Husiler ile Eş-Şebab Neden Yakınlaşıyor?

Mezhep ve örgüt çizgileri birbirinden hayli uzak olan Husiler ile Eş-Şebab, Aden Körfezi’nin iki yakasında giderek daha fazla yakınlaşıyor. Silah transferlerinden askerî eğitime, dron teknolojisinden istihbarat ve finans ağlarına uzanan bu temaslar, Yemen ile Somali arasındaki denizi, iki ayrı krizi birbirine bağlayan yeni bir güvenlik koridoruna dönüştürüyor.
siyaset-husiler-ile-es-sebab-neden-yakinlasiyor.jpg

07.09.2026 - 12:37  |  Son Güncellenme:  07.09.2026 - 13:08

Yemen ile Somali arasındaki dar deniz şeridi, uzun yıllardır insan kaçakçılığının, silah ticaretinin ve kayıt dışı para ağlarının işlediği bir geçiş güzergâhı. Şimdi bu eski kaçakçılık hattında daha tehlikeli bir bağ kuruluyor. Aden Körfezi’nin iki yakasındaki iki silahlı örgüt, birbirinin eksiklerini tamamlamaya başlıyor. 

Bir tarafta Yemen’in başkenti Sana’nın da aralarında bulunduğu geniş bir alanı kontrol eden, balistik füze ve silahlı insansız hava aracı kapasitesiyle Kızıldeniz’deki deniz trafiğini sekteye uğratabilen Husiler bulunuyor. Karşı kıyıda ise El Kaide ile bağlantılı Eş-Şebab, Somali devletine karşı yürüttüğü uzun savaşta kırsal bölgelerdeki nüfuzunu koruyor ve Doğu Afrika’nın en güçlü silahlı örgütlerinden biri olmayı sürdürüyor. 

İki yapı mezhepsel ve örgütsel bakımdan aynı yerde durmuyor. Husiler, Zeydi Şii bir hareketten doğdu ve İran’la yakın ilişkileriyle biliniyor. Eş-Şebab ise Sünni Selefi-cihatçı bir örgüt ve El Kaide yapılanmasının parçası. Buna rağmen Birleşmiş Milletler (BM) uzman raporlarına ve bölgesel güvenlik kaynaklarına yansıyan bulgular; silah kaçakçılığı, askerî eğitim, insansız hava araçları, patlayıcı üretimi, lojistik destek ve deniz trafiğine ilişkin bilgi paylaşımının giderek daha düzenli bir temas alanı oluşturduğunu gösteriyor. 

Ortada mezhepsel bir ittifak yok. Tarafları yan yana getiren şey, birbirlerinde buldukları askerî ve ekonomik fayda. Eş-Şebab, hava saldırılarına karşı koymasını ve saldırı menzilini büyütmesini sağlayacak teknolojiye ulaşmak istiyor. Husiler ise Somali kıyılarındaki kaçakçılık ağlarına, yeni gelir kanallarına ve Kızıldeniz’in Afrika yakasında daha geniş bir hareket alanına göz dikmiş durumda. 

Öyleyse sorulması gereken, kaç tüfek ya da kaç dronun el değiştirdiğinden fazlası: Husiler ile Eş-Şebab, Babülmendep’ten Somali açıklarına uzanan ortak bir tehdit kuşağı kurabilir mi? 

2024’te başlayan temaslar nasıl derinleşti? 

Husiler ile Eş-Şebab arasındaki irtibatın kamuoyuna yansıyan ilk önemli işaretleri 2024’ün ilk aylarında görüldü. Amerikan istihbaratına dayanan haberlerde, iki tarafın Eş-Şebab’a silah sağlanmasını öngören bir anlaşmayı görüştüğü bildirildi. O tarihte doğrudan bir teslimatın gerçekleştiğini gösteren açık kanıt bulunmuyordu. Ancak daha sonra ele geçirilen sevkiyatlar, yakalanan irtibatçılar ve BM uzmanlarının ulaştığı bilgiler, görüşmelerin geçici bir temas olarak kalmadığına işaret etti. 

