Fas’ın Afrika Sınavı: Kayıt Dışı Göç, Masada Kazanılan Kupa ve Yükselen Irkçılık

Dr. Halil Kaya, Fas’ın Afrika’da liderlik iddiasının Senegal’le yaşanan kupa krizi ve yükselen siyahi karşıtlığıyla karşı karşıya kaldığı sınavı Fokus+ için kaleme aldı.
fas-in-afrika-sinavi-kayit-disi-goc-masada-kazanilan-kupa-ve-yukselen-irkcilik.jpg

27.03.2026 - 17:11  |  Son Güncellenme:  01.04.2026 - 16:27

18 Ocak 2026 tarihinde Rabat’ta oynanan Afrika Uluslar Kupası (AFCON/CAN) finali sansasyonel olaylara sahne oldu. Senegal’in sahadaki 1-0’lık galibiyeti, Fas tarafının Afrika Futbol Konfederasyonu (CAF) Temyiz Kurulu’na AFCON mevzuatında bulunan 84. maddeye dayanarak yaptığı itirazın 17 Mart’ta kabul edilmesi sonucu hükmen mağlubiyete dönüştü. Kararın temelinde Senegal takımının zaten oldukça gergin seyreden maç esnasında Fas’a verilen penaltı kararı sonrası yaklaşık 14 dakika sürecek şekilde sahayı terk etmesi bulunuyor. Afrika Uluslar Kupası ekseninde cereyan eden bu kriz, Fas’ın son yıllarda ciddi yatırım yaptığı Afrika politikasının iflasına varabilecek bir sürece kapı aralamış görünüyor. Fas’ın otuz iki yıl evvel terk ettiği Afrika Birliği’ne dönüşü, Amaziğ (Berberi) kimliğiyle barışma hamleleri ve yumuşak güç unsurlarını kullanarak Afrika’da lider olma çabası, son tartışmalarla küçümsenmeyecek bir darbe aldı. Zira CAF’ın kararı sonrası kıtanın birçok ülkesinden Fas’a tepki yağmaktadır. 2020 itibariyle İbrahim Anlaşmalarına dahil olarak İsrail’le ilişkilerinde normalleşmeye gidilmesi dahi CAF’ın Fas lehine kararının arkasındaki sebeplerin arasında zikredilmektedir. Fakat Fas’ın Afrika ve hatta dünya genelinde imajını olumsuz etkilenmesiyle neticelenen bu hadise, ülkenin bir süredir gündemini meşgul eden düzensiz göçten kaynaklanan problemlerin de tetiklemesiyle siyahi karşıtlığına dayalı ırkçılığın yükseldiğini de gözler önüne sermektedir.

Sahraaltı Afrikalı göçmenler: Sosyal bir problemin tarihi kökleri

Kahir ekseriyeti yasa dışı yollardan Avrupa’ya ulaşma gayesiyle Sahraaltı Afrika ülkelerinden Fas’a gelerek ülkeyi Avrupa’ya ulaşmak için bir transit geçiş noktası olarak kullanan düzensiz göçmenlerden kaynaklanan mesele, yeni bir olgu olmaktan ziyade 2000’lerin başından beri ülkeyi meşgul eden kronik bir sorundur. Avrupa’ya yahut daha kısa yoldan Fas anakarasında bulunan İspanyol toprakları olan Septe ve Melilla şehirlerine ulaşmak amacında olan göçmenlerin sayısı arttıkça özellikle Kazablanka gibi metropollerde siyahi göçmenlerin domine ettiği gettolar ortaya çıkmıştır. Fas makamları ise ülke için ciddi ekonomik ve sosyal sonuçlar doğudan bu meseleyi zaman zaman Avrupa ülkelerine karşı siyasi bir koz olarak kullanmaktadır. Diğer taraftan söz konusu Afrikalı göçmenler, ülkede kayıt dışı bir istihdama neden olmaktadır. Fas’ın sosyo-ekonomik açıdan orta sınıfı olarak nitelendirilebilecek kesimleri dahi hanelerinde Sahraaltı ülkelerden gelen Afrikalıları aşçı, şoför yahut bakıcı gibi pozisyonlarda çok düşük ücretlere çalıştırmaktadır. Bu da postmodern kölelik tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Çeşitli çevreler tarafından söz konusu göçmenlerin bazı şehirlerde toplumsal huzuru tehdit eden bir asayiş problemine dönüştüğü yönündeki propagandaya yönelik resim ve videolar özellikle 2026 başı itibariyle sosyal medyada dolaşıma sokulmaya başlamıştır.  Siyahi Afrikalıların teşkil ettiği bu kayıt dışı göçmenlerin karıştığı iddia edilen gasp, taciz gibi vakalar, Fas kamuoyunda düzensiz göçe dair ciddi bir tepkiyi provoke etmektedir. Fakat Fas’taki siyahi karşıtlığını son yirmi otuz yılın meselesi olarak okumak hata olur. 

