Kurumlar, Kimlikler ve Kontrol: Suriye’nin Geleceğinde SDG–Şam Anlaşmazlığı
05.08.2025 - 13:17 | Son Güncellenme: 06.08.2025 - 15:31
SDG-Şam görüşmeleri oldukça karmaşık bir dosya. Ortada imzalı bir mutabakat var ama şu ana kadar bir uygulama yok. Bu meseleyi detaylı bir şekilde ele alarak, süreci başından günümüze özetlemeye çalışacağım.
8 Aralık 2024 öncesi, Suriye'deki silahlı güçler ve sivil yönetimleri:
Mart 2011'de başlayan Suriye Devriminin uzaması, ülkede çok fazla birbirinden bağımsız silahlı gücün ve her birinin kendine bağlı sivil yönetiminin kurulmasına neden oldu.
8 Aralık 2024 öncesine kadar, Suriye'de 3 farklı yönetim vardı.
Gözden Kaçmasın
Askeri gruplar ve sivil yönetimleri:
- Şam merkezli devrik rejim ordusu ve sivil yönetimi
Suriye muhalefeti tarafından kurulan ve ilk sivil yönetim olan, Suriye Devrimci Güçler Ulusal koalisyonuna bağlı Suriye Geçici Hükümeti, Suriye’nin kuzeyindeki Suriye Milli Ordusu kontrolü altındaki bölgelerde yer aldı.
- Heyet Tahrir eş-Şam'a (HTŞ) bağlı İdlib merkezli Kurtuluş Hükümeti
Beşşar Esed'in devrilmesi sonrası ilk olarak, 10 Aralık 2024 tarihinde HTŞ'ye bağlı İdlib merkezli Kurtuluş Hükümeti, kendini feshederek tüm kurumlarını Ahmed Şara liderliğindeki yeni hükümete devretti. İlk başlarda biraz tereddüt etmiş olsa da Türkiye'nin yeni Suriye Hükümetine desteği sonrası SMDK, 11 şubat tarihinde kendini feshederek, tüm kurum ve kuruluşlarının Ahmed Şara liderliğindeki Suriye Geçiş Hükümetine entegre edildiğini ilan etti.
- Suriye kuzeydoğusunda ise SDG'ye bağlı Kuzeydoğu Özerk Yönetimi
SDG'nin sivil yönetim kanadı PYD öncülüğünde 2018 yılında ilan edilen özerk yönetimdir. SDG kontrolü altındaki bölgenin tüm asli unsurlarının (Araplar, Kürtler, Türkmenler, Süryaniler) temsil edildiği iddia edilse de, öne çıkan ve 10 Mart mutabakatında öz haklarının garanti altına alınacağı ve ismi yazılan tek kimlik Kürt kimliği oldu. Suriye'deki kontrol alanlarına baktığımız zaman, harabe alanlar hükümetin elinde, verimli kaynakların olduğu yerler ise SDG'nin elindedir. Rakka merkezi ile kırsalının önemli bölgeleri, Deirezzor'un en verimli bölgesi olan Fırat nehrinin doğu kırsalı, Haseke ve Halep doğusundaki Deir Hafer, Aynel Arab, Meskene ve Hafse gibi önemli bölgeler SDG kontrolü altındadır. Ülkenin en verimli yeraltı ve tarım kaynakları yine SDG tarafından kontrol edilmektedir. Tişrin barajı yanı sıra, ülkenin en büyük barajı olan Tabka barajı yine SDG'nin elinde bulunuyor.
SDG'nin omurga yapısı, PYD'nin askeri kolları olan YPG ve YPJ'dir. Diğer önemli bir diğer grup, Şammar kabilesi mensuplarından oluşan Sanadid Kuvvetleri, ufak gruplarda ise öne çıkan Ceyşul Süvvar grubudur. Mazlum Abdi 100 bin kişilik bir ordu güçlerinin olduğundan bahsetse de, bu rakam çok abartılı bir rakamdır.