BM Yemen Uzmanlar Paneli’nin 2025 tarihli raporuna göre taraflar arasındaki iş birliği; silah kaçakçılığı, operasyonel taktiklere ilişkin teknik eğitim ve lojistik destek paylaşımını kapsayacak biçimde yoğunlaştı. Raporda Eş-Şebab mensuplarının Yemen’de gelişmiş el yapımı patlayıcılar ile insansız hava aracı teknolojisi konusunda eğitim aldığı, iki Husi askerî mühendisinin de örgütün Somali’deki merkezi kabul edilen Jilib’e gönderildiği bilgisi yer aldı. 

The Century Foundation’ın Ağustos 2026’da yayımladığı saha araştırması ise temasların muhtemel zaman çizelgesini daha ayrıntılı biçimde ortaya koydu. Araştırmaya göre iki tarafın üst düzey temsilcileri, Mart 2024’te Sana’da bir araya geldi. Haziran ve temmuz aylarında Husi temsilcileri ile bir İran vatandaşının patlayıcı taşıyan dronların temini ve kullanımı hakkında görüşmek üzere Somali’ye gittiği öne sürüldü. Yemen’de 2024’te yakalanan Ahmed Elmi Samatar adlı Eş-Şebab mensubunun da taraflar arasında irtibat sağladığı ve eğitim için insan hareketliliğini koordine ettiği belirtildi. 

İddiaların hepsi bağımsız kaynaklarla doğrulanabilmiş değil. Özellikle Samatar’ın yüzlerce Somalilinin Yemen’e götürüldüğü yönündeki ifadesi sorgu kayıtlarına dayanıyor. Yemenli ve Somalili güvenlik yetkililerinin verdiği rakamlar da kesin değil: Eğitime katılan Eş-Şebab mensuplarının sayısı 120 ila birkaç yüz arasında gösteriliyor. Verilen dersler arasında hafif silah kullanımı, patlayıcı yapımı ve temel dron eğitimi var. 

İlişkinin sürdüğünü düşündüren işaretlerden biri Şubat 2026’da geldi. Somali vatandaşı Abdishakur Yahye Ali, Yemen’in doğusundaki el-Gayda’da düzenlenen bir hava saldırısında öldürüldü. Araştırmalara göre Sana’da yaşayan ve Husi makamlarınca düzenlenmiş Yemen pasaportu taşıyan Ali, iki taraf arasındaki yeni irtibatçılardan biriydi. Silahların hazırlanması, yeniden paketlenmesi ve Mukalla üzerinden Bosaso’ya gönderilmesinde rol aldığı ileri sürüldü. 

Yakalanan isimlerin görevi ve seyahat trafiği, ilişkinin birkaç silah tüccarının alışverişini aştığını gösteriyor. Fakat ileri teknoloji içeren silahların Eş-Şebab’ın envanterine ne ölçüde girdiği hâlâ belirsiz. 

Eş-Şebab ne istiyor? 

Eş-Şebab’ın temel ihtiyacı daha fazla Kalaşnikof ya da mühimmat değil. Örgüt, Somali ordusundan ve Afrika Birliği güçlerinden ele geçirdiği silahlar, yerel kaçakçılık kanalları ve kendi patlayıcı üretim kapasitesi sayesinde geleneksel saldırılarını sürdürebiliyor. Eksikliği hissedilen alan, savaşın dengesini değiştirebilecek daha gelişmiş sistemler. 

Somali hükûmetinin hava gücünün genişlemesi ve ABD’nin örgüt liderlerine yönelik hava operasyonları, Eş-Şebab üzerinde yeni bir baskı oluşturdu. Örgütün Husilerden uçaksavar sistemleri, kamikaze dronlar, termal optikler, patlayıcı bileşenleri ve bunların kullanımı için teknik eğitim istemesinin nedeni de burada aranıyor. 

