Kidal’ın Gölgesi Bamako’ya Düştü: Mali’de Savaşın Yeni Dili

Araştırmacı Göktuğ Çalışkan, Mali’de Kati ve Kidal hattında yaşanan saldırıların Bamako yönetimi, güvenlik dengesi ve devlet-toplum ilişkisi üzerindeki etkilerini Fokus+ için kaleme aldı. 
260504ieet-zk-web-kidal-in-golgesi-bamako-ya-dustu-mali-de-savasin-yeni-dili-goktug-caliskan.jpg

04.05.2026 - 15:30  |  Son Güncellenme:  06.05.2026 - 08:39

25 Nisan sabahı Mali’de, Bamako’nun dış çeperlerinden Kidal’a kadar uzanan geniş bir hatta saldırılarla uyandı. Kati’deki askeri alanlar, havaalanı çevresindeki hareketlilik, kuzeydeki kontrol iddiaları ve Savunma Bakanı Sadio Camara’nın öldürülmesi, ülkenin alışık olduğu güvenlik krizlerinden farklı bir baskı yarattı. 

Assimi Goïta ise 28 Nisan gecesi kamuoyunun karşısına çıkarak durumun kontrol altında olduğunu belirtti. Bu konuşma sıradan bir sakinleştirme hamlesi sayılmaz. Bamako yönetimi, saldırıların askeri etkisi kadar söylenti, korku ve güven kaybı üreten yönünü de yönetmek zorundaydı. 

Çünkü Mali’de artık haberin hızı askerî birliklerin hareket hızıyla yarışıyor. Bir görüntü, bir ses kaydı ya da birkaç cümlelik bir örgüt açıklaması bazen sahadaki çatışmadan daha geniş bir etki yaratabiliyor. 

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Mali devleti bir gecede çökmüş bir yapı gibi göstermedi. Başkent düşmedi, yönetim dağılmadı, kamu düzeni bütünüyle kaybolmadı. Lakin saldırılar devletin her yere yetişebilme iddiasını zorlayarak savaşın artık uzak kırsal alanlardan başkentin gündelik hayatına doğru yaklaştığını hissettirdi. 

Son günlerin en önemli sonucunun tam burada yattığını söyleyebiliriz. Mali’de mücadele artık üs, şehir veya yol kontrolü üzerinden yürüyen bir güvenlik meselesinden ibaret değil. Vatandaşın, devletin yarın da orada olacağına inanıp inanmadığı savaşın en az askeri cephe kadar belirleyici bir alanı haline geliyor. 

Kati’de güven hissi neden sarsıldı? 

Kati, Mali siyasetinde sıradan bir garnizon adı sayılmaz. Askeri yönetimin sinir merkezi, başkentin güvenlik perdesi ve devlet otoritesinin en görünür alanlarından biri olarak algılanır. Bu nedenle oraya yönelen her saldırı, doğrudan Bamako’nun kalbine dönük bir mesaj taşır. 

Eski Mali Savunma Bakanı Sadio Camara

Sadio Camara’nın ölümü bu mesajı daha da ağırlaştırdı. Camara, askeri yönetimin güvenlik çizgisini, Fransız etkisinden uzaklaşma iradesini ve Rusya ile Africa Corps hattında kurulan savunma ortaklığını temsil eden en önemli figürlerden biriydi. Wagner’den Africa Corps’a geçiş sürecinde Rus varlığının içerideki en güçlü sigortalarından biri olarak görülüyordu. Böyle bir ismin hedef alınması, savaşın artık komuta kademesinin psikolojik dayanıklılığını da sınadığını gösteriyor. 

Kati’deki sarsıntının anlamı burada başlıyor. Silahlı gruplar, başkenti ele geçirmeden de başkentin güvenli olduğu fikrini aşındırabiliyor. Bir şehir işgal edilmekten korkabilir. Bir yönetim devrilmeden savunma pozisyonuna itilebilir. Mali’de son günlerde yaşanan da biraz bu. 

Kati çevresinde oluşan tedirginlik, devletin halkla kurduğu güven ilişkisinin ne kadar hassas hale geldiğini gösterdi. Bu güven ilişkisi zedelendiğinde, devletin attığı her adım daha fazla açıklama, daha fazla görünürlük ve daha fazla sonuç üretmek zorunda kalır. 