Askeri Operasyon İdaresi tarafından başlatılan 'Saldırganlığı Yıldırma Operasyonu' kapsamında, 61 yıllık Baas Rejimi devrilmiş ve dönemin muhaliflerin başkent Şam'a girmişti. Ancak, bir diğer tarafta ise Suriye Milli Ordusu tarafından başlatılan, 'Özgürlük Şafağı' operasyonu kapsamında ise, Tişrin barajı hattında çatışmalar devam ediyordu. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) meselesini diyalog yoluyla çözmek için ateşkes talep etmesi sonrası, Tişrin barajında devam eden operasyonlar durdurularak, yaşanan anlaşmazlıkları kan dökülmeden masada konuşarak çözebilmenin yolları aranmaya başlandı. ABD arabuluculuğunda yapılan görüşmeler neticesinde, 10 Mart 2025 tarihinde, Suriye Geçiş Hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG Komutanı Mazlum Abdi arasında bir mutabakat sağlandı.
Mutabakat maddeleri:
1- Dini ve etnik kökenlerine bakılmaksızın tüm Suriyelilerin siyasi süreçte ve tüm devlet kurumlarında liyakat temelinde temsil ve katılım haklarının garanti altına alınması.
2- Kürt toplumunun Suriye devletinde asli bir toplum olduğu ve Suriye devletinin Kürt toplumunun vatandaşlık hakkını ve tüm anayasal haklarını garanti altına alması.
3- Tüm Suriye topraklarında ateşkes sağlanması.
4- Kuzeydoğu Suriye'deki tüm sivil ve askeri kurumların, sınır kapıları, havaalanı, petrol ve gaz sahaları da dahil olmak üzere Suriye devletinin idaresine "entegre" edilmesi.
5- Yerlerinden edilmiş tüm Suriyelilerin topraklarına geri dönmelerinin sağlanması ve Suriye devleti tarafından korunmalarının güvence altına alınması.
6- Suriye devletini, Esed'in kalıntılarına, güvenliğini ve birliğini tehdit eden tüm tehditlere karşı mücadelesinde desteklemek.
7- Bölünme çağrılarını, nefret söylemlerini ve Suriye toplumunun tüm bileşenleri arasında nifak tohumları ekme girişimlerini reddetmek.
Yürütme komiteleri anlaşmanın en geç bu yılın sonuna kadar uygulanması için çalışacak ve çaba gösterecektir.
Mutabakatın ihtilaflı maddeleri ve nedenleri
10 Mart mutabakatı, Suriye genelinde sevinçle karşılanırken, çoğumuz tarafından dikkat edilmeyen mutabakat metninde geçen 4. madde'deki bir kelime, bizi tekrardan en başa döndürdü ve soruna çözüm olarak görülen mutabakatın aslında yeni bir sorunun başlangıcı oldu.
Entegrasyon إندماج mu? Fesih حل mi?
Sorunun başa dönmesinin ana nedeni bir kelimenin farklı şekilde anlaşılmasıdır.
Entegrasyonu her taraf farklı şekilde yorumluyor; hükümet tarafı entegrasyonu devralmak olarak görüyor. Bu konuda ilk tartışma Deirezzor Valisi Gassan Ahmad'ın, 7 Nisan'da Anadolu Ajansına yaptığı açıklamalarla başladı:
Deirezzor petrol kuyuları geleceği hakkında sorulan soruya, "Şam Hükümeti ve SDG anlaşması kapsamında, sadece bir grubun değil, tüm Suriyelilerin mukadderatı olan petrol kuyularının tam denetimi petrol bakanlığında olacaktır" dedi. Yukarıdaki bu sözler, SDG'nin petrolden pay alacağına delalet ediyor.
Devamında ise, "Cezire bölgesinde petrol tesisleri personelleri ve işçilerle, petrol bakanlığının çok yakında petrol tesislerini kontrol altına almasına hazır olmaları için iletişime geçildi.
Bu son bölümde ise, petrol kuyularının kontrolünün hükümette olacağına işaret ediyor. 7 Nisan'dan bugüne neredeyse dört ay geçti fakat şu ana kadar herhangi bir petrol sahasının devri yapılmadı.
SDG tarafı entegrasyonu birleşme olarak görüyor
Geçtiğimiz günlerde SDG'ye bağlı Özerk Yönetim Dış İlişkiler sorumlusu İlham Ahmed Rudaw Televizyonuna açıklama yaptı. Ahmed, "Şam ile yürütülen sürecin tam anlamıyla bir "müzakere" olmadığını, daha çok Suriye krizine çözüm bulmayı amaçlayan bir "diyalog" ve "görüşme" olduğunu belirtti.
