Kurşunların Renklerini Ben Nasıl Gördüm, Katiller Nasıl Anlamış?

Gazeteci Emine Şeçeroviç Kaşlı, Saraybosna kuşatması sırasında sivillerin hedef alındığına ilişkin yeniden gündeme gelen “Sarajevo safari” iddialarını Fokus+ için kaleme aldı.
kursunlarin-renklerini-ben-nasil-gordum-katiller-nasil-anlamis.jpg

31.03.2026 - 17:38  |  Son Güncellenme:  20.05.2026 - 13:45

Saraybosna kuşatmasını yaşamış biri olarak bazı haberleri okumak insanın içini sadece sızlatmaz, sanki geçmişin kapalı sandıkları yeniden açılır. Son günlerde yabancı medyada yeniden gündeme gelen “Sarajevo safari” iddiaları, yani zengin yabancıların para karşılığında Saraybosna’da insan öldürmeleri de benim için böyle bir etki yarattı. Çünkü bu iddialar, savaş sırasında çocuk olan birinin hafızasında zaten silinmemiş görüntülerle tuhaf bir şekilde kesişiyor. 

Savaş yıllarındaki çocukluğumu daha sonra yazdığım “Kurşunların da rengi var” adlı kitapta anlatmıştım. Kuşatma altındaki Saraybosna’da büyüyen bir çocuk olarak geceleri gökyüzüne bakardım. Gökyüzünde çizgiler olurdu. Büyükler onların kurşun olduğunu söylerdi. Ama benim için onlar sadece kurşun değildi, birer renkti. Bazen sarı gibi görünürdü, bazen kırmızı bir iz bırakırdı. Bazen de bir yıldız gibi kayardı. O yaşta insan kurşunun ne olduğunu tam anlamaz. Gökyüzünde bir ışık görür ve ona anlam vermeye çalışır. Ayrıca, oyunlarımızdan bir tanesi de farklı renklerde mermi kovanlarını toplamaktı. İşte o yüzden de kitabıma “Kurşunların da rengi var” ismini verdim.  

Şimdi ise yabancı basında okuduğum bazı iddialar, o çocukluk görüntülerini bambaşka bir açıdan düşündürmeye başladı. 

İtalyan gazeteci Ezio Gavazzeni, “Vikend snajperisti – I cecchini del weekend” yani “Hafta Sonu Keskin Nişancılar” adlı kitabında yer alan ve uluslararası medyada aktarılan bilgilere göre, Bosna savaşı sırasında bazı zengin Batılıların Saraybosna çevresine gelerek sivilleri hedef aldığını anlatıyor. Bu iddialar, birkaç yıl önce Sloven yönetmen Miran Zupanič’in “Sarajevo Safari” adlı belgeselinden sonra dünya kamuoyunda daha geniş şekilde tartışılmaya başlanmıştı zaten. 

Bunun bir tür “av turizmi” gibi organize edildiği ve bunun için para ödendiği de önceden karşımıza çıkan bilgilerdi. 

Gavazzeni’nin kitabında aktardığı ve yabancı gazetelerde yer bulan bazı tanıklıklara göre, bu kişilerin çoğu Avrupa’nın varlıklı çevrelerinden geliyordu. Tanıklardan biri, kimliği açıklanmayan ve “Fransız” olarak anılan bir kaynak. Bu kişi söz konusu insanların avukat, noter, iş insanı veya doktor gibi yüksek sosyal statüye sahip kişiler olduğunu iddia ediyor. Aynı tanığa göre, bu kişiler hedef aldıkları insanları vurduktan sonra herhangi bir pişmanlık göstermiyor, aksine bunu bir heyecan ve macera gibi yaşıyorlardı. 

Kurşunların da rengi var

Şu günlerde benim için en sarsıcı iddialardan biri de kurşun kovanlarıyla ilgili. Tanık ifadelerine göre bazı zengin katillerinin, öldürdükleri insanların hatırası olarak farklı renklerde kovanlar sakladığı öne sürülüyor. İddiaya göre bir erkek çocuğun öldürülmesi mavi, bir kız çocuğunun öldürülmesi pembe, yetişkin bir kişinin öldürülmesi ise kırmızı veya sarı kovanla işaretleniyordu. 

Bu anlatımı okuduğumda çocukluğumun Saraybosna geceleri bir anda gözümde canlandı. Çünkü benim hafızamda da kurşunların renkleri vardı. Ama o renklerin öldürülen her insan için bir ödül gibi alındığını öğrenmek çok başka duygular uyandırıyor.  

Gavazzeni’nin yabancı medyaya verdiği röportajlarda, bu tür saldırılara katılanların sayısının az olmayabileceği de iddia ediliyor. Ona göre yaklaşık 230 İtalyan ve benzer sayıda diğer Avrupa ülkelerinden gelen kişi bu tür faaliyetlere katılmış olabilir. Gazeteci, bu kişilerin kimliklerinin kesin olarak ortaya konulamadığını ve iddiaların tanıklıklara dayandığını da söylüyor. İsviçre gazetesi Tages-Anzeiger, zaman geçtikçe bu iddiaları doğruladığını söyleyen tanıkların sayısının arttığını yazdı. 

Gavazzeni’nin görüştüğünü söylediği bir başka kaynak ise kimliği açıklanmayan eski bir İtalyan istihbarat görevlisi. Bu kişi, o dönemde bazı İtalyanların Saraybosna’ya giderek sivilleri hedef aldığı yönünde bilgiler bulunduğunu, ancak Yugoslavya’daki karmaşa içinde bu iddiaların üzerine gidilmediğini öne sürüyor. 

Kitapta adı “Christiana S.” olarak verilen bir yardım görevlisinin anlattıkları da yabancı medyada aktarılan bilgiler arasında. Bosna savaşı sırasında kamyonetiyle ilaç ve gıda taşıyan bu kadın, Saraybosna dışında pahalı av kıyafetleri giymiş silahlı bir grupla karşılaştığını söylüyor. Onlara yardım için mi geldiklerini sorduğunda ise şu cevabı aldığını anlatıyor: 

“Biz şehre girmiyoruz. Biz şehir dışında eğleniyoruz.” 

Biz o yıllarda gökyüzündeki o ışıkların bir gün sönmesini beklerdik. Bir gün savaşın biteceğini düşünürdük. Bugün ise yabancı gazetelerde bu kurşunların bazı insanlar için bir “hafta sonu eğlencesi” olabileceğini öğreniyoruz. 

Gökyüzünde gördüğüm o renkli çizgiler sadece kurşun değilmiş. Birilerinin av hatırası olarak sakladığı renklerin başlangıcıymış. 

Böyle “insanlarla” aynı havayı solmak bile acı veriyor. Ve zaman geçtikçe, bu konuda kim bilir daha hangi gerçekleri öğreneceğiz ve kaç defa daha o günleri hafızamızda yaşamak zorunda kalacağız.