Goïta’nın kontrol mesajı elbette önemli. Devletin kameralar karşısında görünmesi, söylenti akışını kesmek ve kamu moralini toparlamak açısından gerekliydi. Ama halkın beklediği şey sözden fazlası. Yol güvenliği, hastanelerin çalışması, pazarların açık kalması, askerî alarmın gündelik hayatı boğmaması ve yeni saldırı ihtimaline karşı hazırlığın görünür hale gelmesi gerekiyor. 

Kidal neden hala Mali’nin en hassas dosyası? 

Mali yönetimi için Kidal, kuzeydeki egemenlik iddiasının en güçlü sembollerinden biri. Şehrin geri alınması, Bamako açısından 2023 sonrası dönemde büyük bir siyasi başarı anlatısına dönüşmüştü. Bu yüzden son saldırılarla birlikte Kidal çevresinde oluşan belirsizlik, sahadaki çatışmanın ötesinde bir anlam taşıyor. 

Kidal’ın önemi askeri konumundan ibaret değil. Tuareg hareketlerinin hafızasında, kuzeyin temsil tartışmalarında ve Bamako’ya duyulan tarihsel güvensizlikte apayrı bir yeri var. Devletin bayrak göstermesi önemli olabilir, ancak hizmet, adalet, ticaret ve gündelik güven geri gelmedikçe kuzeyde kalıcı bir sakinlik sağlamak zor. 

Kuzeyde yaşayan topluluklar için güvenlik, çoğu zaman karakol sayısından çok yolun açık kalması, pazarın işlemesi, hayvan sürülerinin geçebilmesi ve yerel idareyle konuşulabilmesi anlamına gelir. 

JNIM ile FLA’nın eşzamanlı ve ortak bir saldırıda bulunması da bu yüzden dikkat çekici ve önemli. JNIM kırsalda korku, vergi ve dini otorite üretmeye çalışırken, FLA kuzeyde Bamako’nun dönüşünü pahalı hale getirmek istiyor. Bu iki hedef her zaman aynı yere varmaz. Buna rağmen Bamako’yu sıkıştırmak için geçici bir temas alanı kurabilirler. 

Bunu büyük bir stratejik ittifak gibi okumak acelecilik olur. Burada görülen şey, kalıcı bir ortak gelecek tasarımından çok, operasyonel eşzamanlılık ve çıkar kesişimidir. Ama geçici koordinasyon bile devletin güvenlik hesabını zorlaştırmaya yeter. Zira böyle bir durumda Mali ordusu tek bir örgütün hareket tarzına karşı hazırlanmıyor; farklı hafızalar, farklı coğrafyalar ve farklı taktikler de aynı anda devreye giriyor. 

Böyle bir sahada tek tip güvenlik reçetesi işe yaramaz. Bamako’nun hem askeri baskıyı sürdürmesi hem de kuzeyde devletle toplum arasındaki mesafeyi kapatacak daha ince bir siyaset üretmesi gerekir. 

Dış aktör şüphesi neyi gösteriyor? 

Mali’de her büyük saldırıdan sonra kurşunun nereden geldiği kadar anlatının hangi dilden kurulduğu da önem kazanıyor. Mesela Fransa kaynaklı haberlerde ve ağlarda güvenlik ve istikrar dili öne çıkarken, Afrika (özellikle Mali, Burkina Faso ve Nijer) ya da genel anlamda Küresel Güney merkezli medya kaynaklarında sömürge hafızası, bölgesel rekabet ve dış manipülasyon şüphesi daha fazla hissediliyor. Bu durum, sahadaki çatışmanın zihinsel haritasını da gösteriyor. 

Mali’de halk, dış aktörlerden söz ederken çoğu zaman resmî belgelerden çok yaşanmış tecrübeye, yarım kalan vaatlere, operasyon hatıralarına ve sınır bölgelerinde dolaşan söylentilere kulak veriyor. 

Fransa, Mali’de artık sahadaki askerî varlığından çok, geride bıraktığı güvenlik hafızasıyla tartışılıyor. Bamako’nun Paris’e yönelttiği suçlamalar, Fransa çekildikten sonra saldırıların artmasına ilişkin şüpheler ve müdahale yıllarında sivil kayıplar etrafında biriken öfke, Fransa dosyasını Mali kamuoyunda kapanmış bir geçmiş olmaktan çıkarıyor. Bu suçlamaları her olayın kanıtı gibi okumak acelecilik olur; ancak Paris’in Mali’de güven üretmediği de açık. 

