İran’da Lidersiz Halk Pragmatist Devlete Karşı

Araştırmacı Bülent Şahin Erdeğer, İran’da Velayet-i Fakih temelli Şii-Fars devlet yapısının krizi, lidersiz halk isyanları ve rejimin pragmatist reflekslerini Fokus+ için kaleme aldı.
iran-da-lidersiz-halk-pragmatist-devlete-karsi.jpg

16.01.2026 - 17:48  |  Son Güncellenme:  23.01.2026 - 10:30

Şii dünyasında usuli mollalar, Ayetullah Humeyni liderliğinde Velayet-i Fakih teorisini ortaya attı. Velayet-i Fakihçiler/Humeyniciler, Şiilerin Mehdisi gelinceye kadar siyasete karışmayan ahbari Şii mollaların aksine, Mehdi gelip idareyi ele alana kadar onun adına vekaleten mollaların kutsal bir din devleti kurmasını savunuyordu. 

Şii bir din adamının (birincisi İmam sıfatıyla Humeyni, ikincisi Rehber sıfatıyla Hamaney) iktidarında bu kişiyi halk seçmemektedir. "Rehber", bu açıdan Hz. Muhammed ve Dört Halife'nin iktidar anlayışından farklı bir dini iktidar kurmaktadır. 

Toplumsal sözleşme değil kutsal devlet 

Ana akım (Sünni, Zeydi Şii, İbadi, Mutezili) İslami devlet teorisi "Ehlu'l Hal ve'l Akd" üzerine kurulur. Yani peygamber dahi olsa Hz. Muhammed de dünyevi iktidarını toplumsal bir sözleşme ile meşrulaştırır. "Biat" bu bağlamda hem Resulullah hem de Dört Halife dönemlerinde halkın yöneticiyi seçmesi, yöneticinin de halka söz vermesi anlamına gelen karşılıklı haklar ve sorumluluklar anlaşmasıdır. 

Müslümanların kendi aralarındaki bu yönetici seçiminin yanı sıra, İslami olmayan kesimlerle de daha geniş bir yelpazede Medine Sözleşmesi'nde görüldüğü üzere ortak-federal yönetim tecrübesi de mevcuttur. Ancak Sünni dünyada saltanat rejimlerinin askeri darbelerle yönetimi ele geçirmesi sebebiyle bu karşılıklı sözleşme algısı fiilen rafa kaldırılmış, halife sultana dönüşmüş, halk iradesi önemsizleşirken şura sadece bir grup teknokratın tek adama danışmanlığına indirgenmiştir. Bu açıdan Dört Halife sonrası Sünni yönetimler "Raşid" (Rüşd: olgun, doğru) olarak tanımlanmamıştır. 

Ancak 12 İmamcı Şii tarih-inanç okumasında böyle bir sözleşme imkansızdır ve dünyevi yönetim diye bir şey olamaz. Devlet de kutsal olarak Allah tarafından belirlenmiştir; yöneticiler Tanrısal olarak atanmıştır. Bu sebeple Şiilikte halk yöneticisini seçemez, yönetime 12 İmam Allah tarafından atanmıştır. Kaybolan 12. İmam Mehdi geri dönecek ve son ideal adalet çağını başlatacaktır. Şiiliğin bu açıdan apokaliptik bir altın çağ mitolojisine sahip olduğunu ifade edebiliriz. 

Ebed müddet Şii-Fars devlet-millet kimliği 

1979'da yaşanan halk devriminin önemli bir bileşeni olan Velayet-i Fakihçi/Humeynici molla sınıfı bir "İslam Cumhuriyeti" tesis etti. "İran İslam Cumhuriyeti" modeli, İslamcılığın 20. yüzyılda elde ettiği en büyük başarı olarak nitelendirilebilir. Ancak bu "başarı" aynı zamanda en büyük zaafını da içeriyordu. 

İran'ın "ebed müddet Fars-Şii Devleti" çerçevesinde İslam anlayışı, Şuubiye hareketiyle doğan, Büveyhiler döneminde temelleri atılan ve Safeviler döneminde kurumsallaştırılan Fars-Şia sentezini ifade ediyor. Bu sebeple hem Sünni İslamcılıktan hem de yenilikçi, öze dönüşçü İslami çizgiden kalın duvarlarla ayrılıyor. 