Eş-Şebab’ın Husilerde aradığı tam da bu tecrübe. Yemenli grup, İran menşeli olduğu değerlendirilen teknolojileri yerel imkânlarla uyarlamayı, ticari parçaları askerî sistemlere dönüştürmeyi ve Amerikan MQ-9 Reaper tipi insansız hava araçlarını düşürmeyi öğrendi. Bu bilginin küçük bir bölümü bile Eş-Şebab’a geçerse örgüt, keşif için kullandığı dronları saldırı aracına çevirebilir. Somali’de havadan operasyon yapmak da daha zor ve daha pahalı hâle gelir. 

Eş-Şebab için ikinci kazanç deniz alanında ortaya çıkıyor. Örgüt bugüne dek kara merkezli bir isyan hareketi olarak faaliyet gösterdi. Somali kıyılarındaki korsan gruplarla kuracağı dolaylı bağlar ve Yemen’den edineceği hedefleme teknolojisi, ona Aden Körfezi’nde yeni bir baskı aracı sunabilir. Gemi kaçırma ve fidye faaliyetlerinden pay alınması da örgütün vergi, haraç ve kaçakçılığa dayanan ekonomisini büyütebilir. 

Eş-Şebab’ın elinde Husi tipi uzun menzilli füzeler veya gelişmiş hava savunma sistemleri bulunduğunu gösteren bir kanıt yok. 

Husiler neden Somali kıyısına ihtiyaç duyuyor? 

Somali, Husiler için karşı kıyıdaki bir silah pazarı değil. Yaklaşık 30 kilometre genişliğindeki Babülmendep, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne ve Hint Okyanusu’na bağlıyor. Yemen kıyısını kontrol eden bir güç için karşı sahilde göz ve kulak sahibi olmak, denizdeki hareket alanını doğrudan büyütüyor. 

Husilerin 2023 sonundan itibaren Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde düzenlediği saldırılar, grubun bölgesel erişimini gösterdi fakat operasyonlarının coğrafi sınırlarını da görünür hâle getirdi. BM uzmanları, Husi saldırılarının yaklaşık üçte birinin grubun bilinen radar kapsamasının dışındaki bölgelerde gerçekleştiğini ve bunun haricî hedef tespit desteği ihtimalini doğurduğunu bildirdi. 

Somali kıyısına yerleştirilecek haberleşme veya gözetleme ekipmanı, Aden Körfezi’ndeki gemi hareketlerine ilişkin daha erken ve ayrıntılı bilgi sağlayabilir. Yerel balıkçılar, kaçakçılar, korsan ağları ya da silahlı örgütler üzerinden temin edilecek konum verileri de Husi füze ve dronlarının hedefleme zincirindeki boşlukları kapatabilir. 

The Century Foundation’ın görüştüğü güvenlik kaynaklarına göre Husiler, Somali’de savaşçı devşirmek ve Jilib yakınlarında bir nokta kurmak için izin istedi. İletişim ve gözetleme donanımını Somali topraklarına yerleştirme talebi de aynı kaynaklara yansıdı. Bunların hayata geçtiği henüz doğrulanmış değil. Ancak talebin kendisi bile Husi hesabını ele veriyor: Yemen kıyısından göremediği alanı Somali kıyısından görmek. 

Somali güzergâhı, yaptırımlar ve deniz denetimleri karşısında lojistik esneklik de sağlıyor. Büyük tekneler İran’dan doğrudan Yemen’e yönelmek yerine Kenya ve Tanzanya sularına kadar inebiliyor, ardından Somali kıyısındaki küçük teknelere aktarma yapabiliyor. Geleneksel ahşap teknelerle yürütülen ticaret, silah parçaları ile çift kullanımlı malzemelerin yasal yüklerin arasına gizlenmesini kolaylaştırıyor. 

