İran’ın Nijerya’daki İnsan Ağı: El Mustafa Öğrencileri ve Algı Savaşı

Gazeteci Zeynep Karataş, İran’ın El Mustafa Üniversitesi üzerinden yetiştirdiği uluslararası öğrenci ağlarıyla kurduğu görünmeyen etki gücünü ve algı savaşındaki rolünü Fokus+ için kaleme aldı.
iran-in-nijerya-daki-insan-agi-el-mustafa-ogrencileri-ve-algi-savasi.jpg

10.04.2026 - 17:29  |  Son Güncellenme:  15.04.2026 - 14:23

İran’a dair analizlerin büyük bölümü hala aynı dar çerçevede dönüyor; füze kapasitesi, vekil milisler, sahadaki askeri varlık... Bunlar görünür olduğu için kolay okunmakta ve analiz edilmektedir. Ama İran’ı asıl güçlü kılan şey, görünür olan değil, dolaşımda olan gücüdür. Haritalarda işaretlenebilen askeri varlıklardan ziyade harita dışına taşan insan ağlarından bahsetmek gerekir. 

Çünkü İran, doğrudan sahayı tahkim edemediği yerlerde geri çekilmek yerine sahayı içeriden kuruyor. Bunu tankla, üsle ya da doğrudan müdahaleyle değil, insan yetiştirerek yapıyor. Dağınık, sessiz ama kalıcı bir hat üzerinden ilerleyen bu stratejinin merkezinde ise El Mustafa Uluslararası Üniversitesi yer alıyor. 

El Mustafa Uluslararası Üniversitesi 2007 yılında, Kum merkezli olarak farklı dini eğitim kurumlarının tek çatı altında toplanmasıyla kuruldu. Amaç yalnızca yabancı öğrencilere dini eğitim vermek değil, İran Devrimi’nin ideolojik çerçevesini küresel ölçekte taşıyabilecek bir insan kaynağı üretmekti. Afrika, Güney Asya, Orta Asya ve Latin Amerika’dan gelen binlerce öğrenci burada burslu olarak eğitim görüyor. Bu öğrenciler genellikle kendi ülkelerinde dini eğitim geçmişi olan, toplumsal karşılığı bulunan ya da bu potansiyeli taşıyan kişiler arasından seçiliyor. Eğitim süreci ise sadece fıkıh ya da Şia kaynakları ile sınırlı değil, İran’ın jeo-politik dili, devrim ideolojisi ve “direniş” eksenli dünya okumasını da kapsıyor. 

Tahran’da Kudüs Günü yürüyüşüne katılan Nijeryalı öğrencinin görüntüsünü bu yüzden sıradan bir detay olarak okumak mümkün değildir. Zira bu durum, Afrikalı bir öğrencinin bireysel bir katılımı değil, bir sürecin sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. O öğrenci, İran’ın kurduğu ağın içinde yetişmiş, o ağın diliyle konuşmayı öğrenmiş ve artık o dili kendi toplumuna taşıyacak binlerce başka öğrenci gibi bir aktöre dönüşmüştür.  

İran’ın kurduğu bu model, basit görünse de son derece sistemli işliyor. Afrika’dan, Güney Asya’dan, Orta Asya’dan öğrenciler burslarla İran’a çekiliyor. Bu öğrenciler yıllarca bu merkezlerde eğitim alıyor, ilişkiler kuruyor, bir çevrenin parçası haline geliyor. Ardından ülkelerine dönüyorlar. Ancak bu geri dönüş bir bitiş değil, tam tersine yeni bir başlangıç. Çünkü bu kişiler ülkelerinde yalnızca birer din adamı ya da akademisyen olmuyor, aynı zamanda bir ağın yerel taşıyıcıları haline geliyorlar. 

Sahada bunu çok net görüyorsunuz. Bu insanlar yerel topluluklarla temas kuruyor, gençleri etraflarında topluyor, küçük eğitim halkaları oluşturuyor, bazen medya alanına giriyor, bazen sivil toplum üzerinden ilerliyorlar. Ve bunu yaparken İran’dan bu eğitim kurumlarında öğrendikleri dili birebir kopyalamak yerine oldukça stratejik bir şekilde -farklı dozlarda- yerelleştiriyorlar. Bu sistem İran’ın insan yetiştirme hususundaki en kritik başarısı. Çünkü dışarıdan gelen bir söylem her zaman yabancı kalır ama içeriden üretilmiş gibi konuşan bir dil, çok daha hızlı karşılık bulur. Hele de sömürge geçmişi sebebiyle yabancının kuşkulu karşılandığı Afrika’da bu çok daha önem arz etmektedir.  

Nijerya bu modelin en görünür olduğu yerlerden biri. Nijerya İslami Hareketi (IMN) etrafında şekillenen yapı, yıllardır bu etkileşimin nasıl kurulduğunu gösteriyor. Son İran–ABD Savaşında Abuja’da Cuma namazı sonrası toplanan kalabalıklar, İran’a destek sloganları, Filistin bayraklarıyla yapılan yürüyüşler yalnızca anlık bir reaksiyon değildi. Bu, uzun yıllara yayılan bir ideolojik ve sosyal inşanın sonucu. 

