Irak’ta 2003 Sonrası Kurulan Sistem Çatırdıyor
13.04.2026 - 16:39 | Son Güncellenme: 13.04.2026 - 16:54
Irak Meclisi’nde 11 Nisan’da yapılan ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) adayı Nizar Amedi’nin seçildiği Cumhurbaşkanlığı oylaması, 2003’ten sonra uzlaşı esasına göre kurulan siyasal sistemin sütunlarının çatırdadığını ve yeni bir siyasi mimarinin hakim olmaya başladığını gösterdi. Bu esasında 2018 ve 2022 Cumhurbaşkanlığı ve hükümet kurma süreçlerinde de kendini göstermişti fakat hiçbir dönem bu kadar bariz olmamıştı.
Irak 23 yıllık tecrübenin ardından başa mı dönecek?
Uzlaşı, ortaklık ve denge üzerine kurulan sistemin 11 Nisan itibarıyla zayıfladığını ve “partisel/kişisel çıkarlar/hırsların” daha etkili ve belirleyici olduğunu söylemek mümküdür. Takaddum Hareketi lideri Muhammed Halbusi, Asaib Ehli Hak (Sadikun) lideri Asaib Ehli Hak lideri Kays Haz Ali ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafil Talabani’nin KDP karşıtlığını esas alan ve ideolojik/partisel/şahsi emelleri önceleyen siyasetleri bunun somut örnekleridir. İmar ve Kalkınma Koalisyonu lideri ve Başbakan Muhammed Şiya Sudani’nin ikinci dönem arayışları da bununla birlikle okunabilir.
Bu aynı zamanda Irak’ın yeni toplumsal sözleşmesi, 2005 Anayasasına ruh veren çoğulcu demokrasiden çoğunlukçu demokrasiye geçme arayışı olarak da okuyabiliriz. Zira “uzlaşı” çoğulcu demokrasinin bir neticesidir. Uzlaşının yok sayılması ülkeyi gücün, nüfus ve nüfuzun belirleyici olduğu bir noktaya götürür ki bu geçmişte Baas/Saddamlar/Enfaller/Duceyller doğurmuştur.

Irak’ta, 2003 sonrasında geçmişteki acı hadiselerin tekrarlanmaması adına tüm dini/mezhebi ve etnik bileşenlerin yürütme ve yasama organlarında temsil edilebilmesini sağlayan bir Anayasa ile siyasal model geliştirilmiştir. Tüm aksaklıklarıyla birlikte bu model 2003’ten bu yana işlemektedir ve zaman zaman tıkansa da çözümü yine kendi içinden üretmektedir. DAEŞ’in 2014’te ortaya çıkmasıyla yaşanan çalkantılı süreçler ve 2017’de Kürdistan Bağımsızlık Referandumu krizi de 2003 sonrası oluşan gelenekle aşılmıştır.
Erbil ile Bağdat arasında yaşanan sorunlar, maaşların kesilmesi, Sünni bölgelerde yaşanan baskılar, Şiileştirme operasyonları ve DAEŞ’in buralarda meydana getirdiği yıkım da yine ortak akıl mekanizmasının devreye girmesiyle geride bırakılmıştır.
Gözden Kaçmasın
Kısaca ifade etmek gerekirse; bu anayasal sistem ve yönetim modeli, kimseyi razı etmese de tarafları bir arada tutmayı başarabilmiştir. Irak gibi mezhebi/dini ve etnik fay hatlarının kırılgan olduğu bir coğrafyada Şii, Sünni, Kürt, Türkmen, Hristiyan, Yezidi vs. bir arada tutan siyasi mimarinin kurulması kolay değildir.
Yukarıda saydığımız hassas dengeler ve parametrelere bölgesel ve küresel güçlerin hesaplarını eklediğimizde ülke yönetimi iyice çetrefilli bir hal alıyor. Irak, İran’ın bölgesel politikaları ve ABD’nin küresel stratejisi ile Ortadoğu’daki planlarının merkezinde yer alan bir konumda. Bunun etkisini askeri, siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel olarak her alanda görüyoruz.
Irak, diğer Körfez ülkeleri gibi monarşi ya da merkezi otorite ile yönetilecek olsaydı Saddam bunu başarabilirdi. Baas Irak halkının iradesi ve tercihiyle başa gelmemişti ve ömrü dolunca gitti. ABD işgali de Irak halkının iradesiyle olmadı ve gitti. DAEŞ Irak halkının taleplerini yansıtmıyordu, kalıcı olmadı. Haşdi Şabi mevcudiyeti ve İran’ın yayılmacı politikaları da Irak’ta Sünni ve Kürtlerin desteğinden yoksun, sürdürülemez.
Irak siyasi aktörleri yeni bir yol ayrımında
Irak halkı, tüm bileşenleriyle ve siyaset yapıcılarıyla içinde bulunduğu tıkanıklığı aşmak ve bölgesel ile küresel güçlerin hesaplaşma alanı olmaktan kurtulmak için bir yol arayışında. Bu bazıları için de yeni bir yol ayrımı anlamına geliyor.
