Françafrique'in Sonu ve Fransa'nın Batı Afrika'daki Zoraki Kabuk Değişimi

Araştırmacı Recep Yiğit, Fransa’nın Batı Afrika’daki etkisinin dönüşümünü; Françafrique’in sona erişini, askeri varlığın gerilemesini ve Paris’in yeni diplomasi, yatırım ve ortaklık arayışlarını Fokus+ için kaleme aldı.
francafrique-in-sonu-ve-fransa-nin-bati-afrika-daki-zoraki-kabuk-degisimi.jpg

25.08.2026 - 11:29  |  Son Güncellenme:  25.08.2026 - 11:37

Fransa’nın Batı Afrika’daki dönüşümünü açıklamaya çalışırken sıkça sorulan soru “Fransa ne yapıyor” sorusudur. Ancak son birkaç yılın verisine bakıldığında asıl belirleyici değişkenin Paris’in stratejisinden öte, bölgedeki yerel yönetici elitlerin Fransa’dan ne talep ettiği olduğu görülmektedir. Mali, Burkina Faso ve Nijer’deki askeri yönetimler meşruiyetlerini doğrudan Fransa karşıtlığı üzerine kurduğu için hiçbir teklif bu ülkelerde Fransa’yı tutamamıştır. Buna karşılık Benin’de kırılgan bir sivil rejimin asker talebi, Gana’da bir hükümetin borç yeniden yapılandırma ihtiyacı, Kenya’da altyapı ve yatırım arayışı, Senegal’de ise iç meşruiyet için gerekli olan sert söylemle devlet aklının ihtiyaç duyduğu sakin diplomasi arasındaki gerilim, Fransa’nın hâlâ tutunabildiği her sahada farklı bir talebe karşılık verdiğini göstermektedir. Bu çerçeveden bakıldığında “Françafrique’in Sonu” ifadesi, Fransa’nın stratejisinin değişmesinden çok, Fransa’nın artık kendi şartlarını dayatamayan, yerel elitlerin talep fonksiyonuna göre fiyatlanan bir aktöre dönüşmesini anlatmaktadır.

Askeri vesayetten zoraki çekilmeye

Bu profilin ilk katmanı, askeri boyutun tasfiyesidir. Mali, Burkina Faso ve Nijer'de art arda yaşanan darbe süreçleri, Fransa'nın on yılı aşkın süredir sürdürdüğü operasyonların tek tek sonlandırılmasını zorunlu kılmıştır. Yeni askeri yönetimlerin büyükelçileri sınır dışı etmesi, savunma anlaşmalarını feshetmesi ve büyükelçilikleri kapatmaya kadar varan adımlar atması, sürecin dayatılmış bir çekilme olduğunu göstermektedir. Bu üç ülkenin AES (Sahel Devletleri İttifakı) çatısı altında ECOWAS'tan ayrılma kararı alması ve kendi ordu güçlerini büyütme hedefi benimsemesi, Fransa karşıtlığının bölgesel bir doktrine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Kaynak zengin sınır bölgelerinde ortak güvenlik ve diplomasi mekanizmaları kurulması, bu doktrinin kurumsal bir zemine oturtulmaya çalışıldığını göstermektedir.

FRANCE DOIT PARTIR: “Fransa gitmeli”

Ancak bu ortak cephenin arkasında tek tip bir üslup bulunmadığı da belirtilmelidir. Kimi ülkeler diplomatik ilişkileri tümüyle keserken, kimi ülkeler daha ölçülü bir kopuşu tercih etmiş, kimi ülkelerde ise süreç uzun bir sürtünmeyle ilerlemiştir. Burkina Faso'nun Fransa'yı doğrudan yıkıcı ağları desteklemekle suçlayan bir söylem tercih etmesi, madencilik gibi stratejik sektörlerin devletleştirilmesi yoluna gitmesi, bu keskin çizginin bir uzantısı sayılabilir. Bu farklılaşma, Fransa karşıtlığının her ülkenin kendi iç dinamikleriyle şekillenen bir tepki olduğuna işaret etmektedir.

