İsrail Suriye'yi Vekalet Savaşlarına Sürüklemek İstiyor

Gazeteci İbrahim Bozan, İsrail'in Suriye'de vekalet savaşları üzerinden yürüttüğü istikrarsızlaştırma stratejisini ve Süveyda olayları bağlamında Arap dünyasında oluşan yeni direniş hattını Fokus+ için kaleme aldı.
250724ZK_Web_-_%C4%B0srail%2C_Suriye_yi_Vekalet_Sava%C5%9Flar%C4%B1na_S%C3%BCr%C3%BCklemek_%C4%B0stiyor-%C4%B0brahim_Bozan_(DOSYA).jpg

24.07.2025 - 12:06  |  Son Güncellenme:  24.07.2025 - 12:21

Mart 2011'de başlayan Suriye Devrimi, 27 Kasım 2024'te başlatılan 'Saldırganlığı Yıldırma Operasyonu' ile 14 yıl süren zorlu mücadelenin ardından, 8 Aralık 2024 itibarıyla 61 yıllık Baas rejiminin devrilmesiyle zaferle sonuçlandı. Başarıya ulaştı ama Suriye'de yeni hükümet, harabe şehirler, soyulmuş bankalar, talan edilmiş askeri mühimmat depoları, yolsuzluk içine batmış kamu kurumlarıyla içinden çıkılması zor bir sorumluluk aldı.  

Şara nasıl bir strateji izledi?  

Askeri Operasyon İdaresi Komutanı Ahmed Şara, Baas rejiminin düşmesi sonrası ülkedeki yeni geçiş hükümetinin Cumhurbaşkanı başkanı oldu. Şara, tahmin edilenin aksine devrik rejim askerleri, güvenlik personelleri ve hatta rejim destekçisi halk ile muhalif halk kitleleri arasında intikam eylemlerine izin vermedi. Ilımlı bir politika izledi ve savaşmak yerine diyalog yolunu seçti. Aslında, Şara'nın izlediği yol, ABD-AB yaptırımları ve Sezar yasasını kaldırabilmek için Suriye'nin tek kurtuluş yoluydu.  

Ülkedeki ilk sorun sahil olayları öncesi neler yaşandı

İşte tam da bu noktada, bir gazeteci olarak benim de katıldığım 27 Kasım 2024'te başlatılan Kurtuluş Operasyonları sırasında, beklentilerimizin dışında yaşanan bazı gelişmeleri sizlere aktarmak istiyorum. Gece saat 01.30 sularında bana bir mesaj geldi. Mesajda, sabah namazından sonra Halep Operasyonunun başlayacağı yazılıydı. Sabahın ilk ışıklarında İdlib’e geçerek operasyon bölgesine intikal ettim. Devrik rejim iki bölgede güçlü savunma hattı kurmuştu.  

Halep

Birincisi: Halep batısındaki 46. Alay hattı, ikincisi: İdlib doğusundaki Serakib hattı.  

Operasyonların dördüncü gününde 46. Alay'ın dönemin muhalifleri tarafından alınmasıyla birlikte, aynı günün gece yarısında Halep şehir merkezine ulaşmıştık. Halep’in düşmesi sonrası, rejimde çözülmeler başladı ve Serakib de dahil Esed rejimi tüm bölgelerden hızla çekilmeye başladı. Rejimin bu kadar hızlı geri çekilmesi beni endişelendiriyordu.  

Hama operasyonu sırasında ise suyun bulanıklığı geçti ve her şey anlaşılmaya başladı. Zeynel Abidin ve Kımhane Dağları’nda güçlü tahkimatlar kuran devrik rejim, muhaliflerin ilerleyişini durdurmaya çalışsa da, Hama’nın doğu ve güney kırsalı ile Humus ve Şam’daki rejim birliklerinin büyük bölümü geri çekildi; bu bölgelerdeki silah ve mühimmat depoları ise büyük ölçüde boşaltıldı. Muhalifler Şam'a ulaştı ama rejimin en güçlü askeri gücü olan 25. Tümen, 4. Tümen, Cumhuriyet muhafızları ve İran destekli örgütler saflarındaki binlerce militan ortadan kayıptı.

Sahil olayları

6 Mart tarihinde, ülkenin sahil şeridi ve Humus ile Hama batı kırsalları, 3 gün süren kanlı olaylara şahit oldu. Yukarıda bahsettiğim operasyonlar sırasında ve sonrasında ortadan kaybolan devrik rejim askerleri aniden ortaya çıkarak, Hama, Humus, Tartus, Banyas ve Lazkiye'deki, Suriye güvenlik güçlerine saldırılar düzenlemeye başladılar.  

Saldırılar kapsamında 238 Suriye güvenlik görevlisi öldü, 250 devrik rejim militanı öldürüldü. Ancak, burada hükümetin süreci yönetememesi nedeniyle çok sayıda sivil can kaybı yaşandı. Ülke birdenbire çok kanlı bir mezhep savaşından kıl payı döndü. Son olarak bugün, Sahil Olayları Araştırma Komisyonu tarafından yapılan basın toplantısında, suç işledikleri tespit edilen 298 kişi olduğunu ve suçlara karıştıkları şüphesiyle 2 listenin daha olduğu açıklanırken, 1426 alevi sivilin katledildiği paylaşıldı.  