Silahın yönü her zaman Yemen’den Somali’ye değil 

Yemen–Somali kaçakçılık hattı tek yönlü işlemiyor. 2021’de yayımlanan kapsamlı bir araştırma, İran’dan Husilere gönderildiği değerlendirilen silahların bir bölümünün Yemen üzerinden Somali pazarına saptığını ortaya koymuştu. Sonraki BM raporları ise Somali’nin Husi tedarik zinciri için bir transit merkezine dönüştüğüne dikkat çekti. 

Silah, parça, para ve insan bu hatta iki yöne de hareket ediyor. Yemen’den Eş-Şebab’a hafif silah ve patlayıcı giderken Somali kıyıları, Husilere ulaşan sevkiyatların ara durağı olabiliyor. Aynı tekneler bir seferde göçmen, başka bir seferde kömür ya da silah taşıyor. İki örgüt de yeni bir düzen kurmakla uğraşmıyor; yıllardır işleyen yolları kullanıyor. 

Puntland güçlerinin 2024 boyunca Bosaso ve çevresinde yaptığı operasyonlarda uçaksavar mühimmatı, makineli tüfekler, patlayıcı madde ve kamikaze dron olduğu değerlendirilen araçlar ele geçirildi. 2024’ün haziran-eylül döneminde Yemen’den gelen silah ve patlayıcıların Marka ile Baraawe Limanları üzerinden Eş-Şebab’a ulaştırıldığı; bunların daha sonra Afrika Birliği güçlerine yönelik saldırılarda kullanıldığı BM bulgularına yansıdı. 

El konulan her sevkiyatın arkasında Husi liderliğinin bulunduğu kanıtlanmış değil. Yemen’de farklı silahlı gruplar ve bağımsız kaçakçılar aynı güzergâhları kullanıyor. Bu da silahın kimden çıktığını ve kime gittiğini belirlemeyi zorlaştırıyor. “Yemen’den geldi” demek, “Husiler gönderdi” demek değil. 

Mezhep farkı neden engel oluşturmuyor? 

Husiler ile Eş-Şebab’ın yakınlaşması, ilk bakışta ideolojik bir çelişki taşıyor. El Kaide çizgisindeki Selefi-cihatçı hareketler, Şii grupları tarih boyunca düşman kategorisinde değerlendirdi. Husiler de Yemen’de El Kaide’nin Arap Yarımadası yapılanmasıyla yıllarca savaştı. 

Fakat silahlı örgütlerin sahadaki davranışı her zaman doktrin metinleriyle örtüşmüyor. Ortak düşman, gelir ihtiyacı, kaçakçılık güzergâhı ve teknik kapasite gibi somut çıkarlar, ideolojik sınırların geçici biçimde aşılmasını sağlayabiliyor. Husilerin Eş-Şebab’ın yanı sıra Yemen’deki El Kaide yapılanmasıyla da mahkûm değişimi, çatışmasızlık ve operasyonel koordinasyon kanalları kurduğuna ilişkin BM bulguları bu pragmatizmi destekliyor. 

İki taraf ortak bir komuta altında hareket etmiyor ve ortada ilan edilmiş bir ittifak da yok. İlişki, ihtiyaç oldukça açılan ayrı kanallardan yürüyor. Silah tüccarları, yerel aracılar ve kaçakçılar sayesinde taraflar yan yana görünmeden alışveriş yapabiliyor. 

Gazze savaşı sonrasında Husilerin İsrail ve Batı karşıtı söylemi, mezhep sınırlarını aşan bir propaganda alanı açtı. Eş-Şebab bu ilişkiyi tabanına “ortak düşmana karşı iş birliği” diye anlatabilir. Husiler de Sünni bir El Kaide koluyla temas kurarak Yemen’in dışına taşan bir güç olduğunu gösterebilir. 

Para ve suç ekonomisi ilişkiyi nasıl besliyor? 

