Hristiyan Siyonizminin Trump Yönetimindeki Rolü

Araştırmacı Mustafa Mansur, Hristiyan Siyonizminin Trump yönetimindeki etkisini ve ABD’nin İsrail’e verdiği ideolojik desteği Fokus+ için kaleme aldı.
hristiyan-siyonizminin-trump-yonetimindeki-rolu.jpg

10.03.2026 - 14:43  |  Son Güncellenme:  10.03.2026 - 14:52

ABD’nin Nisan 2025’ten itibaren İsrail Büyükelçisi olan, 2002’de dönemin ABD Başkanı George W. Bush tarafından atanan James Cunningham’dan sonra bu görevi üstlenen ilk “Yahudi olmayan” ABD’li Mike Huckabee’nin, İsrail’de ABD’li gazeteci Tucker Carlson’a verdiği röportajda dile getirdiği sözler şaşırtıcı olmadı.  

Carlson’un, İsrail’in bölgedeki yayılmacı projeleri ve bu projelerin meşruiyeti hakkındaki sorusuna yanıt veren Huckabee, İsrail’in bu yönde bir hakka sahip olduğunu savundu. Bu görüşünü ise Tevrat’ta yer alan ve İsrail’e “Nil’den Fırat’a kadar uzanan” topraklar üzerinde hak tanıdığı ileri sürülen ilahi vaade dayandırdı. Huckabee’nin sözleri, ABD’de İsrail’i siyasi, ekonomik ve hatta dini olarak destekleyen Hristiyan Siyonizmi akımını yansıtıyordu.  

Nitekim bu açıklamalar, İsrail’in Batı Şeria’da yerleşim yerleri kurma hakkına ilişkin Yahudi anlatısıyla uyumlu olan ve hatta Filistin’in inkar eden, dolayısıyla Filistin devletini reddeden önceki açıklamalarının bir devamıydı. Bununla birlikte Huckabee’nin sözleriyle ilgili dikkat çekici olan şey, özellikle açıklamalarından doğrudan etkilenen Arap ve İslam ülkeleri tarafından sert biçimde eleştirilmesi oldu.  

Bu ülkeler, söz konusu ifadelerin bir yandan “geleneksel diplomatik teamüllerin dışına çıktığını”, diğer yandan da “uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın temel ilkelerine açıkça aykırı olduğunu” dile getirdi. Bu açıklamaların yankılarının, özellikle kendilerini ABD’nin müttefiki olarak gören ve milyarlarca dolarlık yatırımlarla ekonomik olarak işbirliği yapan ülkelerle olan ilişkilerde, ABD çıkarlarına zarar verebileceğinden şüphe yok. Çünkü bu açıklamalar onların egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal ediyor.  

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee

Öte yandan Huckabee yalnızca bir siyasetçi değil. Aynı zamanda Evanjelik kökene sahip bir din adamı ve papaz. Dolayısıyla onun tutumunu şekillendiren unsur sadece siyasi veya ekonomik çıkarlar değil, aynı zamanda güçlü bir dini inanç sistemi. Bu noktada bazı sorular gündeme geliyor: Huckabee, ABD-İsrail ilişkilerinde ve İsrail'in yayılmacı projelerine verdiği destekte Hristiyan Siyonizmi akımını temsil eden ilk ABD’li yetkili mi?  

Bu akım ABD’de ne zaman ortaya çıktı? İsrail’e verilen bu koşulsuz desteğin arkasındaki ideolojik gerekçeler neler? Hristiyan Siyonizmi akımı Donald Trump yönetiminde hangi rolü oynadı ve önde gelen temsilcileri kimler? Bu sorulara yanıt verebilmek için önce Hristiyan Siyonizmi akımının tanımına, ABD’de ortaya çıkışına ve İsrail’e verdiği desteğin temel doktrinsel gerekçelerine kısaca değinmek gerekiyor. Dr. Muhammed es-Sammak’a göre John Scofield, ABD’de Hristiyan Siyonizminin teolojik kurucusu olarak kabul ediliyor.  

Scofield’ın düşünceleri ise İngiltere Kilisesi’ne bağlı İrlandalı bir din adamı olan John Nelson Darby’nin öğretilerinden besleniyor. Bu öğretilere göre Tanrı’nın iki ayrı programı ve iki ayrı halkı var. Bunlardan biri yeryüzünde Tanrı’nın krallığı olarak kabul edilen İsrail, diğeri ise gökyüzündeki Tanrı krallığı olarak görülen Hristiyan kilisesidir. Sammak ayrıca, Rahip William Blackstone’un (1841-1935) Yahudilerin Filistin’e dönüşünü savunan en önde gelen isimlerden biri olduğunu belirtiyor.   