Küçülerek kalma stratejisi

Askeri kovulmanın yaşandığı sahaların dışında farklı bir örüntü izlenmektedir. Kıyı şeridindeki devletlerde Fransa’nın zorunlu bir tahliyeden çok, kendi tercihiyle küçülen bir varlık sürdürdüğü değerlendirilebilir. Büyük ve daimi üslerin ev sahibi orduya devredilmesi, törenle sembolik bir egemenlik göstergesine dönüştürülürken, geriye kalan birkaç düzine askerin eğitim ve danışmanlık misyonu kapsamında sahada tutulması, bu geçişin yeniden düzenleme niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır. Bu “hafif ayak izi” yaklaşımı, göze batmayan ama sahada varlığını koruyan bir askeri temas biçimi olarak tarif edilebilir. Bazı ülkelerde bu temas üçlü güvenlik mimarilerine, deniz güvenliği ziyaretlerine ve ortak operasyonel planlamaya kadar genişlerken, bazı ülkelerde askeri kanal neredeyse tamamen geri çekilip yerini borç yeniden yapılandırması ve tarımsal yatırım gibi ekonomik araçlara bırakmaktadır. Bir ülkenin güvenlik ortaklığını kendi talebiyle başlatması, bir başkasının bu ortaklığı Fransa’nın inisiyatifiyle derinleştirmesi, aynı bölgesel eğilimin farklı hızlarda ve farklı gerekçelerle ilerlediğini göstermektedir.

Bu noktada dikkat çekici bir husus, Fransa’nın kırılgan sivil rejimleri koruma konusundaki rolüdür. Benin’deki darbe girişiminin bastırılmasında lojistik ve istihbarat desteği sunması, kimi eleştirel çevrelerce “otoriter bir rejimin yabancı askeri güçle ayakta tutulması” olarak okunmaktadır. Bu da Fransa’nın kıyı şeridindeki varlığını yeniden üretmesinin, mevcut iktidarlarla kurulan yakın iş birliği üzerinden ilerlediğini göstermektedir. Böylece askeri kovulmanın yaşandığı iç kesimlerle, ilişkinin sessizce sürdürüldüğü kıyı şeridi arasında belirgin bir ayrışma ortaya çıkmaktadır.

Söylem ile diplomasinin ayrışması

Profilin en dikkat çekici katmanlarından biri, kimi ülkelerde egemenlik söyleminin sertliği ile diplomatik temasın sürekliliği arasında oluşan makastır. Senegal bu makasın en net göründüğü örnektir. 

Senegal Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Faye

Bir yandan üniversite kürsülerinden yükselen, sömürge geçmişiyle hesaplaşmayı önceleyen, altmış yılı aşkın Fransız askeri varlığını “egemenlikle bağdaşmaz” ilan eden bir siyasi dil, Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Faye ve Başbakan Ousmane Sonko'nun söyleminde somutlaşmaktadır. Öte yandan bu dili benimseyen Dakar yönetiminin dahi Paris'le üst düzey temaslarını sürdürdüğü, Macron'un üsler tasfiye edilmeden önce Senegal'i ziyaret ettiği, Faye'nin de ardından Paris'e giderek Élysée'de görüştüğü, karşılıklı ziyaretlerin kesilmediği görülmektedir. Ekonomik ve güvenlik ilişkilerinin kapsamlı biçimde gözden geçirilmesi de bu sürekliliğin bir parçasıdır. 1944 Thiaroye katliamı gibi sömürge dönemine ait acı olayların anılması ve arşivlerin açılması yönündeki taleplerin de yine bu diplomatik zeminde bir karşılık bulmaya çalışması, geçmişle hesaplaşmanın ilişkiyi yeniden çerçeveleyen bir unsura dönüştüğünü düşündürmektedir. Bu tablo, Fransa'nın yeni yaklaşımının özünü ortaya koymaktadır. Askeri varlık asgariye indirilirken sivil ve ekonomik kanal canlı tutulmakta, hesaplaşma taleplerine ise sembolik bir alan açılmaktadır.

