Mescid-i Aksa, Kızıl İnek ve Üçüncü Tapınak Planı Karşısında Yalnız Bırakıldı

Araştırmacı Mustafa Mansur, Mescid-i Aksa’nın İsrail’in baskıları ile “kızıl inek” ve Üçüncü Tapınak planı ekseninde karşı karşıya bırakıldığı tehdidi Fokus+ için kaleme aldı.
mescid-i-aksa-kizil-inek-ve-ucuncu-tapinak-plani-karsisinda-yalniz-birakildi.jpg

08.04.2026 - 16:31  |  Son Güncellenme:  08.04.2026 - 16:36

İslam tarihi, Mescid-i Aksa’nın (ilk kıble, iki mescitten ikincisi ve Harem-i Şeriflerin üçüncüsü) her zaman Müslümanların gücü, zayıflığa karşı dirençleri, aşağılanmaya karşı şan ve şerefleri, bölünme ve parçalanmaya karşı birlikleri ve Allah’ın ipine bağlılıklarının bir ölçütü olduğunu doğruluyor.  

Mescid-i Aksa’nın ibadet edenler ve ziyaretçilerle dolu olması, Müslümanların durumunu, bağlarını ve bütünlüğünü yansıtırken, bunlardan yoksun kalması ve kapılarının kapatılması ise Müslümanların halini ve itibar kaybını gözler önüne seriyor.  

Günümüzde Müslümanların içinde bulunduğu zor durum yadsınamaz. Mescid-i Aksa’nın kapıları, İsrail işgal güçleri tarafından, İran’a karşı İsrail-ABD savaşının başladığı 28 Şubat’tan bugüne kadar, tarihinin en uzun ve kesintisiz dönemlerinden biri olarak kapalı tutuluyor.  

İsrail işgal güçleri, Eski Şehir girişlerine kontrol noktaları kurarak, ulaşımı zorlaştırıyor, böylece cami kapılarına erişim büyük ölçüde engelleniyor.   

Bu süreçte, Ramazan ayında teravih ve itikaf ibadetleri iptal edilirken, cuma namazının kılınması da engelleniyor.  

Siyonistlerin Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırgan sicili, yalnızca kapatma uygulamalarıyla sınırlı kalmıyor.   

Tarih, bireylerden gruplara, yetkililerden bakanlara ve İsrailli yerleşimcilere kadar farklı kesimlerin Mescid-i Aksa’ya zarar verme, baskın düzenleme, ateşe verme, ibadet edenlere saldırma ve hatta öldürme girişimlerini kaydediyor.   

Bu girişimler hem ordu hem de polis olmak üzere Siyonist işgal güçlerinin koruması altında tekrarlanıyor ve devam ediyor.  

Yaşanan bu olaylar ve saldırılar, modern tarihte dünyanın gözü önünde çeşitli araçlarla belgeleniyor.  

İşgal güçlerinin, Mescid-i Aksa ve cemaatine yönelik bu sert uygulamaları karşısında, söz konusu saldırıları meşrulaştıran dini bir anlatı da devreye sokuluyor.  

Bu anlatının merkezinde, “Üçüncü Tapınak”ın yeniden inşasının dini bir görev olduğu iddiası yer alıyor. Bu inanca göre tapınağı, “arınmış” Yahudilerin inşa etmesi ve hizmetini de arınmış hahamların yürütmesi gerekiyor.   

Kubbetü’s-Sahra

Yahudi anlatısı, tapınağın yerinin Tapınak Dağı olduğunu, özellikle de bugün Kubbetü’s-Sahra’nın bulunduğu noktada olduğunu savunuyor.  

Bu fikrin yaygınlaştırılmasında İsrail’de faaliyet gösteren “Tapınak Enstitüsü” (Machon HaMikdash) önemli rol oynuyor.   

Yaklaşık 40 yıl önce, Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir'in manevi danışmanı Haham İsrael Ariel tarafından kurulan enstitü, o tarihten bu yana Üçüncü Tapınak’ın inşasına yönelik faaliyetlere ve bu fikrin toplumun tüm kesimlerine anlatılmasına odaklanıyor.   

Enstitü ayrıca, tapınak meselesinin Yahudi yaşamının merkezi olduğu ve İsrail halkı ile Tanrı arasındaki canlı bağı temsil ettiği anlayışıyla, daha fazla Yahudi’nin bu alanda eğitim almasını ve aktif rol üstlenmesini teşvik ediyor.  

Ancak Yahudilerin Üçüncü Tapınağı inşa ederek bu yükümlülüğü yerine getirmelerini ve dolayısıyla Mescid-i Aksa’nın yıkımına ve tahribatına devam etmelerini bugüne kadar önleyen önemli bir engel bulunuyor.  

Bu engel, dini açıdan gerekli arınma şartlarının sağlanamaması olarak öne çıkıyor.  

Yahudi inancına göre, MS 70 yılında Roma komutanı Titus’un İkinci Tapınak’ı yıkmasından bu yana Yahudiler “ritüel olarak kirli” kabul ediliyor.   