Blackstone, Yahudilerin Filistin’e geri dönüşünü hızlandırmak ve kolaylaştırmak amacıyla ABD’de siyasi baskı oluşturan ilk kişilerden biri olarak da biliniyor. “Mesih Geliyor” adlı kitabı aracılığıyla bu düşünceyi ilk kez açık biçimde dile getiren kişi de yine William Blackstone oldu. 1882 yılında yayımlanan bu eserde Blackstone, Yahudilerin Filistin’e dönüşü ile Mesih’in yeryüzüne ikinci gelişi arasında doğrudan bir bağ kuruyordu. Aynı yıl Blackstone, “İsrail İçin İbrani Misyonu” adlı bir örgüt kurdu. Bu kuruluş günümüzde farklı bir isimle, “Amerikan Cizvit Kardeşliği” adıyla faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor ve ABD’deki Siyonist lobi ağının en önemli merkezlerinden biri olarak görülüyor.  

Araştırmacı Paul Merkley de Blackstone’un yürüttüğü lobi faaliyetleri arasında en dikkat çekici olanının, ABD’de Filistin’de bir Yahudi vatanı kurulmasını destekleyen geniş çaplı bir imza kampanyası olduğunu ifade etti. ABD’nin dört bir yanından siyasetçiler, Kongre üyeleri, yargıçlar, iş insanları ve gazetecilerden oluşan 819 ABD’li bu belgeye imza attı ve metin 5 Eylül 1891’de dönemin ABD Başkanı Benjamin Harrison’a sunuldu. Eğer Hristiyan Siyonizminin ortaya çıkışının temeli buysa ve başlangıcından bu yana, 1948’deki işgaline kadar çeşitli baskı yöntemleriyle Yahudilerin Filistin’e geri dönmelerini desteklediyse, o zaman Hristiyan Siyonizm hareketinin çabaları bugün de İsrail’i desteklemeye devam etmektedir.   

Bu akımın en önemli gücü, ABD seçmenini etkileme ve manipüle etme kapasitesinde yatıyor. Böylece Beyaz Saray’ın kontrolünü ele geçirebilir ve İsrail’e güçlü bir siyasi destek sağlayabilir. Bu durum, önceki seçimlerin ardından 2025’te Trump’a verdikleri destekte somutlaştı. Hristiyan Siyonizm akımından Evanjelikler, Trump yönetimini açık biçimde destekledi ve bazı temsilcileri ilk Trump döneminde üst düzey görevlere getirildi. Bunlar arasında Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo öne çıktı. Her iki isim de görevde bulundukları dört yıl boyunca Hristiyan Siyonizmi çizgisine yakın politikaların uygulanmasında etkili oldu.  

Görsel kaldırıldı.
Eski Beyaz Saray Baş Strateji Uzmanı ve Başkanın Kıdemli Danışmanı Stephen K. Bannon

Trump ayrıca kendisini Hristiyan Siyonist olarak tanımlayan Steve Bannon’u baş stratejik danışman olarak atadı. Bannon, Andrew Breitbart tarafından 2008’de kurulan ve kendisinin yönettiği Breitbart haber sitesini “alternatif sağın platformu” olarak tanımlamış ve bu platform özellikle beyaz milliyetçi çevrelerin ilgisini çekmişti. Trump döneminde İsrail’de görev yapan ABD Büyükelçisi David Friedman da Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşim birimlerini açıkça destekleyen isimler arasında yer aldı ve Hristiyan Siyonizmi akımından çevrelerle yakın ilişkileriyle tanındı.  

Sonuç olarak Trump yönetimi, Batı Şeria’daki yerleşim birimlerin yasa dışı olduğu yönündeki uluslararası görüşe karşı çıktı. Ayrıca ABD Büyükelçiliği Tel Aviv’den Kudüs’e taşındı ve Kudüs, İsrail’in “ebedi başkenti” olarak tanındı. Ancak bu, ABD yönetimi veya diğer siyasi liderlerin "Armageddon Lobisi"nden (Yeni Ahit'te Vahiy 12:12'ye göre, iyilik ve kötülük güçleri arasındaki son, büyük savaş, dünyayı yönetecek olan Mesih'in ve onun takipçileri olan Evanjeliklerin dönüşünden önce gelen savaş) rehberlik aldığı ilk olay değildi.   