Lübnan-Irak havzalarındaki Arap Şiiliğinin ya da Anadolu-Azerbaycan hattındaki Türkmen Alevi-Şiiliğinin bir medeniyet-devletleşme süreci olmaması, Fars kimliğinin Şiilikle iç içe geçmesiyle sonuçlandı. Bu gerçekliği ifade ettiği için aforoz edilen Ali Şeriati, klasik eseri Ali Şiası Safevi Şiası kitabının "Safevi Şiası'nın 'Mezhep ve Millet' Montajı" başlıklı dördüncü bölümünde, Emeviler Dönemi sonlarında ve Abbasiler Dönemi başlarında "İslam hilafetinin" yerini "Arap hükümetine" bıraktığını belirtir. Araplıkla övünme ve İranlıyı küçümseme ruhuna karşılık, İranlı ruhunun milli asalete dönüşen ve kavmi övünme eğilimine sahip olan "Şuubi hareket"ten de bahseder. 

Şeriati'ye göre Safeviler, ırkçı düşüncelerini Şia kisvesi altında gizleyerek birlik olmayı savunan Şiiliği ayrılıkçı bir mezhep haline getirmiştir. Bu bölümde yazar, Safevi Şiası'nın temel kaynağı Bihar'ul Envar'da yer alan ve Safevilerin kendi soylarının kutsiyetini ortaya koymak için kullandıkları rivayetin yanlışlığını ele alır. Bu rivayete göre Medayin fethi esirlerinden olan Şehribanu (Sasanilerden) İmam Hüseyin'i beğenir ve ondan bir erkek çocuğu dünyaya getirir. Bu çocuk da İmam Seccad'ın (Ali b. Hüseyin) kendisidir. Şeriati'ye göre Sasanilerin kendi soylarını kutsadıkları bu ve benzeri rivayetler Şii-Farsi devlet ideolojisini temellendirir. Bu kimliği korumak ve yaşatmak uğruna her şey mübahtır. 

Bu çerçevede önce Fars, sonra Şii olan Şehinşahlık bu devleti sekülerleştirerek zayıflatmış; oysa önce Şii, sonra Fars olan Velayet-i Fakih devleti, Şii-Fars devletinin bekası için çok geniş bir pragmatizm alanı oluşturmuştur. Tahran rejimi için devleti yaşatmak adına dönemsel olarak Üçüncü Dünyacı retoriği sahiplenebilir, sol-İslami yorumlar yapabilir, Perinçekçi ya da Baasçı sekülerist ve Avrasyacı söylemleri destekleyebilir, Şiiliğe göre sapkın görülen Nusayriliği ya da Anadolu Aleviliğini bile kuşatıp içine sızabilir. Gerekirse İhvan-ı Müslimin ile Hamas ile vahdet söylemi çerçevesinde yan yana gelebilir, gerekirse de onları satabilir. 

Rejim bu esnekliğiyle Irak'ta ve Afganistan'da ABD ile açıkça askeri ve istihbari işbirliği de yaptı; Azerbaycan'a karşı Ermenistan'la, Pakistan'a karşı Hindistan'la ittifaklar kurdu. 

Eski İran Dini Lideri Ruhullah Humeyni

İran'daki şeriat, yani İslam hukukuna dayalı yönetim modeli, iç siyasette sekülerist siyaset yapılmasına imkan tanımıyor. Rejim, Türk, Kürt, Beluç ya da Fars temelli etnik siyasi akımları da dışlıyor. Sınıf temelli Marksist, Liberal vb. siyaset yapmak da illegal görülüyor ve yasak. Sünni toplum da kendi dini anlayışlarını ifade edebilecekleri İslam yorumunu siyasal bir söylem olarak örgütleyemiyor. Bahai, Zerdüşti, Hristiyan ve Yahudi azınlıklar da kendi siyasetlerini yapamıyorlar. 

