Merkeziyetçilikten Parçalanma Riskine: Abiy Ahmed’in Üçüncü Dönemi 'Altın Çağı' Getirir mi?

Doç. Dr. Yunus Turhan, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in üçüncü dönem seçim zaferinin ardından ülkenin etno-federal yapısı, derinleşen iç çatışmalar ve bölgesel jeopolitik riskler arasındaki kırılgan geleceğini Fokus+ için kaleme aldı.
merkeziyetcilikten-parcalanma-riskine-abiy-ahmed-in-ucuncu-donemi-altin-cagi-getirir-mi.jpg

12.06.2026 - 16:07  |  Son Güncellenme:  12.06.2026 - 17:42

Oromo ve Amhara bölgelerinde yaşanan uzun süreli toplumsal protestoların ardından, dönemin Başbakanı Hailemariam Desalegn’in 2018 yılında istifa etmesi, modern Etiyopya siyasi tarihinde bir dönüm noktasını temsil etmektedir. Parlamentonun, uluslararası alanda nispeten bilinmeyen ancak etkili hitabet yeteneği ve reformcu vizyonuyla öne çıkan 41 yaşındaki Yarbay Abiy Ahmed’i başbakan olarak seçmesi, bu dönüm noktasının ana aktörünü oluşturmuştur. Afrika’nın en genç hükûmet başkanı unvanını elde etmesinin ötesinde, ilk kez Oromo kökenli bir siyasetçinin ülkenin en üst yürütme makamına gelmesi, uzun yıllardır siyasi temsil ve güç paylaşımı tartışmalarının merkezinde yer alan Etiyopya’nın etnik denklemini yeniden görünür kılmıştır.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed

Abiy Ahmed, iktidarının ilk döneminde gerçekleştirdiği kapsamlı siyasi reformlar ve bölgesel barış çabaları neticesinde Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştür. Ancak, bu ödülün mürekkebi kurumadan başlayan Tigray Savaşı (2020) ve müteakiben Amhara bölgesinde "Fano" olarak bilinen etno-milliyetçi milislerle yaşanan silahlı çatışmalar, yönetimi ülkenin sert siyasi gerçekleriyle yüzleşmek zorunda bırakmıştır. 

İlk başlardaki reformist söylem, iç politikadaki meydan okumalar karşısında yerini giderek artan bir otoriter merkeziyetçiliğe bırakmıştır. Abiy’in zorlayıcı diplomasi reflekslerinin kökeninde, zihinsel altyapısını oluşturduğu Oromo Halk Demokratik Örgütü (OPDO) ve Etiyopya Halk Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF) deneyimlerinin ne ölçüde belirleyici olduğu tartışma konusu olmakla birlikte, iktidarını konsolide ettikçe, güç merkezileştirme politikalarının baskın hâle geldiği tartışma götürmez bir gerçektir.

Üçüncü dönemin eşiğinde: Ulusal kimlik mi, parçalanma mı?

Etiyopya tekrar yeni bir siyasi dönemin kapasını aralama arifesindedir. Güvenlik ve lojistik kısıtlamalar nedeniyle ülke nüfusunun yaklaşık beşte birinin oy kullanamadığı ve Tigray bölgesinde sandıkların kurulamadığı Haziran 2026 genel seçimlerinde, Abiy Ahmed’in Refah Partisi’nin (Prosperity Party) parlamentoda ezici bir çoğunluğa ulaşması yeni dönemin anahtarıdır. Abiy’in üçüncü dönem siyasi zaferinin, ülke için potansiyel bir "altın çağ"ın habercisi mi, yoksa yeni bir parçalanma sürecinin öncüsü mü olacağı sorusu hem iç hem de dış siyasette yoğun bir ilgiyide gark etmektedir.

Yeni dönemde Abiy yönetimini bekleyen en temel zorluk, ülke içerisinde sürdürülebilir bir toplumsal uzlaşı ve barış iklimi tesis etme üzerinedir. Nitekim territorial (bölgesel) olarak imparatorluk bakiyesi miras alan Abiy’in ilk görevi salt toprak bütünlüğünü korumak değil, EPRDF döneminden devralınan etnik federalist sistemin yarattığı fay hatlarını onararak, kapsayıcı bir "ulus-devlet" inşası sürecini yönetmek olmuştur. Zira hem 2021 hem de 2026 seçimlerinde Tigray bölgesinde sandıkların kurulamaması, Addis Ababa ile Mekelle arasında kalıcı bir toplumsal ve siyasi uzlaşı henüz tesis edemediğinin en somut göstergesidir. Bu da hâlihazırda buz dağının görünmeyen kısmında, çok daha derin yapısal ve kimliksel sorunlara işaret etmektedir.