Bu durum, o tarihten günümüze kadar, kirlilikleri nedeniyle bu görevi yerine getirmeye uygun görülmedikleri anlamına geliyor.  

Söz konusu kirlilik, ölülerle temas, onlarla aynı yerde bulunma veya hatta mezarlara dokunma gibi çeşitli yollarla bulaşıyor.   

Bu kirliliğin etkisi, kirlenmiş kişiye dokunan herkese daha az derecede de olsa yayılıyor, kirlilik onlara geçiyor ve kirlendikleri günün akşamının sonuna kadar öyle kalıyor.  

Bu durumdan arınmanın tek yolu ise Yahudi kutsal metinlerinde ayrıntılı biçimde anlatılan “kızıl inek” ritüeline dayanıyor.   

Tevrat’ın Sayılar kitabının 19. Bölümü, Talmud’da özellikle de hukuk metni olan Mişna, kusursuz, tamamen kızıl renkli, lekesiz ve daha önce çalıştırılmamış bir ineğin kurban edilmesini öngörüyor.  

Buna göre inek kesilip sedir ağacı, zufa otu ve kırmızı yün gibi diğer şeylerle birlikte yakılıyor, ardından külleri suyla karıştırılarak arınma ritüelinde kullanılıyor.  

Nadir bulunan bu özellik ve şartlara sahip “kızıl inek”in yokluğu ve İkinci Tapınak’ın yıkılması nedeniyle, bu arınma ritüeli yaklaşık iki bin yıl boyunca gerçekleştirilemedi.  

Yahudi kaynakları (Mişna, Parah, Düve 3:5), Tapınak döneminde dahi bu ritüelin yalnızca dokuz kez uygulanabildiğini aktarıyor.  

Haham Meir’e göre, ilkini Hz. Musa, ikincisini Ezra hazırladı. Hahamlar, Ezra’dan sonra yedi tane daha hazırlandığını söylüyor.  

Peki bunları kim hazırladı? Şimon ha-Tzadik ve Başkahin Yohanan ikişer kez, Elyehoenai ben Hakof, Hanameel el-Mısri ve İsmael ben Biabi ise birer kez hazırladı.  

Ancak bu kızıl inek, Yahudi hukukunun şartlarına uygun olarak ortaya çıkarsa ve bu arınma ritüeli gerçekleştirilebilirse, ancak o zaman Yahudi hukukuna göre arınma için gerekli ve zorunlu koşul yerine getirilmiş oluyor.  

Tapınak Enstitüsü’ne bağlı hahamlar, aranan niteliklere sahip kızıl ineğin artık ortaya çıktığını ve “onuncu ineğin” hazırlanma zamanının geldiğini savunuyor.   

Onlara göre böylece, Üçüncü Tapınak’ın inşa hayali gerçekleşecek ve Mesih’in dönüşüne ve dünyanın Yahudi egemenliğinin kurulmasına bir hazırlık olarak kabul edilen Armageddon savaşına giden yol açılacaktır.  

Yahudi inancına göre Yahudi üstünlüğü ve küresel egemenlik vizyonunun, Hz. İsa’nın ikinci gelişinin, müjdeci takipçileriyle birlikte bin yıl boyunca dünyayı yöneteceği yönündeki Hristiyan Siyonist evanjelik ideolojisiyle örtüştüğü yadsınamaz.  

Hristiyan Siyonist anlayış da, nihai olarak Armageddon savaşını bir son aşama olarak kabul ediyor.   

Bu durum, Hristiyan Siyonistler ve ABD’deki Hristiyan lobi gruplarının, ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşına verdiği desteği açıklıyor.  

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu

Buna göre ABD, Körfez bölgesindeki müttefikleri üzerindeki etkisini pekiştirip Orta Doğu’da tam hakimiyet sağlamayı hedeflerken, İsrail ise Netanyahu’nun siyasi hedeflerine ek olarak, Nil’den Fırat’a uzanan “Büyük İsrail” hedefi doğrultusunda genişleme planlarına yaklaşmayı amaçlıyor.  

Öte yandan, Yahudi ve Hristiyan Siyonist aktörler arasında siyasi, askeri ve ekonomik düzeylerdeki ortak eylemler ve operasyonlar arasında dikkat çekici olan şey, her iki grubun da hedeflerine ulaşması durumunda ortaya çıkacak farklı sonuçlardır.  

Zira taraflardan birinin inancına göre dünya hakimiyetine ulaşması, diğerinin ona tabi kılınması ve hatta ortadan kalkması anlamına geliyor.  

Bu bağlamda, Yahudi olmayanlar tarafından doğal olarak efsane ya da mit olarak görülebilen “kızıl inek” meselesi, Yahudi inancında kurtuluşla bağlantılı temel unsurlardan biri olarak kabul ediliyor.   

1948’de Filistin’in işgaliyle başlayan ve farklı aralıklarla ortaya çıkan, ancak uygun olmadığı anlaşılan kırmızı ineklerle devam eden arayış, özellikle 2022’den beri yoğun bir şekilde gündeme geldi.  