Cezayir meselesi ise başka bir hassas damar açıyor. 2015 anlaşmasının eski arabulucusu olan Cezayir, Bamako açısından son dönemde kuzey dosyası, sınır güvenliği ve hava sahası tartışmaları nedeniyle kuşkuyla izlenen bir komşuya dönüştü. Bu nedenle bugün yaşanan hava sahası ve sınır krizleri, eski arabuluculuk hafızasıyla yeni güvenlik kuşkuları arasında daha derin bir kırılma algısı yaratıyor. Drone krizi ve karşılıklı suçlamalar, Mali’nin kuzey güvenliğini artık iç dosya olarak görmediğini gösteriyor. 

Rusya ve Africa Corps tarafında ise daha serinkanlı bir okuma yapmak gerekiyor. Africa Corps başkent çevresinde caydırıcılık ve siyasi destek üretebilir. Ama kuzeyde hareketli, yerel ağlarla beslenen ve sınır aşan geçişlerle çalışan tehditleri bastırmak daha zor. Hava desteği, konvoy hareketliliği veya özel birlik kapasitesi baskıyı azaltabilir; ancak yerel istihbarat, yol güvenliği ve halkla temas olmadan kuzeyde kalıcı sonuç elde etmek güçleşir. 

Bamako’nun bundan sonraki sınavı 

Önümüzdeki günlerde ve haftalarda Mali yönetiminin Bamako-Kati hattında güvenlik tedbirlerini sertleştirmesi beklenebilir. Kontrol noktaları artacak, başkent çevresindeki hareketlilik daha yakından izlenecek ve devletin kamuoyuna güven vermek için daha görünür bir iletişim kurması muhtemel. Bu doğal bir refleks olur. 

Buna karşın, güvenliği başkentin içine kapatmak, kuzey ve merkez hattındaki baskıyı azaltmaz. Bamako’nun başarısı, Kati’de alarm seviyesini yükseltip Gao ve Kidal çevresinde yol güvenliğini sürdürebilmesine bağlı olacak. 

Kuzeyde ise Kidal, Gao, Ménaka ve Sévaré çevresindeki yol, üs ve geçiş noktaları daha fazla önem kazanacak. Silahlı grupların büyük şehirleri kalıcı biçimde elde tutmaktan çok, bu hatları baskı altında tutmaya çalışması daha olası. Çünkü böyle bir yöntem devleti sürekli alarm halinde bırakır ve halka güvenliğin parçalı aktığı hissini verir. 

JNIM’in başkenti doğrudan ele geçirme arayışından ziyade kuşatma hissini canlı tutması beklenebilir. FLA ise kuzeydeki pazarlık değerini artırmak için alan kontrolü, sembolik başarı ve yerel meşruiyet arayışına yönelebilir. AES hattı sert siyasi dayanışma gösterecektir; fakat bütünleşik bir saha kapasitesi üretmek kısa vadede kolay görünmüyor. 

Mali’nin önündeki risk, devletin bir anda ortadan kalkması senaryosundan ziyade daha yıpratıcı bir alanda duruyor. Eğer vatandaş güvenlik hissini kaybederse, silahlı gruplar toprak kazanmadan da siyasal alan kazanır.  

Bamako’nun bundan sonraki en kritik sınavı, halka “Devlet burada, yarın da burada kalacak” duygusunu yeniden verebilmek olacak. Bu güven hissi yeniden kurulmadıkça, askeri kazanımlar gündelik hayatta kalıcı bir rahatlamaya dönüşmekte zorlanır. Bu söz inandırıcı hale gelirse, Mali toparlanabilir. Zayıflarsa, savaş haritada sınırlı kalsa bile zihinlerde büyümeye devam eder.  

Kısa vadede en yüksek olasılık, Bamako’nun çöküşü yerine devletin başkentte sağlam kalırken kuzeyde ve merkezde daha uzun, daha yorucu ve daha pahalı bir güvenlik mücadelesine zorlanmasıdır.