İsrail’in Dönüşen İletişim Stratejisi: Dijital Hasbara
04.05.2026 - 11:36 | Son Güncellenme: 04.05.2026 - 11:54
“60 binden fazla kişiden oluşan bir dijital ağımız var. Amacımız İsrail karşıtı içeriklerle mücadele etmek.”
İsrail yanlısı influencer Ella Keinan’ın bu sözleri, sosyal medyada geniş yankı buldu. Birçok kişi bunu yeni bir dijital organizasyon olarak yorumladı oysa bu açıklama, yeni bir yapıyı değil, uzun süredir işleyen bir sisteme işaret ediyor.
Bu sistemin adı Hasbara.
Gözden Kaçmasın
İbranice’de “açıklama” anlamına gelen Hasbara, Siyonistlerin 20. Yüzyılın başından itibaren başlayan uluslararası kamuoyuna kendisini anlatma ve savunma stratejisi olarak biliniyor. Ancak bugün bu klasik anlamda bir kamu diplomasisi değildir. Çünkü "haklı olup olmadığına bakılmaksızın her eylemi meşrulaştırmak amacıyla savunmayı amaçlayan" bir iletişim stratejisidir. İlk dönemlerde savunmacı ve açıklayıcı anlatımdan müteşekkil olan Hasbara, özellikle dijital çağda bir iletişim faaliyetinden ziyade, geniş ve çok katmanlı bir söylem oluşturma ağına dönüşmüş durumda.
Ella Keinan’ın sözleri bu yapının en kritik yönü olan koordinasyonu ortaya koyuyor. Çünkü dijital Hasbara’nın gücü tek bir mesajdan değil, aynı mesajın farklı aktörler tarafından tekrar edilmesinden geliyor. Resmi hesaplar, diaspora ağları, influencerlar, profesyoneller ve bireysel kullanıcılar aynı çerçeveyi farklı tonlarla dolaşıma sokuyor. Bu da ortaya çıkan söylemin “organik” görünmesini sağlıyor.
Keinan’ın bahsettiği ağın temelleri tam olarak ne zaman atıldı bilinmiyor ancak 2013 yılında İsrail makamları, üniversite öğrencilerine sosyal medyada ülkeyi savunmaları için burs benzeri teşvikler sunduğu ortaya çıkmış, bu durum “devlet destekli çevrimiçi savunuculuk” tartışmalarını başlatmıştı. O dönem bu program, resmi olarak kamu diplomasisi olarak tanımlansa da bu girişimi eleştirenler organize dijital propaganda olarak değerlendirmişti.

Bu yeni mekanizmanın nasıl çalıştığını anlamak için ise Gazze Soykırımına bakmak yeterli. 7 Ekim sonrasında İsrail, dijital alanda çok hızlı bir anlatı kurdu; saldırı, rehineler, tecavüze uğrayan kadınlar, başı kesik bebekler ve güvenlik tehdidi... Zira bu stratejide hikayeyi doğru anlatan değil ilk anlatan olmak önemlidir. Ancak süreç ilerledikçe Gazze’den gelen sivil kayıp ve yıkım görüntüleri bu anlatıyı zorlamaya başladı. Bu noktada dijital Hasbara’nın ikinci aşaması olan “yeniden çerçeveleme” devreye girdi.
Sivil alanlara yönelik saldırılar “canlı kalkan” ve “askeri hedef” söylemleriyle yeniden anlamlandırıldı. Görüntüler aynıydı, yıkım ve dram göz önündeydi ancak izleyicinin o görüntüyü nasıl okuyacağı değiştirilmeye çalışıldı. Dijital Hasbara'nın bu aşamadaki hedefi olayı değiştiremiyorsa, anlamlarını yeniden kurmaktı.