Süveyda olayları

Süveyda, Suriye’nin en karmaşık bölgelerinden biri olmasının yanı sıra, İsrail’in uzun vadeli işgal hedeflerinden biri olarak da öne çıkıyor. Bölgede üç önemli aktör dikkat çekiyor:

Lays Belus – Hükümete yakın duran Dürzi askeri oluşumu Ricalu’l-Kerame (Onur Erleri)’nin öncülerinden. Bu yapı, 2015 yılında suikast sonucu öldürülen kurucu lider Vahid Belus’un mirasını taşıyor. Lays, babasının çizgisini devam ettirerek hem toplumsal hem de askeri sahada etkin bir rol oynuyor. İkinci sırada ortada bir çizgide giden Dürzi din adamı Yusuf Carbou var. Üçüncü ve en en önemli isim ise Dürzi Ruhani lideri Hikmet el-Hicri.

Hikmet el-Hicri'ye ayrı bir parantez açmak istiyorum. 1965 Venezuela doğumlu olan Hicri, Süveyda'nın en önemli dini merkezlerinden biri olan Kanavat kasabası doğumludur. Hukuk mezunu olan Hicri, abisinin ölümü sonrası Şeyh-ul Akıl görevine geçmiştir.

Vahid Belus'un aksine Suriye Devrimi boyunca Beşar Esed'e yakın bir profil çizen Hicri, Esed'in devrilmesi sonra da Şara hükümetini tüm girişimlere rağmen reddetti. Her fırsatta uluslararası koruma ve müdahale talep etti. Hicri, İsrail Dürzileri lideri Muvaffak Tarif'e yakın bir isim. Nitekim, İsrail'in Suriye'ye düzenlediği hava saldırılarında, Muvaffak Tarif'in rolü büyüktü. Sonuç olarak Hicri, en sonunda nispeten amacına ulaştı. Peki nasıl?  

Süveyda

13 Temmuz’da Suriye güneyinde yer alan Süveyda şehrinin doğu kırsalındaki el-Makus köyünde, halen Suriye hükümetine katılmayı kabul etmeyen Süveyda Askeri Meclisi’nin, bölgedeki Bedevi-Arap Kabilelerine saldırı düzenlemesiyle başlayan olaylar, Suriye Ordu birlikleri ile emniyet güçlerinin çatışmaları durdurmak için bölgeye güç intikal etmesi ve Emniyet güçlerinin Süveyda Askeri Meclisi tarafından hedef alınması sonrası çatışmalar daha da şiddetlendi.

Suriye hükümet güçlerinin kent merkezine girmesi sonrası, Süveydalı Dürzilerin en güçlü şahsiyetlerinin başında gelen Hikmet el-Hicri, Suriye Hükümet güçlerini katliamlar yapmakla suçlayarak uluslararası koruma çağrısı yaptı.  

Süveyda, son dönemde kanlı olaylara sahne olurken, çatışmaların en ağır bedelini yine siviller ödedi. Bedevi ve Dürzi topluluklardan onlarca sivil acımasızca katledildi. Olayların ardından, hedeflerine büyük ölçüde ulaşan İsrail; Şam’daki Genelkurmay Başkanlığı binası, Halk Sarayı çevresi ile Şam ve Dera kırsalındaki birçok askeri noktayı hedef aldı. Bu saldırıların ardından Suriye hükümet güçleri, Süveyda’dan yeniden çekilmek zorunda kaldı.

Aynı gece yine bir anlaşma oldu ve Dürzileri temsilen Şeyh Yusuf Carbou katıldı. Ancak, anlaşma yapılmasının ardından Hikmet el-Hicri yine geri adım atarak, baskı altında anlaşma yaptıklarını ve hükümete “IŞİD” yakıştırması yaparak hem şehrinden ve hem kırsaldan çıkmalarını talep etti.

Suriye Hükümetinin bölgeden çekilmesiyle birlikte, Süveyda Askeri Meclisi bir kez daha saldırıya geçerek, bu sefer de Süveyda’nın batı ve doğu kırsalındaki Arap-Bedevi aşiretlerini hedef alarak yine sivil infazlarda bulundu. Süveyda’daki bedevi kadınların evlerinden kaçarak dağlara sığındıkları videoların sosyal medyaya düşmesi sonrası, olaylar tamamen kontrolden çıktı.  

Aşiretler ayaklanması  

Süveyda'daki Bedevi kadınların aşiretlere çağrı yaptıkları görüntülerin paylaşılması sonrası, Suriye'nin güneyi, doğusu ve kuzeyindeki Arap aşiretleri seferberlik ilan ederek Suriye güneyine akın ettiler. Buradan sonrası için yazacak çok bir şey kalmadı, Bedeviler ile Dürziler arasında yüzyıllarca sürecek bir düşmanlık oluştu.

Devrik rejim kalıntıları nerede?  