İki örgütün yakınlaşmasında finansal çıkar başlı başına bir motor. Husiler için silah ve teknoloji transferi yeni gelir yaratırken, Somali’deki kaçakçılık ağı yaptırımların aşılmasına yardımcı oluyor. Eş-Şebab ise kontrol ettiği bölgelerde ticaretten vergi topluyor, limanlara ve yasa dışı sevkiyatlara erişim sağlayarak hem para kazanıyor hem de silah temin ediyor. 

Korsanlığın yeniden canlanması bu denkleme ek bir gelir kanalı açtı. Husi saldırıları nedeniyle ticari gemilerin rota ve güvenlik düzenlerini değiştirmesi, Somali açıklarındaki korsan gruplara yeni fırsatlar sundu. BM raporlarına yansıyan iddialardan biri, Eş-Şebab’ın Husi eğitimi ve askerî malzemesi karşılığında Aden Körfezi’nde daha fazla geminin kaçırılmasını ve böylece güvenlik baskısının Kızıldeniz’in dışına yayılmasını teklif ettiği yönünde. 

Bu bilgi, iki örgütün birlikte saldırı planladığını kanıtlamıyor. Yine de korsanlık, terör finansmanı ve denizde baskı kurma çabası aynı yerde buluşabilir. Bir gemiye el koyan korsan grubu Eş-Şebab’a bağlı olmasa bile geçiş izni, koruma veya istihbarat karşılığında fidyeden pay verebilir. Husi bağlantılı isimlerin sağlayacağı uydu cihazları ve hedef bilgileri de korsanların işini kolaylaştırabilir. 

İran bu ilişkinin neresinde? 

Husilerin askerî kapasitesinin gelişiminde İran’ın sağladığı silah, parça, eğitim ve teknik desteğin belirleyici rol oynadığına ilişkin geniş bir uluslararası bulgu birikimi var. Buna karşılık Husiler ile Eş-Şebab arasındaki her temasın Tahran tarafından yönetildiğini gösteren açık kanıt bulunmuyor. 

Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nda Batılı devletleri ve Körfez ülkelerini uğraştıracak böyle bir ağ, İran’ın işine gelir. Husilerin Somali’de bağlantı kurması, Tahran’a nüfuzunu güneye taşıma fırsatı da verebilir. Ancak elimizde İran’ın Eş-Şebab’la doğrudan bir ittifak kurduğunu gösteren kanıt yok. 

Husilerin hesabı Tahran’ın hesabıyla bütünüyle aynı da değil. Somali hattı gruba yeni gelir, yeni tedarik yolları ve yeni insan kaynağı sağlayabilir. İran’ın bölgedeki etkisi büyürken Husiler de İran’a daha az bağımlı hareket etme imkânı kazanabilir. 

Kızıldeniz’de iki kıyılı tehdit ne anlama geliyor? 

Kızıldeniz güvenliği bugüne kadar büyük ölçüde Yemen kıyısından fırlatılan füze ve dronlara karşı gemilerin korunması üzerinden ele alındı. Husi – Eş-Şebab temaslarının kalıcılaşması, güvenlik sorununu tek kıyılı olmaktan çıkarabilir. 

Afrika kıyısından gelecek gemi bilgileri, Somali açıklarındaki korsanlar ve Yemen’den taşınan dron teknolojisi aynı zincirde birleşirse Babülmendep ile Aden Körfezi’nin daha geniş bir bölümü baskı altına girer. Daha fazla ticari gemi Ümit Burnu’na yönelir; sigorta, navlun ve enerji maliyetleri yükselir. Avrupa Birliği’nin Aspides misyonu ile ABD öncülüğündeki deniz güçleri de çok daha geniş bir sahayı korumak zorunda kalır. 

Risk Somali’yle sınırlı kalmaz. Eş-Şebab’ın daha gelişmiş dron ve hava savunma kapasitesi edinmesi, Somali hükûmeti ile Afrika Birliği misyonunun operasyonlarını zorlaştırır; Kenya ve Etiyopya gibi komşu ülkelerdeki hedeflere yönelik tehdidi büyütür. Körfez ülkelerinin Afrika Boynuzu’ndaki liman, üs ve ticaret yatırımları da daha kırılgan hâle gelir. 