Dolayısıyla İran İslam Cumhuriyeti rejimi, siyaset alanını sadece Şii-Fars devletçi kulvarda (reformist-muhafazakâr kalıplarında) yapılmasına izin veren dar bir alan olarak kurguluyordu. 

Devrim sürecinin önemli bir başka çizgisi olan Ayetullah Talegani, Mehdi Bazergan, Ali Şeriati gibi isimlerin temsil ettiği özgürlükçü, sosyal adaletçi İslamcılar ise 1979 sonrası aşamalı olarak tasfiye edildiler ve karar alma mekanizmalarından uzaklaştırıldılar. 

Rejimde "özgürlükçü İslamcı" çizgi, reformist cephenin öncülüğünde sistem içi muhalefet yapıyordu. Özellikle 2009 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri bir kırılma noktası oldu. 2009'da Mir Hüseyin Musevi-Ahmedinejad rekabetinde "Devrim Rehberi" Hamaney'in müdahale etmesi ve denge unsuru olarak tahammül edilen Reformistlerin de sistem dışına itilmesi sonrası İran rejimi otoriterlikten totaliterliğe geçiş yaptı. 

2021'de şahin muhafazakarların temsilcisi olan İbrahim Reisi'nin Cumhurbaşkanı olarak "seçtirilmesi" sonrası ülkedeki baskılar daha da arttı. 2022’deki Mahsa Emini protestoları kadınların yaşam tarzı isyanıydı. Tehlikeyi gören rejim geri adım atıp Pezeşkiyan gibi ılımlı iyi polis rolündeki bir figürü cumhurbaşkanı “seçtirdi” ardından da başörtüsü dayatmasını askıya aldı. 

Ancak 2024’e gelindiğinde Hamas’ın 7 Ekim saldırılarının ertesinde başlayan İsrail-ABD saldırganlığının soykırım düzeyinde pervasızlaşması İran ve vekil güçlerinin Orta Doğu’da dağılmasıyla sonuçlanacaktı. İsrail Tahran’ın göbeğinde nokta atışı ile Hamas lideri İsmail Haniye’yi öldürecek, Hizbullah kadrolarına yönelik çağrı cihazı patlamaları ve Hasan Nasrallah suikastı ile süreç devam edecekti. İran’ın büyük bir ekonomik çöküşün ortasında milyarlarca dolarını Yemen Suriye ve Lübnan’da Şii-Fars devleti çıkarları uğruna batırmış olması İran toplumu açısından büyük öfkenin sebeplerinden biri. Tüm bu geri çekiliş süreci 12 günlük İsrail-İran Savaşı’nda İran hava sahasının İsrail tarafından delik deşik edilmesi, askeri kadronun tepeden büyük kayıplar yaşaması, İran savunma sistemlerinin yetersiz kalması ile zirveye ulaşacaktı. Tüm bu düşüş sürecine küresel iklim değişikliğinin eklenmesi de cabası. İran’da yaşanan büyük susuzluk ekonominin hepten dibe vurmasına yol açtı. 

2026’ının başlangıcında yaşanan isyan dalgasının sebepleri arasında tüm bu faktörler yatıyor. Yani ABD ve İsrail olmasaydı da insanlar sokaklara döküleceklerdi. Rejimin ısrarla halk ayaklanmalarını dış güçlere bağlaması sorunları halının altına süpürmek demek.  

Halk ayaklanmalarının karakterine baktığımızda en son 2009’daki Yeşil Hareket’in önderliğindeki dalganın bir organizasyon eseri olduğu ve sağduyulu stratejileri olan bir liderliği olduğunu görüyoruz. 2009 sonrası yaşanan dalgalar ise düzensiz, doğaçlama ve lidersiz tepki patlamaları. Dolayısıyla Fars-Şii Devlet düzeni, lidersiz halk hareketleriyle yıkılabilecek bir yapıda değildir. Pehlevilerin ise ülkede ciddiye alınabilecek bir tabanı da liderliği de yoktur. Bu bağlamda İran devlet pragmatizmi ABD ile uzlaşmanın yollarını perde arkası görüşmelerle aramakta. Trump ABD’si ise Venezuela örneğinde olduğu gibi kendisine rejim içinden ortaklar da bulabilir. Bunu zaman gösterecek.