Devrik Esed rejimi kalıntıları 3 bölgeye ayrıldılar.  

Birinci kısım, sahil dağlarında gizlenmiş hücrelerde yaşıyor. İkinci kısım, Süveydalı Dürzilerden oluşan devrik rejim subaylarıyla beraber, Süveyda askeri meclisi saflarındalar.  

Üçüncü kısım ise, Deirezzor, Rakka ve Haseke'deki devrik rejim askerleri ve subayları SDG bölgelerine kaçtılar. Birçoğu Rakka’nın batısında yer alan Tabka bölgesindeki 17. Tümen'de örgütün ideolojik ve askeri eğitimlerinden geçtiler.  

Vekalet savaşı hazırlığı yapılıyor

İsrail, Suriye'de istikrar istemiyor. Suriye güneyinin silahsız bir bölge olacağını her fırsatta dile getiren İsrailli yetkililer, Suriye güneyini işgal etme niyetinde olduklarını Hikmet el-Hicri'yi destekleyerek açık ve net bir şekilde ortaya koymaktalar.  

Şu an Suriye fiili olarak 3 farklı yönetimin olduğu bölgeye ayrılmış durumda. SDG, Süveyda Askeri Meclisi ve Şam. Sahil bölgesindeki gizli hücreler ve Badiye bölgesindeki IŞİD hücreleri de Suriye'de büyük bir vekalet savaşı hazırlığı yapıldığını belli ediyor. Vekalet savaşının mimarı ise zayıf ve parçalanmış bir Suriye isteyen İsrail.

Arap halkı ilk kez devletten bağımsız tavır aldı

Süveyda olayları sırasında İsrail'in müdahalesi ve Suriye güneyi ile ilgili yaptığı açıklamaların ardından, belki de ilk kez olağan dışı bir gelişme yaşandı: Ürdün Aşiretler Meclisi, İsrail'in Suriye'ye yönelik doğrudan bir askeri müdahalede bulunması durumunda Suriye tarafına geçerek Arapları savunacaklarını açık bir şekilde beyan etti. Süveyda olayları, Arap dünyasında İsrail'in işgal tehdidine karşı ilk kez bu denli sert bir tavrın sergilenmesine yol açtı. Bu da İslam dünyasında bir uyanışın başladığını gösteriyor.

Yaşanan olaylarda sosyal medyanın rolü

Sahil ve Süveyda olayları öncesinde ve sonrasında, sosyal medya üzerinden ciddi bir kara propaganda ve nefret söylemleri faaliyetleri yürütüldü. Öyle ki, dezenformasyon ve nefret söylemleri yayan binlerce hesap sosyal medyada faaliyete geçti. Dikkatimi çeken konu ise, bu hesapların büyük çoğunluğu Haziran 2025'te açılmış. Sahil olaylarında olduğu gibi, Süveyda olaylarında da medya alanında; SDG, İran destekli Arap medyası ve İsrail merkezli bot hesaplar üzerinden koordineli bir şekilde hareket ettiklerini gördük.

Coğrafyada yaşanan olayların Türkiye'ye yansımaları ve alınması gereken pozisyon

Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğüne vermiş olduğu önemi ve bu meselenin Türkiye için milli güvenlik meselesi olduğunu her platformda ifade etti. Özellikle Hakan Fidan'ın son açıklamaları, Türkiye'nin gerekirse doğrudan askeri müdahaleden bile geri durmayacağını gösterdi. Türkiye aslında alması gereken pozisyonu ve herhangi bir işgal projesine karşı tavrını net bir şekilde belli etti.  

İsrail sorunu, sadece Türkiye'yi değil aynı zamanda tüm bölge ülkelerinin milli güvenliğine sorun teşkil eden bir tehdit haline geldi. Tam bu noktada, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tarihe not düşülecek şu sözleri, İslam dünyası için bir kurtuluş yoluna işaret ediyordu ve İsrail'in coğrafyamıza yönelik işgal politikasına karşı, Türkiye'nin de bir planı olduğunun habercisiydi.

İşte o sözler:  

“Şam da İstanbul da ortak şehrimiz.Türk, Kürt, Arap birse, beraberse o zaman Türk vardır, Kürt vardır, Arap vardır. Ayrıştıklarında, bölündüklerinde ise mağlubiyet, hezimet, hüzün vardır. Ne zaman ittifak yaptık o zaman tarihi çizdik. Türk-Kürt-Arap tarih boyunca olduğu gibi bir araya gelip ittifak kuramıyor. Türk ile Kürt'ün arasına nifak sokmaya çalıştılar. Terör baronları, Türk-Kürt-Araplar üzerine kirli oyunları olanlar kazandı. İşte bu kirli oyunu bozuyoruz, tarih tekerrür ediyor. Türk ile Kürt kucaklaşıyor. Bugün Malazgirt ruhu, Kudüs ittifakı, İstiklal Savaşı'nın nüvesi yeniden şekilleniyor. Türk ve İslam dünyasının karşı karşıya kaldıkları tehditleri bertaraf edebilmelerinin tek ve son yolu, İslam Kalkanı'dır.”