Somaliland ve Puntland’daki yabancı askerî varlık tartışmaları bu yakınlaşmayı daha da sertleştirebilir. Husiler, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Afrika Boynuzu’ndaki faaliyetlerini doğrudan tehdit olarak görüyor. Eş-Şebab da BAE’nin eğittiği yerel güçleri ve Batılı ortakları düşman kabul ediyor. Böylece başlangıçta silah ve eğitim üzerinden kurulan ilişki, ortak hedef algısıyla daha siyasi bir nitelik kazanabilir. 

İlişkinin sınırları nerede? 

Eldeki bulgular ciddi bir güvenlik riskine işaret etse de Husiler ile Eş-Şebab’ı tek bir örgütsel blok gibi göstermek gerçeği aşar. Taraflar arasında tarihsel güven bulunmuyor. Mezhepsel ayrılık, El Kaide içindeki ideolojik itirazlar ve kaçakçılık gelirinin paylaşımına ilişkin rekabet, iş birliğini sınırlayabilir. 

Eş-Şebab’ın gelişmiş silahları kullanma ve bakımını yapma kapasitesi de ayrı bir engel. Bir hava savunma füzesinin veya uzun menzilli dronun teslim edilmesi, onun sahada sürdürülebilir biçimde kullanılacağı anlamına gelmiyor. Eğitim, yedek parça, hedefleme verisi ve düzenli teknik destek olmadan ileri sistemler kısa sürede işlevsiz kalabilir. Bu bağımlılık, Husilere nüfuz sağlarken Eş-Şebab yönetiminin temkinli davranmasına neden olabilir. 

Ayrıca Somali ve Puntland güvenlik güçleri, ABD’nin hava operasyonları ve uluslararası deniz misyonları bu hattı yakından izliyor. Yakalanan irtibatçılar ile ele geçirilen sevkiyatlar, ağın dokunulmaz olmadığını gösteriyor. 

Bugün “Husiler ile Eş-Şebab ittifak kurdu” demek için erken. Fakat iki örgüt arasında çalışan, araya yeni isimler girdikçe kendini yenileyen ve giderek daha tehlikeli hâle gelen bir kanal var. 

Aden Körfezi yeni bir güvenlik cephesine mi dönüşüyor? 

Husiler ile Eş-Şebab’ı aynı inanç değil, birbirlerinin açığını kapatma imkânı yan yana getiriyor. Eş-Şebab, Husilerin teknoloji ve eğitimini istiyor. Husiler ise Eş-Şebab’ın kıyıya erişiminden, yerel bağlantılarından ve Aden Körfezi’nin Afrika yakasında görebildiği alandan yararlanmak istiyor. 

Bundan sonra üç sorunun cevabına bakmak gerekiyor: Gelişmiş dronlar veya hava savunma sistemleri Eş-Şebab’a ulaşacak mı? Husiler Somali kıyılarında kalıcı gözetleme ve lojistik noktaları kuracak mı? Korsanlar, kaçakçılar ve silahlı örgütler denizde ortak bir iş bölümüne gidecek mi? 

Bu eşiklerden biri aşılırsa Aden Körfezi, Yemen savaşının uzantısı ile Somali’deki isyanın kesiştiği yeni bir cepheye dönüşebilir. Kızıldeniz’de güvenliğin sağlanması da gemilere refakat etmekten veya Yemen’deki fırlatma rampalarını hedef almaktan daha karmaşık hâle gelir. Çünkü tehdidin kaynağı artık tek bir kıyıda, tek bir örgütte ve tek bir çatışmada aranamaz. 

Husiler ile Eş-Şebab arasındaki yakınlaşmanın en önemli sonucu şimdiden görülüyor: Yemen ile Somali arasındaki deniz, iki ayrı krizi birbirinden ayıran bir sınır olmaktan çıkıp onları birbirine bağlayan bir koridora dönüşüyor.