İran bir devlet olarak doğrudan bu ağlarla ilgili görünmüyor ancak merceği yaklaştırınca İran’ın politik dili, mezhebi referansları ve kurduğu çerçeve çok bariz bir şekilde görünüyor. “Direniş”, “mustazaf”, “emperyalizme karşı mücadele” gibi kavramlar birebir dolaşımda. Bu kavramlarla şekillenmiş kolektif tutumlar yerel bir öfkenin dili gibi görünse de tüm ritüelleriyle belirli bir mezhebi kaynaktan besleniyor. 

Batı Afrika’nın farklı noktalarında da benzer bir tablo var. Nijer’de, Gana’da, hatta daha küçük ölçekte Tanzanya ve Kenya’da bu tür ağların izlerini görmek mümkün. Orta Doğu’daki kadar dikkat çekici olmasa da küçük ama sürekli toplantılar, dini programlar, Kerbela gibi anma günleri, öğrenci buluşmaları üzerinden ilerleyen bir ağ bu. Gürültülü değil ama kalıcı. Ve bu kalıcılık, İran’ın sahadaki en büyük avantajı. 

İran açısından bu ağların değeri kriz anlarında daha da belirginleşiyor. İran ile ABD arasında savaşın seyri tırmandığında sadece askeri bir karşılaşma değil, aynı zamanda bir anlatı ve algı savaşı da başladı. Kim haklı, kim saldırgan, kim direniş tarafında, kim moral açıdan güçlü... Bu soruların cevabı sadece devletlerin resmi açıklamalarıyla belirlenmiyor. Sokakta, sosyal medyada, yerel tartışmalarda şekilleniyor. 

İşte tam burada El Mustafa mezunları devreye giriyor. İran’ın tezlerini doğrudan devlet diliyle değil, daha geniş ve daha kabul edilebilir bir çerçevede anlatıyorlar. Filistin meselesi üzerinden, küresel adaletsizlik, anti-emperyalizm üzerinden konuşuyorlar. Bu da İran’ın pozisyonunu yerelleştiriyor. Yani dublaj yoluyla konuşuyor. 

Bu yapı aynı zamanda bir mobilizasyon kapasitesi de üretiyor. Nijerya’daki protestolar bunun en açık örneği. Sokak dediğimiz şey kendiliğinden oluşmaz. Ortak bir dil, ortak bir duygu ve ortak bir referans çerçevesi gerekir. Bu ağlar tam olarak bunu sağlıyor. İnsanlar ne söyleyeceğini, neye tepki vereceğini biliyor, nasıl bir araya geleceğini de biliyor. Bu da hızlı mobilizasyon demek. 

İran böylece kendi sınırları dışında, doğrudan askeri varlık göstermeden etki alanı kurabiliyor. Üstelik bu etki, klasik askeri güçten farklı olarak daha az maliyetli ve daha sürdürülebilir. Çünkü tank göndermek yerine insan yetiştirip gönderiyorsunuz. Ve o insanlar kendi ülkelerinde sizin adınıza değil, kendi adlarına konuşuyor gibi görünüyor. 

Elbette bu modelin sınırları var. Mezhepsel farklılıklar ciddi bir bariyer oluşturuyor. İran’ın merkezlerinde mezhepsel dönüşüm geçiren öğrenciler, kendi ülkelerine döndüklerinde yerel dini dinamiklerle her daim uyumu yakalayamıyorlar. Bazı ülkelerde devlet bu tür ağlara doğrudan müdahale ediyor. Nijerya’da IMN’ye yönelik sert güvenlik politikaları bunun en somut örneklerinden biri. Ayrıca bu yapıların fazla görünür hale gelmesi, onları kırılgan ve müdahaleye açık hale getiriyor. Özellikle “İran bağlantısı” suçlaması, bazen yerel meşruiyeti zayıflatabiliyor. Bu yüzden sistem genelde düşük profilli ilerliyor ve gerektiğinde kendini geri çekmesini de biliyor. 

Ama bütün bu sınırlara rağmen ortaya çıkan tablo değişmemektedir. İran klasik anlamda bir genişleme stratejisi izleyemediği noktada, toprak üzerinden değil, insan üzerinden ilerliyor. Bu yüzden etkisi de klasik yöntemlerle ölçülemiyor. 

Bugün ABD, İsrail-İran Savaşına bakarken tüm mesele nerede kaç füze var değil. Tansiyon düştükçe İran’ın kaç ülkede kendi cümlelerini başkalarına kurdurabildiği de önemli hale geliyor. Çünkü artık savaşlar cephede bitse bile, sokakta, camide, üniversitede, sosyal medyada devam ediyor.  

Ve bu alanlarda İran’ın tahmin edilenden çok daha geniş bir etki gücü var.