasında zaman zaman rastladığımız farklı bireysel tutum olarak değil, aksine sınırları belirlenmiş bir mesaj olduğunu gösterir. Mısır’da devlet- din ilişkileri de dikkate alındığında dini söylemin tamamen bastırılmak yerine, belirli anlarda ve belirli tonlarda esneterek kullanıldığı görülmektedir. Bu esnemeyi sadece teolojik bir mesele olarak değil, yer yer siyasi, bazen ise ideolojik bir araç olarak ele almak mümkündür. Rejim, gerektiğinde bu dini dili daraltır, gerektiğinde ise genişletir. Dolayısıyla hutbede duyulan ifade, bir sapma değil izin verilmiş bir hareket alanının sonucu olarak algılanmaktadır. 

Körfez’den gelen tepkiyi bu çerçevede okumak gerekir. Sosyal medyada dolaşıma giren karikatürler ve sert eleştiriler, mezhepsel bir tartışmadan çok politik bir rahatsızlığı yansıtır. Zira verilen mesaj nettir. Mısır’ın gri alanda kalma çabası kabul edilmemektedir. Bölge yeniden sert bir bloklaşma eğilimine girerken, Kahire’nin açık bir pozisyon almaktan kaçınması hatta mezhepsel yakınlaştırma emareleriyle dolaylı taraf olması bir risk olarak görülmektedir. Bu nedenle hutbedeki dua, Körfez açısından bir inanç meselesinden çok bir sinyal olarak okunmuştur. 

Oysa Mısır’ın son yıllardaki dış politikasına bakıldığında bu tutum şaşırtıcı değil. Kahire, İran’la doğrudan bir yakınlaşma içine girmemekte, ancak İran’a karşı sert bir cepheye de yerleşmemektedir. Suriye meselesinde izlenen çizgi, Yemen konusunda Suudi Arabistan’la yaşanan mesafe ve genel olarak bölgesel krizlerde alınan temkinli pozisyon, bu yaklaşımın parçalarıdır. Mısır burada ideolojik bir tercih yapmaktan ziyade, manevra alanını korumaya çalışmaktadır. Bu da onu ne tamamen Körfez hattına sabitler ne de İran’a yaklaştırır. Aksine, iki hat arasında kontrollü bir mesafe üretir. 

Bu tabloyu daha iyi anlamak için El-Ezher’in tarihsel rolüne bakmak gerekir. 20. yüzyıl ortasında Mahmud Şeltut tarafından verilen ve Caferiliği meşru bir mezhep olarak tanıyan fetva, Sünni dünyada önemli bir kırılmaya işaret ediyordu. Aynı dönemde Kahire’de kurulan Darü’t-Takrib Beyne’l-Mezahib el-İslamiyye, mezhepler arası yakınlaşmayı kurumsal bir hedef haline getirmişti. Bu açılım, dönemin siyasi atmosferiyle doğrudan bağlantılıydı. Nasır dönemi Mısır’ı, mezhebi farklılıkları keskinleştirmek yerine Arap dünyasını ortak bir çerçevede birleştirmeyi önceleyen bir vizyonla hareket ediyordu. 

Mısır’ın Mezhep Diliyle Kurduğu Denge Siyaseti

Ancak İran İslam Devrimi sonrasında bu zemin büyük ölçüde ortadan kalktı. Mezhep, birleştirici bir söylem olmaktan çıkarak güvenlik ve rejim meselesine dönüştü. İran’ın devrimci söylemi ve bölgesel etkisi, Mısır başta olmak üzere birçok ülkeyi daha temkinli bir pozisyona itti. Bu noktadan sonra El-Ezher’in kapsayıcı dili tamamen kaybolmadı, ancak sıkı bir siyasi çerçeveye alındı. Bugün görülen şey, bu tarihsel hafızanın tamamen terk edilmediği, fakat yeniden ayarlandığıdır. 

Orta Doğu’da mezhepler çoğu zaman sabit ve değişmez inanç sistemleri olarak değil, siyasal bağlama göre öne çıkarılan ya da geri çekilen araçlar olarak işlev görür. İran Şii kimliği üzerinden bölgesel bir etki alanı kurarken, Körfez ülkeleri Sünni kimliği jeopolitik bir hat olarak tahkim eder. Mısır ise farklı bir yol izler. Mezhebi sertleştirmek yerine esnetir ve bu esneme üzerinden kendine bir alan açar. El-Ezher’in dili de bu stratejinin bir parçası olarak şekillenir. Bu dil, yalnızca dini bir referans üretmez, aynı zamanda Mısır’ın dış politikadaki konumunu da yansıtır. 

Bu nedenle söz konusu hutbeyi “Mısır İran’a yaklaşıyor” şeklinde okumak, meseleyi basitleştirmek olur. Ortada bir mezhep değişimi ya da ideolojik kayma yoktur. Daha isabetli olan, bunun oldukça hassas ayarlanmış bir mesafe yönetimi olduğunu görmektir. Mısır, mezhebi dili kontrollü biçimde esneterek kendisini tek bir eksene sabitlemekten kaçınmaktadır. Körfez’den gelen sert tepki de bu esnemenin fark edildiğini ve rahatsızlık yarattığını göstermektedir. 

Sonuçta bu tartışma bize şunu söylüyor: Mısır bir taraf seçmiyor. Daha doğrusu, taraf seçmeye zorlandığı bir denklemde, bu kararı mümkün olduğunca geciktirerek hareket etmeyi tercih ediyor. Mezheplerin sert sınırlar çizdiği bir bölgede, Kahire’nin bu gri alanı koruma çabası, onu hala denge üretebilen az sayıdaki aktörden biri haline getiriyor. 

Şimdi asıl merak edilen şey, mezhep bağlamı üzerinden Mısır’ın kalbinden verilen mesaja cevap hangi başkentten verileceğidir. Tahran’da bir Cuma imamından veya Mekke’de bir Kabe imamından bir “dua” beklemek için yeterli işaret var.