Seçimlerde dünya ile uyumlu ve komşularla iyi geçinen partilere, adaylara şans verilmesi yeni arayışın en somut hali. Sudani’nin Sadr’ın boykotuna rağmen seçimlerde elde ettiği başarı bunun bir sonucudur. Suriye’de 2024’te yaşanan devrimden sonra ülkesini çatışmaların ve ideolojik kavgaların dışında tutmak için verdiği mücadele Sudani’ye 11 Kasım 2005’teki seçimlerde oy olarak dönmüştür. Halk bu bağlamda istikrara ve barış çabalarına destek vermiştir.
Sudani aynı tavrı İsrail ile İran arasındaki 12 günlük savaşta da göstermiş, 28 Şubat’ta ABD’nin dahil olduğu savaşta da korumuştur. Bu Sudani’ye geniş kesimlerden takdir olarak döndü ve yeniden Başbakan olma şansını artırdı. Haşdi Şabi gruplarının Erbil ve Bağdat’a yönelik saldırılarını önleyemese de meşru ve sivil otorite olarak taraf olmamayı başarmıştır. Irak İran’dan ve vekil güçlerinden kendisini zor durumda bırakan ve ABD’nin Haşdi Şabi’yi hedef alan saldırıları karşısında gemileri yakma noktasına gelmemiştir.
Savaşın neticesi ve ABD ile İran arasındaki müzakerelerin nereye evrileceği belli olmadığı için bir tarafa endeksli politikalar izlemek ve açık tutum almak Irak şartlarında çok risklidir. Bir güce angaje olan liderler/yönetimler ya da siyasi güçlerin kısa süre içinde tarihe karıştığı sayısız örnekle sabittir. O nedenle tüm partiler ve kurulan ittifaklar, taraflar arasında dengeli politikalar izlemeye azami gayret sarfetmiştir.

Irak siyasi aktörleri, yukarıda çerçevesini çizmeye çalıştığımız denklem nedeniyle bir yol ayrımındadır ve yol ayrımı da tam olarak “bu bizim savaşımız değildir” diyenlerle “İran’ın yanında savaşmak farzdır” diyenler arasındadır. O nedenle savaşın seyri kadar Iraklıların alacağı pozisyon da ülkenin akıbetine etki edecektir.
Cumhurbaşkanı seçimleri ve ülkenin geleceğine etkisi
Irak’ta Cumhurbaşkanlığının Kürtlere, Başbakanlığın Şiilere ve Meclis Başkanlığının Sünnilere verilmesi şeklinde oturan gelenek, ülkedeki bileşenleri tüm özgün ağırlıkları, farklılıkları ve silahlı unsurlarıyla bir arada tutan temel faktördür. Bu geleneğe göre Şiiler kendi aralarında Başbakan adayını, Kürtler Cumhurbaşkanı adayını ve Sünniler de Meclis Başkanı adayını belirlemektedir. Yerleşik teamüle göre Kürtler ve Sünniler Başbakan adayını belirlemek için herhangi bir Şii tarafla, Şiiler ve Sünniler Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için herhangi bir Kürt partisiyle ve Kürtler ile Şiiler de Meclis Başkanını belirlemek için Sünni bir partiyle ittifak kuramaz.
Meclis Başkanı Heybet Halbusi, 29 Aralık 2025’te en yakın rakibi Egemenlik Koalisyonu adayı Salim el-İsavi’ye karşı kazandığında da bu sistemde çatlaklar oluşmuştu ancak durum farklıydı. Çünkü tüm fraksiyonların katılımıyla kurulan Irak Sünni Konseyi, 28 Aralık’ta Heybet Halbusi’yi ortak adayları olarak ilan etmiş ve oylama da o esas üzerine yapılmıştı. O yüzden Şii ve Kürtlerin Sünni mahallesine müdahalesi gibi bir tartışma yaşanmamıştı.
KYB adayı Amedi’nin kazandığı 11 Nisan Cumhurbaşkanlığı oylamasında bu teamüller dikkate alınmadı ve yukarıda zikredilen geleneğe aykırı olarak Şii ve Sünni taraflar Kürt bir partisiyle anlaşarak Cumhurbaşkanı adayını belirlediler. Bu sonuca giden yolu da derin kırılmalara ve ayrımlara neden olabilecek ihtilaf taşlarıyla döşediler.
Dünün müttefikleri bugünün amansız rakipleri
Cumhurbaşkanlığı oylamasının mimarları olarak öne çıkan Takaddum Hareketi lideri Halbusi, Asaib Ehli Hak (Sadikun) lideri Asaib Ehli Hak lideri Kays Haz Ali ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafil Talabani gibi isimlerin ortak noktaları KDP/Barzani ve Maliki karşıtlığıydı. Yerleşik geleneğin müessisleri ve temsilcileri olarak görülen Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri Maliki ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani birbirlerine kaybettiren siyasi aktörler oldu. Zira İmar ve Kalkınma Koalisyonu lideri ve Başbakan Muhammed Şiya Sudani’nin siyasi çizgisi ve Ulusal Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim’in de tarihi ilişkileri nedeniyle KDP’ye daha yakın olması –en azından tarafsız kalması- beklenirken, Maliki nedeniyle KYB’nin yanında yer aldılar. KYB de Maliki ile aynı tarafta yer almasına rağmen KDP ile kurduğu ittifak nedeniyle Sudani’yle hareket etti.