Bu dönemde, ABD’nin Teksas eyaletindeki bir çiftlikte, gerekli dini şartları karşılayan birkaç kırmızı inek ortaya çıktı. Çeşitli Yahudi ve Evanjelik Hristiyan gruplarının himayesinde, beş kırmızı inek İsrail’e getirildi.  

Mako haber sitesinden gazeteci Omri Maniv’in de belirttiği gibi, bu oluşumların başında bazı sağcı örgütler yer alıyor.  

Bunlardan ilki, Evanjelik Hristiyanlar ve sağcı kişilerden oluşan “Bnei Israel” örgütü. Örgüte Haham Tsahi Mamo liderlik ediyor.  

Haham Mamo, bazı Haredi dini otoriteleri tarafından, ABD’li bir arkadaşının yardımıyla bu kırmızı inekleri genetik olarak değiştirmekle suçlanıyor.  

Haham ve sağcı destekçileri ise bu iddiaları reddederek, kırmızı ineğin herhangi bir insan müdahalesiyle ortaya çıkamayacağını savunuyor.  

Tapınak Enstitüsü’ne bağlı hahamlar ise kızıl ineğin ortaya çıkışını, Tapınak Dağı’na çıkma hayalinin gerçekleşeceği ve dolayısıyla Mescid-i Aksa’nın ortadan kaldırılarak Üçüncü Tapınak’ın inşasının yakın olduğuna dair ilahi bir işaret olarak yorumladı.  

İsrail’deki aşırı sağcı Siyonist hükümetten bakanların hedeflediği de bu ve ortadaki durum Mescid-i Aksa’ya tekrar tekrar yapılan baskınları ve saygısızlıklarını açıklıyor.  

Kızıl inek meselesi, bölgedeki İsrail merkezli çatışma dinamikleriyle iç içe geçiyor.   

Walla haber sitesinde editör Yaron Zilberstein, bu bağlamda iki önemli noktaya dikkat çekti.  

Zilberstein’e göre ilk olarak Hamas, İsrail’in kızıl inekleri ithal etmesini, 7 Ekim 2023’te düzenlenen Aksa Tufanı Operasyonu’nun nedenlerinden biri olduğunu iddia etti.  

Hamas’ın askeri kanadı olan İzzeddin Kassam Tugayları’nın sözcüsü Ebu Ubeyde’nin Gazze’de savaşın başlamasının 100. günü münasebetiyle yaptığı konuşma sırasında buna değindi.  

Ebu Ubeyde, 7 Ekim olaylarının nedenlerini detaylandırırken, Yahudileri kutsal topraklara "kırmızı inekler getirmekle" suçladı. Bunun, Tevrat öğretilerinde belirtildiği gibi, Mescid-i Aksa kalıntıları üzerine Üçüncü Tapınağın inşasının başlangıcını işaret ettiğini söyledi.  

Zilberstein’e göre ikinci olarak, Kudüs ve Miras Bakanlığı Genel Müdürü Netanel Isaac’in yalnızca kızıl ineklerin ithalini desteklemekle kalmayıp, hayvanları havalimanında bizzat karşılaması dikkat çekti.  

Bakanlık o dönemde yaptığı açıklamada, kızıl ineklerin İsrail’e getirilmesinin resmi olarak finanse edilmediğini ve Isaac’in törene önceki hükümet döneminde “kişisel olarak” katıldığını belirtti.  

Ancak diğer yandan, aşırı sağcı İsrail Kültür Bakanı Amichai Eliyahu’nun, çeşitli haber sitelerinde geniş çapta yayılan bir videoda çocuklarıyla birlikte kızıl inek çiftliğini ziyaret ettiği görüldü.  

Bu gelişmeler, İsrail’deki aşırı sağcı hükümetin Mescid-i Aksa’ya yönelik politikalarıyla ilişkilendiriliyor ve Üçüncü Tapınak’ın inşası hedefi doğrultusunda atılan adımların işareti olarak değerlendiriliyor.  

Sonuç olarak, ABD-İsrail ittifakı tarafından Araplar ve Müslümanlara dayatılan, Orta Doğu’yu kasıp kavuran savaşlar ve tekrarlayan gerilimler ile “kızıl inek” meselesinin yeniden gündeme taşınması, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında Arap direniş gruplarıyla mücadelesinde siyasi, askeri ve güvenlik gerekçelerinin yanında dini bir dayanak oluşturma çabası olarak değerlendiriliyor.   

Özellikle işgal altındaki Filistin topraklarında, Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlar, yıkım ve yerine Üçüncü Tapınak’ın inşası hedefi bu çerçevede öne çıkıyor.  

Belki de tüm bunlar, özellikle de tam olarak hayata geçirildiğinde, ulusun birliğini ve beraberliğini güçlendirmeye teşvik edecektir.  

Bu, Siyonist planlara karşı gerçek bir caydırıcı ve Mescid-i Aksa avlularına girişlerine karşı gerçek, pratik bir engel olacaktır. İsraillilerin karşı karşıya kalacakları tek engel budur, sadece kirlilikleri değil.