Merkezî otorite ile federal yapılar arasındaki olası çatışmaların derinleşmesi, bazı birimlerin bağımsız bir devlet olarak ayrılmasını dahi tetikleme riski barındırmaktadır. Nitekim, Etiyopya’nın 1994 Anayasası’nın 39. maddesi, ülke içerisindeki etnik gruplara "kendi kaderini tayin hakkı" tanımaktadır. TPLF’in 2020 yılında öz-yönetim konusundaki meydan okuyan tutumu ve tek taraflı bölgesel seçimler düzenlemesi, merkezî hükûmetin sınırlarını test etmiş ve askerî olarak bastırılmıştır. Ancak anayasal maddenin varlığı, gelecekteki ayrılıkçı süreçleri teknik ve hukuki açıdan mümkün kılmaya devam etmektedir.

Abiy Ahmed’in iç siyasi zorlukları bertaraf etme stratejisi, sıklıkla iç ve dış politikada "ortak düşman" algısı yaratma veya milliyetçi bir konsensüs sağlama üzerine inşa edilmektedir. Mesela, Abiy’in iktidarının ilk döneminde Eritre ile gerçekleştirdiği diplomatik yakınlaşma, ona Tigray’a karşı iç konsolidasyona odaklanma fırsatı sunmuştu. Ancak Pretoria Anlaşması sonrası jeopolitik dinamiklerin değişmesi ve bölgesel denklemdeki kaymalar, eski düşmanlıkların yeniden canlanmasına zemin hazırlamıştır. Nitekim, Sudan’daki iç savaşta iki ülkenin zıt tarafları desteklemesi (Etiyopya'nın Hızlı Destek Kuvvetleri'ne, Eritre'nin ise Sudan ordusuna yakın durması), Afrika’daki jeopolitik kırılganlığı ve çatışma riskini meydana çıkartmıştır.

Büyük Etiyopya Rönesans Barajı

Öte yandan, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nın (GERD) inşası, içeride ulusal bir dayanışma sağlarken, dışarıda Mısır’a karşı tüm Etiyopya toplumunu birleştirici bir araç olarak işlev görmüştür. Benzer şekilde, dış politikada Somaliland ve Sudan gibi aktörlere odaklanarak jeopolitik manevra alanını genişleten ve siyasi olarak kendini toparlamaya çalışan Addis Ababa yönetimi, bu dış politika hamlelerini, iç sorunlara yönelik reformlar için bir meşruiyet zeminine dönüştürmeyi hedeflemektedir.

Etiyopya’nın gelecek rotası: Kaos mu, Mandela modeli mi?

Nihai tahlilde, Abiy Ahmed’in üçüncü dönemi, Etiyopya’nın etno-federal yapısının dayattığı yapısal açmazlar ile merkeziyetçi yönetim arzusu arasındaki kırılgan dengeleri yeniden test etmektedir. Dış politikada ulusal gururu pekiştiren projeler (GERD) ve bölgesel diplomasi aracılığıyla yaratılan "ortak düşman" retoriğinin, içerideki siyasi meşruiyeti konsolide etmek için geçici bir momentum yarattığı bir gerçektir lakin bu yaklaşım, temel toplumsal yaraları iyileştirmekten ziyade erteleme riski taşımaktadır. 

Etiyopya'nın geleceği, büyük ölçüde Abiy Ahmed'in önümüzdeki dönemde izleyeceği siyasi rota ile rabıtalıdır. Özellikle, toplumsal mutabakatı önceleyen kapsayıcı bir siyasal süreç ile sıfır toplamlı ve çatışmacı bir yönetim modeli arasında yapacağı tercih belirleyici olacaktır. Şayet Abiy Ahmed, göreve geldiği ilk altı aydaki adımları takip ederek ülkenin farklı etnik topluluklarını ortak bir ulusal kimlik etrafında birleştirebilirse, "gökkuşağı ulusu" olarak nitelendirilen çok etnikli Güney Afrika'nın inşasında öncü rol oynayan Nelson Mandela'yı hatırlatacak şekilde, tarihe "Etiyopya'nın Mandela'sı" olarak geçebilecektir.