Temel hedeflerinin Suriye'nin birliği içinde, tüm kimliklerin tanındığı bir ortaklık kurmak olduğunu vurguladı. Görüşmelerdeki en büyük anlaşmazlığın "entegrasyon" kavramının tanımı olduğunu; Şam'ın bunu bir "devralma" olarak gördüğünü, kendilerinin ise "karşılıklı tanıma ve iradeli katılımı" esas aldığını söyledi.
İki taraftan da yapılan açıklamaları değerlendiğimiz zaman, bir tanımlama sorunu olduğunu ve bu sorunu SDG'nin zaman kazanmaya yönelik kullandığını görebiliyoruz.
Karşılıklı kara propaganda:
SDG ve Suriye Hükümeti arasında son dönemlerde karşılıklı kara propaganda faaliyetleri var. Kara propaganda faaliyetleri, sahil olaylarında SDG medya ekibi tarafından başlatıldı ve Süveyda olaylarında da devam etti. Olayları tek bir tarafın üzerinden propagandasını yapan SDG medyası, hükümete karşı baskı kartını güçlendirmeyi hedefledi ve başarılı da oldu.
Hükümet tarafında ise, bot hesaplar üzerinden SDG ile ilgili birçok sahte haber servis edildi. Burada öne çıkan iki haber oldu.
1-ABD Büyükelçisinin, SDG'den Deirezzor, Haseke, Rakka ve Fırat Nehri kıyısındaki Tabka'dan çekilmelerini istediği yönünde sahte haberler servis edildi.
2- Türkiye'nin, Fırat'ın doğusuna kısıtlı bir operasyon yapmak için onay aldığı ve bu operasyona Suriye Ordu birliklerinin de katılacağı yönünde sahte bir haber servis edildi.
Mazlum Abdi aşiretlerle görüşmelerine ağırlık verdi
Süveyda olayları sonrası SDG, alelacele Deirezzor ve Rakka aşiretleri ile sıkı görüşmelere başladı. Her ne kadar çok fazla gündeme gelmeseler de SDG içindeki aşiret kökenli Araplar, Kürtlere oranla oldukça fazla sayıya sahipler. Bu nedenle, Suriye hükümetinin geçmiş dönemlerden aşiretlerle güçlü bir bağı olan ve yeni dönemde istihbarat başkanlığı yapan Hüseyin Salame'nin, SDG kontrolü altındaki en sorunlu bölge olan Şıheyl kasabasından Agedat kabilesi mensubu olması nedeniyle, Mazlum Abdi ileride yaşanabilecek olası bir çatışma durumunda, kendi kontrolü altındaki Arap aşiretlerini yanında tutmak istiyor.
Aynı zamanda, aşiretlere de hükümetle anlaşma yapılması durumunda, Deirezzor idaresinde Arap aşiretlerinin de rol alacağının garantisini verdi.
Mazlum Abdi'nin yaptığı son açıklamalar
Mazlum Abdi’nin, Suudi Arabistan merkezli Al Arabia televizyonuna yaptığı açıklamalara baktığımızda, herkes satır başlıklarına odaklandı ama arada önemli bir cümlesi de vardı.
- Deirezzor'un doğusu ile batısının birleşmesi gerektiğine vurgu yaparken, Deirezzor Valiliğinde yeniden görev dağılımı yaptırılarak, görevlerin Fırat nehrinin doğusu ile batısı altında dağılması gerektiğini söyledi.
Mazlum Abdi'nin konuşması, genel olarak SDG ve siyasi kurumlarının yetkili isimlerinin konuşmalarının daha yumuşak tonda bir özetidir aslında. SDG'nin istekleri Suriye hükümetine başka kapıların da açılmasına neden olacağından şu ana kadar bir karşılık bulmadı. Abdi, ne zaman Arap basınına açıklama yapsa, Kürtçe yayın yapan bir televizyonda da kendini ifade ediyor.
Özetle, SDG ile Şam arasında görüşmelerin yıl sonuna kadar bir sonuca varması çok zor. İki taraf arasında dışa yansımasa da çok derin ihtilaflar var. Şam, Suriye'nin tamamını kontrol etmek isterken, SDG kendi bölgelerinde ortak yönetim modeli istiyor. SDG'nin Suriye ordusuna entegre olması da belirsizliğini koruyor. Bu nedenle de bugüne kadar görüşmelerden bir sonuç çıkmadı. Çıkacak gibi de görünmüyor…