Hristiyan Siyonizminin ABD’deki siyasi etkisi özellikle 1980’li yıllarda daha görünür hale geldi. Bu dönemde Kudüs’te faaliyet gösteren Uluslararası Hristiyan Büyükelçiliği’nin düzenlediği yıllık Siyonist konferanslar dikkat çekti. Bu hareketin önde gelen isimleri arasında muhafazakar Baptist vaiz ve televizyon evangelisti Jerry Falwell ile televizyon programcısı, Güneyli Baptist papaz ve bir dönem Cumhuriyetçi başkan aday adayı olan Pat Robertson bulunuyor.  

Falwell ve Robertson’un etkisi özellikle eski ABD Başkanı Ronald Reagan döneminde hissedildi. Reagan yalnızca ABD’nin askeri gücünü Armageddon savaşına hazırlık olarak savunmakla kalmadı; bazı raporlara göre Reagan ve dönemin Adalet Bakanı Edwin Meese Armageddon’un gerçekleşmesi için dua bile etmişti. ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin İsrail’e verdiği açık destek ve yayılmacı projelerini savunan açıklamalarının yanı sıra, Trump yönetiminin ilk döneminden itibaren öne çıkan bazı siyasetçiler de Hristiyan Siyonizmi akımıyla ilişkilendiriliyor.  

Aynı zamanda, Trump’ın mevcut yönetiminde de bu akıma yakın isimlerden oluşan etkili bir kadronun bulunduğu belirtiliyor. Bu isimlerin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth geliyor. Hegseth, yönetimde Hristiyan Siyonizmi akımını temsil eden en belirgin figürlerden biri olarak görülüyor. Atamasının onay sürecinde yaptığı açıklamalarda İsrail’in yürüttüğü savaşa güçlü destek verdiğini açıkça ifade eden Hegseth, kendisini “Hristiyan Siyonisti” olarak tanımladı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Katolik kökenine rağmen Evanjelik Siyonist tabandan geniş destek alan bir isim olarak dikkat çekiyor.   

Rubio’nun siyasi tutumları, özellikle İsrail’in güvenliğine koşulsuz destek verilmesi ve geleneksel biçimiyle iki devletli çözüm modeline karşı mesafeli yaklaşımı bakımından bu çevrelerin görüşleriyle büyük ölçüde örtüşüyor. Trump’a yakınlığıyla bilinen Orta Doğu Özel Temsilcisi Steven Witkoff da yönetimde öne çıkan isimler arasında gösteriliyor. Witkoff’un, Siyonist liderlerle ve İsrail yanlısı gündemi destekleyen büyük bağışçılarla güçlü ilişkiler içinde olduğu ifade ediliyor.  

ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Elise Stefanik ise ABD üniversitelerinde Filistin yanlısı öğrenci hareketlerine yönelik sert eleştirileriyle tanınıyor ve uluslararası platformlarda İsrail’in en güçlü savunucularından biri olarak görülüyor. Trump’ın yeni yönetiminde dikkat çeken bir diğer isim ise televizyon vaizi Paula White-Cain oldu.   

Trump tarafından Beyaz Saray İnanç Ofisi’nin başına getirilen White-Cain, Beyaz Saray’da yeni kurulan bu birimin ilk başkanı olarak görev yapıyor. Aynı zamanda Trump’ın ruhani danışmanlarından biri olarak bilinen White-Cain, İsrail’e verdiği desteği açık biçimde dini gerekçelere dayandıran açıklamalarıyla tanınıyor. Öte yandan, Hristiyan Siyonizmi akımının uluslararası etkisi üzerine değerlendirmelerde bulunan Kudüs Dışişleri ve Güvenlik Merkezi Başkanı Dan Diker, dünya genelinde yaklaşık 800 milyon Hristiyan Siyonisti bulunduğunu ve bu kitlenin İsrail’in uluslararası güvenliği ile diplomatik konumuna önemli katkı sağladığını vurguladı.  