Maliki’nin siyasi geleceği ve zorlu sınavı
Bu arada Şiiler arasındaki rekabetin ve liderlik yarışının da bu süreçte belirleyici olduğunu unutmamak lazım. Asaib Ehli Hak lideri Kays Haz Ali’nin Maliki’nin yerine ikame edilmesi projesine daha önce de dikkat çekilmişti. Asaib Ehli Hak milis hareketinin Sadikun Hareketi adıyla sivil bir hüviyete bürünmesi ve Haz Ali’nin de yeni siyasi lider olarak Maliki’nin yerine ikame edilmeye çalışıldığı bu süreçte de görülmüştür.
Sünni blokta ise en büyük fraksiyonu temsil eden KDP’nin eski müttefiği Halbusi yarım kalan hesabı kapatma duygusuyla hareket ettiği için KYB’ye sınırsız ve karşılıksız destek verdi, KDP’nin rakibinin seçilmesi için KYB’den çok efor harcadı. Kendi partisinden olan Meclis Başkanı Heybet Halbusi de oylama gününün belirlenmesi ve sürecin yürütülmesinde inisiyatif almıştır. KDP’ye karşı aktif muhalefet yürüten bir başkan olarak öne çıkmıştır.

Irak Meclisi’ndeki Kürt partiler IKBY’de KDP muhalifi söylemlerle oy alabildiği için Bağdat’ta yanında yer almadı. Maliki ile birlikte hareket eden Haşdi Şabi gruplarından Irak Hizbullahı’nın siyasi kolu Hukuk Hareketi oylamayı boykot ederken, İmam Ali Tugaylarının siyasi kolu Hizmet Hareketi, Hadi Amiri liderliğindeki Bedir Hareketi ve Muhsin Mendelavi’nin Esas Koalisyonu da boykot olan tavırlarını değiştirerek katılma kararı aldı. KDP’ye yakın Azim ve Egemenlik Koalisyonları da oylamaya katıldı. Bu bağlamda Maliki ile hareket eden Amiri’nin oylamadan bir gün önce 10 Nisan’da Nasiriye’de Hamaney anması için düzenlenen gösteride saldırıya uğradığını not etmek lazım.
İlk nesil liderlerin siyaset yapış tarzlarını ve yerleşik geleneği korumaya çalışan çizgilerini aşarak yeni bir siyasal yol izleyen yeni jenerasyon daha başarılı mı olur yoksa sert kayaya mı çarpar onu zaman gösterecek. KDP’nin seçimlere tepkisi Bağdat’tan çekilme şeklinde oldu. Meclis’teki milletvekilleri ve hükümetteki bakanları Erbil’e çekti. Sonraki adım gelişmelere göre belli olacak.
Sudani ile Irak’ı önceleyen geçiş süreci tercihi
Şimdi Başbakan adayının belirlenmesi için 15 günlük bir süre var ve Sudani, destek turuna çıkarak 12 Nisan’da Halbusi, el-Hekim ve Amiri ile görüştü. Diğer taraflarla da bir araya gelecektir. Sudani’nin temaslarından ve açıklamalarından güçlü bir destek aldığı anlaşılıyor. Kısa süre içinde Maliki’nin adaylıktan çekilmesi ya da Koordinasyon Çerçevesi tarafından adaylığının geri alınması kuvvetle muhtemel. Şii sözcüler Maliki ve Sudani’den birisinin aday olmayacağını dile getirse de Sudani şu aşamada en güçlü seçenek olarak masada duruyor.
Sudani İran yanlısı grupların desteğini almış görünüyor. Haşdi Şabi’nin en radikal grupları arasında yer alan Asaib Ehli Hak lideri Haz Ali Sudani’yle hareket ediyor. Şiilerin önemli liderlerinden el-Hekim de başından itibaren Maliki’ye karşı Sudani’nin yanında saf tuttu. Sünnilerden Halbusi ve Kürtlerden KYB desteğini arkasına almış durumda.
Sudani, ılımlı siyaseti ve yumuşak üslubuyla yukarıda dikkat çektiğimiz siyasal sistem ve gelenekte oluşan çatlakları ve hasarları da onarabilecek bir siyasi figür olarak öne çıkıyor. Irak siyaseti şu an İran yanlıları ve ABD ile ilişkilere sıcak bakan taraflar şeklinde tasnif edilemeyecek kadar karmaşık durumda ve oluşan dengelere göre bir rota tutturma arayışında. Kişisel, partisel ve ideolojik çıkarlar mı öncelenecek yoksa mevcut durumda bir geçiş süreci tayin edilip Irak’ın genel çıkarları mı öncelenecek onu göreceğiz. Sudani ismi üzerinde oluşacak konsensüsten Irak’ın çıkarlarının öncelendiği bir geçiş sürecinde karar kılındığı sonucunu çıkarabileceğiz. Böyle olursa sistemde oluşan çatırdamaların da derinleşmesi önlenebilir.