Frankofon dışına açılım

Sahel'deki kayıp, Fransa'yı coğrafi eksenini yeniden gözden geçirmeye yöneltmiş görünmektedir. Geleneksel sömürge hinterlandının dışına çıkılarak, kültürel ve dilsel bağı zayıf olan Kenya, Nijerya, Güney Afrika ve Tanzanya gibi büyük Afrika ekonomileriyle temasın derinleştirilmeye çalışıldığı gözlemlenmektedir. Mayıs 2026'da Kenya'nın başkenti Nairobi'de düzenlenen Africa Forward Zirvesi'nin, otuzdan fazla devlet başkanını ve binlerce iş insanını bir araya getirmesi, 23 milyar avroyu aşan yatırım taahhüdüyle sonuçlanması, bu açılımın simgesel olduğu kadar somut bir boyutu da bulunduğunu göstermektedir. Enerjiden limancılığa, yenilenebilir kaynaklardan tarıma uzanan bu taahhütlerin önemli bir kısmının TotalEnergies ve CMA CGM gibi doğrudan Fransız şirketlerinden gelmesi, girişimin somut bir ekonomik pazar arayışına da karşılık geldiğini düşündürmektedir. Bu adım, Fransa'nın artık imparatorluk mirasına dayalı bir ilişki biçiminden ziyade Kenya ve benzeri ülkelerle salt ticari ve stratejik bir ortaklık kurmaya çalıştığına işaret etmektedir.

Ancak bu açılımın kıtanın her yerinde aynı karşılığı bulmadığı da not edilmelidir. Güney Afrika'nın zirveye üst düzey bir heyet göndermemesi, yeni yaklaşımın henüz evrensel bir kabul görmediğinin bir işareti sayılabilir. Aynı zirvede Kenyalı muhalefet gruplarının Fransız ekonomik nüfuzuna karşı sokak protestosu düzenlemesi de resmi düzeydeki iyimser tablonun toplumsal karşılığının aynı ölçüde net olmadığını göstermektedir.

Nijerya Cumhurbaşkanı Tinubu ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Son birkaç yıla bakıldığında, bu stratejinin diplomatik ziyaret yoğunluğuyla desteklendiği görülmektedir. Nijerya Cumhurbaşkanı Tinubu'nun Kasım 2024'te yirmi yıl aradan sonra Paris'e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti, Macron'un aynı ay Senegal ve Fildişi Sahili'ni ziyaret etmesi, Temmuz 2025'te Macron ile Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Ouattara'nın Paris'te bir araya gelmesi bu yoğunlaşmanın ilk halkalarını oluşturmaktadır. Mayıs 2026'da Macron'un Mısır, Kenya ve Etiyopya'yı kapsayan bir Doğu Afrika turu gerçekleştirmesi, Haziran 2026'da Gana'nın düzenlediği “onarıcı adalet” konferansına katılımın kabul edilmesi ise askeri küçülmenin diplomatik sıklaştırmayla dengelenmeye çalışıldığını düşündürmektedir.

Bu yoğunluk, Fransa'nın Mali, Burkina Faso ve Nijer'de yaşadığı askeri kaybı telafi etmek için Senegal, Fildişi Sahili, Nijerya, Gana ve Kenya gibi ülkelerde siyasi ve ekonomik temas yüzeyini bilinçli biçimde genişlettiği yönünde yorumlanabilir.

Planlı bir kabuk değişimi

Genel profile bakıldığında Fransa’nın Batı Afrika’daki konumunun çok katmanlı bir dönüşüm içinde şekillendiği söylenebilir. Ancak bu katmanların ortak paydası Fransa’nın seçiminden ziyade karşı taraftaki talebin niteliğidir. Askeri korumaya ihtiyaç duyan bir rejim onu bulmakta, borç yükünden kurtulmak isteyen bir hükümet onu bulmakta, iç meşruiyetini Fransa karşıtlığı üzerine kuran bir yönetim ise hiçbir fiyata razı olmamaktadır. Aynı hafta içinde bir tarafta Fransa karşıtı sloganların yükselmesi, diğer tarafta milyarlarca avroluk yatırım anlaşmalarının imzalanması, bu talep çeşitliliğinin aynı sahnede yaşandığına işaret etmektedir. Françafrique’in resmi bir dönemin kapandığına işaret ettiği söylenebilir. Ancak bunun nedeni Fransa’nın Afrika’yı terk etmesi değil, Afrika’daki elitlerin artık Fransa’yı eskisi gibi zorunlu bir ortak olarak görmemesidir. Paris de bunu görmüş, sert gücünü pahalı ve meşruiyeti sarsılmış bir araç olmaktan çıkararak talep gördüğü her yerde sermaye ve diplomasiyle yeniden fiyatlanan bir ilişkiye çevirmeye çalışmaktadır.