Diker’e göre bu kitle, Yahudi devletine yönelik meşruiyet tartışmaları ve eleştiri kampanyalarına karşı dengeleyici bir güç oluşturuyor. Diker ayrıca ABD’li Hristiyan Siyonistlerin, ABD ve İsrail toplumlarının üzerine inşa edildiğini savundukları dini değerleri paylaştıklarını ve güçlü bir İsrail’in “Önce Amerika” ilkesine dayanan güvenlik mimarisinin Orta Doğu’daki en önemli dayanaklarından biri olduğunu düşündüklerini ifade etti.  

Hristiyan Siyonistler’in, özellikle İsrail ve ABD karşıtı propagandaya karşı koymada, meşruiyetini sorgulama kampanyalarıyla mücadelede ve siyasi destek sağlamada, bölgesel güvenlik ve istikrar arayışında İsrail’in sesini yükseltme yeteneğine sahip olduklarının da altını çizdi. Diker, özellikle Trump’ın iki döneminde öne çıkan Hristiyan Siyonizmi’nin siyasi figürlerine ek olarak, dini Hristiyan Siyonist hareketinden iki önemli isme de dikkat çekti.  

Bunlardan ilki olan, Hristiyan Liderler Konferansı Başkanı ve Global Hope Alliance’ın başkanı olan Rahip Johnny Moore, Trump’ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray’da Evanjelik danışman olarak görev yaptı. Mayıs 2025’te ise ABD ve İsrail destekli Gazze İnsani Yardım Vakfı’nın başkanlığına getirildi. Diker, Moore’un dünya genelinde Hristiyan desteğini İsrail lehine harekete geçirmek için yoğun çaba gösterdiğini belirtti.  

Bu akımın bir diğer önemli temsilcisi ise Rahip  Dumisani Washington. Washington, “Institute for Black Solidarity with Israel (IBSI)” adlı kuruluşun kurucusu ve yöneticisi olarak biliniyor. Diker’e göre Washington, İsrail ve Orta Doğu’nun güvenlik-jeopolitik dengeleri konusunda kapsamlı bir anlayış ortaya koyuyor ve özellikle Afrika kökenli Amerikalı toplum içinde Hristiyan Siyonizmi’nin güçlü savunucularından biri olarak öne çıkıyor.  

Washington’un sıkça dile getirdiği görüşlerden biri ise şu sözlerle özetleniyor: 

“İnancını gerçekten anlayan Hristiyanlar, Kral Davud’un ‘Kudüs’ün barışı için dua edin’ çağrısının bir rica değil, Tanrı’nın bir emri olduğunu bilir. Yahudi halkı Tanrı’nın seçilmiş halkıdır ve İsrail toprakları Tanrı’nın İbrahim’e verdiği bir vaatle onlara aittir. Yahudiler ve Yahudilik olmasaydı ne İsa olurdu ne de Hristiyanlık.”  

Washington ayrıca, Hristiyan Siyonizmi’nin, İsrail ve Yahudi halkıyla daha sağlam jeopolitik ittifakını destekleyen, İncil’e dayalı inanca kök salmış küresel bir olgu olduğunu göstermek için Güney Afrika’dan Nijerya, Kenya, Gana ve Etiyopya’ya uzanan bir köprü inşa etti.  

Sonuç olarak, Hristiyan Siyonizmi hareketinin Trump yönetimi içinde şu anda yaptığı en tehlikeli şeyin, ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşını haklı çıkarmak ve bunu kendi inançlarına göre, bir yandan Yahudilere yardım ve koruma sağlamak, diğer yandan da Mesih’in dönüşünü hızlandırmak için ilahi bir müdahale olarak yorumlamak olduğunu belirtmekte fayda var.  

Bu kesim, Tanrı’nın, son savaş olan "Armageddon"a hazırlık için bu kutsal görev için Trump’ı seçtiğini ve ona kesinlikle zafer bahşedeceğini savunuyor. Trump’ın bu savaştaki en önde gelen savunucularından biri, savaşı Orta Doğu’nun geleceğini bin yıl boyunca belirleyecek bir dini savaş olarak ilan eden Hristiyan Siyonist Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham.  

Trump’a ruhani destek sağlamak amacıyla televizyon vaizi ve Beyaz Saray İnanç Ofisi’nin başkanı Paula White-Cain de dikkat çeken girişimlerde bulundu.  

White-Cain, Evanjelik Siyonist liderlerden yaklaşık 20 papazın katılımıyla “zafer duası” olarak adlandırılan bir toplantı organize etti. Bu toplantıda Trump ve askerleri için merhamet, koruma ve yürütülen “kutsal görevden” zaferle dönmeleri için dua edildi.