Hasbara’yı yalnızca savaş dönemlerinde yapılan resmi açıklamalarla sınırlamak eksik olur. İsrail’in bu iletişim stratejisi, askeri sözcülerin demeçlerinden çok daha geniş bir alana yayılır. Bir tarafta “meşru müdafaa”, “güvenlik tehdidi” ve “terörle mücadele” gibi kavramlarla kurulan güvenlik dili varken diğer tarafta ise Tel Aviv plajları, teknoloji girişimleri, pride yürüyüşleri, festivaller ve turizm üzerinden kurulan “liberal, modern ve eğlenceli İsrail” imajı bulunur. Bu taraf Hasbara’nın daha yumuşak ama daha etkili yüzünü oluşturur. Çünkü savaşın sert görüntülerini doğrudan savunmak yerine, İsrail’i Batılı izleyiciye “bizden biri” olarak gösterir.
Bu iletişim stratejisinin en kritik araçlarından biri de teknolojidir. Soraya Lennie, Al Jazeera English’teki analizinde, İsrail destekli “Generative AI for Good” projesi kapsamında İran ile ilgili dolaşıma sokulan görüntülerin yapay zeka tarafından üretildiğine ve dış müdahaleyi meşrulaştıracak şekilde kullanıldığına dikkat çekiyor. İdam edilmek üzere olan, şiddet ve tacize uğramış kadınlar ile ilgili bu görsel içerikler, dijitalde yalnızca yanlış bilginin değil, üretilmiş bilginin de dış müdahaleyi meşrulaştırmak için kullanımını gösteriyor.
Anlatı üstünlüğü kurulamadığı durumlarda ise bu kez dijital platformların işleyişi üzerinden dolaylı bir kontrol mekanizması devreye girdi. Sosyal medya algoritmaları, içerik moderasyonu ve platform politikaları bu süreçte belirleyici hale geldi. Nitekim son yıllarda Filistin yanlısı içeriklerin görünürlüğünün kısıtlandığı, bazı İranlı yetkililere ait hesapların askıya alındığı ve platformların içerik yönetiminde çifte standart uygulandığı görüldü. Bununla birlikte yapay zekâ destekli içerik üretim araçlarının, bağlamı çarpıtılmış veya yanıltıcı görsellerin hızla dolaşıma sokulmasını kolaylaştırdığı da görülmektedir. Bu gelişmeler, dijital Hasbara’nın yalnızca içerik üretimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda dijital dolaşımın koşullarını da etkileyebildiğini göstermektedir.
İsrail’in dijital stratejisini farklı kılan bir diğer unsur ise esneklik. Aynı aktör, farklı kitlelere farklı yüzler gösterebiliyor. İngilizce içeriklerde güvenlik, demokrasi ve uluslararası hukuk vurgusu öne çıkarken, Arapça içeriklerde bölgesel işbirliği, ortak tehditler ve etnik akrabalık görünür hale gelebiliyor.
Bu durum, Hasbara’nın sabit değil, sürekli yenilenen bir çerçeve olduğunu ortaya koyuyor. Tek bir kurumun yürüttüğü bir iletişim faaliyeti değil, devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları, diaspora ağları, gönüllü ve profesyonel algı inşacılarının aynı çatı altında buluştuğu, esnek ve dinamik bir anlatı sistemidir. Bu sistem, gerçeği değiştiremediği noktada nasıl anlaşılacağını belirliyor.
Bugün İsrail söz konusu olduğunda, bir olayı anlamak isteyenler için temel soru artık ne oldu sorusu değil bize ne gösterildiği ve neden gösterildiğidir. Sonuç olarak Gazze Soykırımı ve devamında yaşanan bölgesel gelişmeler, İsrail’in yarım asırdan fazladır uyguladığı iletişim stratejisinin dönüşümünü ve tedavüle soktuğu yeni yöntem ve araçlarını görünür kıldı. Ancak Dijital Hasbara’nın kurduğu anlatıya karşı artık sessiz bir izleyici kitlesi yok. Görüntülerle, şahitlerle ve doğrudan sahadan gelen bilgiyle beslenen yeni bir hat oluşuyor:
dijital intifada…