Fas toplumunda kayıt dışı Afrikalı göçmenlere yöneltilen tepki bir yönüyle de tarihe dayanır. Tarihe trans-sahra ve trans-atlantik köle ticareti olarak geçen ticaretin rotalarında Fas önemli bir konuma sahipti. Ayrıca İmparatorluk geçmişine sahip olan Fas, Sa’di Hanedanı döneminde 16. yüzyılda sınırlarını bugünkü Moritanya’nın tamamı, Cezayir ve Mali’nin de bir kısmını içerecek şekilde genişletmiş ve Sahraaltı Afrika’da otorite tesis etmişti. Dolayısıyla Sahraaltı Afrika’dan dünyanın kalanına yapılan köle ticaretinde kilit bir rol oynayan ülkede siyahi köle sayısı bu dönemde oldukça artış göstermiştir. Bugün dahi Fas’ın başında olan Alevi Hanedanı’ndan Sultan Mevlay İsmail, 17. yüzyılda tamamı siyahilerden müteşekkil Abid el-Buhari adında bir köle ordusu kurmuştu. Akademik çalışmalarda sıkça kıyaslandığı Yeniçeri Ocağı’ndan farklı olarak bu profesyonel ordudaki askerler, kendileri gibi siyahi kölelerle evlendirilmiş ve böylece ordunun devamlılığı sağlanmıştı. Sonraki süreçte sayısı oldukça artan Abid el-Buhari, ülkede en önemli güç haline gelmiş ve zaman zaman tahta çıkacak olan sultanı belirlemiştir. Abid’in etkinliğinin sonraki yüzyıl itibariyle azaldığı bilinse de ordunun mensupları Fas toplumundaki yerlerini korumuşlardır. 1912’de himaye rejimi tesis etmek suretiyle Fas’ı idare etmeye başlayan Fransa tarafından 1920’lerde ülkedeki son köle pazarlarının da kapatıldığı bilinmektedir. Fas’ın 1956’da bağımsızlığını kazanmasını müteakip hazırladığı anayasalarda da köleliğin her türünün yasak olduğu belirtilmiştir.  Fakat ülkedeki bir kesim, özellikle büyük tarihi şehirlerde yaşayan Arap kökenli aristokrat aileler, tarihsel serencamını kısaca özetlediğimiz durumun psikolojisinden sıyrılamamıştır. Netice itibariyle büyük şehirlerdeki yasa dışı göçmen göçmen sorunu gittikçe kamusal alanı tehdit eden bir hal almıştır ve bu durumla ilişkilendirilen huzursuzluk bir kısım Faslıda sözünü ettiğim psikolojiden kaynaklanan ırkçılığı tetiklemektedir. Bu ise siyahilere karşı nefret söylemini besleyerek asırlardır ülkede yaşayan ve dolayısıyla vatandaş olan siyahi Faslıları da kapsayan geniş bir dışlama alanına dönüşmektedir. Son yıllarda dış politikasını “Afrikalılık” vurgusu üzerinden inşa eden bir devletin, kendi sokaklarında siyahi karşıtı bir toplumsal krizle yüzleşmesi, yürütülen yumuşak güç politikaları ve uluslararası arenada benimsenen diskurla taban tabana zıt bir tablo ortaya koymaktadır. Temelinde sözünü ettiğimiz tarihsel psikolojinin bulunduğu ve 2000 sonrası Sahraaltı Afrika’dan gerçekleşen yoğun düzensiz göç dalgasından dolayı toplumda tartışmalı bir gündemi işgal eden siyahi Afrikalılar meselesi, Senegal ile oynanan Afrika kupası finali ve sonrasında gelişen olaylar nedeniyle daha kaotik bir bağlama sürüklenmiştir.

Fas-Senegal kupa krizi ve sonrasındaki gelişmeler

Kupa eksenindeki toplumsal gerilimin diplomatik maliyeti, Senegal ile yaşanan krizde görülmektedir. Senegallilerin sosyal medyada isyanının yanı sıra Senegal makamları, CAF’ın Fas lehine verdiği kararı kabul edilemez olarak nitelendirerek meseleyi CAS’a (Spor Tahkim Mahkemesi) taşıyacağını ilan etti. Oysa Fas ve Senegal gerek siyasi gerek ekonomik gerekse dini-kültürel bağlarla birbirine bağlı iki devlet ve toplumdur. Fas’ta iki yüz binden fazla Senegalli yaşadığı tahmin edilmektedir. Fas’taki en kalabalık yabancı öğrenci topluluğunu yine Senegalliler oluşturmaktadır. Dahası, tasavvufun toplumsal hayatta çok başat bir rol oynadığı Senegal’de neredeyse her iki kişiden birinin müntesibi olduğu Ticanilik tarikatının kurucusu Ahmed et-Ticani’nin kabri Fas’ın Fez şehrinde bulunmakta ve bu sebeple her sene on binlerce Senegalli şeyhlerinin kabrini ziyaret için Fas’a gelmektedir. Keza Emirü’l-Müminin sıfatını da taşıyan Fas Kralı, bu münasebetle merkezi Fas’ta bulunan Ticanilik tarikatı üzerinden Senegal’e ve tarikatın etkin olduğu diğer Batı Afrika ülkelerine yönelik dini bir diplomasi de yürütmektedir. Özetle Senegal, yukarıda belirttiğimiz sebeplerle ve Batı Sahra meselesi gibi Fas için hayati öneme sahip diplomatik konulardaki desteğiyle Fas’ın bölgedeki en önemli müttefiki konumundadır. Ancak AFCON finali sonrasında yaşananlar, bu tarihsel ve stratejik bağın esasen kırılgan olduğunu göstermiştir. Senegal kamuoyunda yükselen ırkçılık suçlamaları ve Fas’ın bir postkolonyal sömürgeci refleksiyle hareket ettiği algısı, Rabat’ın yıllardır inşa etmeye çalıştığı güney-güney iş birliği retoriğini temelden sarsabilecek niteliktedir. Özellikle sosyal medya paylaşımlarında git gide zemin kazanan bu antipati, Fas’ın sadece Senegal ile değil, tüm Sahraaltı Afrika ile olan ilişkilerini zedeleyecek potansiyele sahiptir. 

Fas’ın kıtasal liderlik vizyonu, sadece uluslararası zirvelere ev sahipliği yaparak veya Afrika Birliği’nde etkin rol oynayarak gerçekleştirilebilecek bir hedef değildir. Mevcut durum, Fas’ın Afrikalılık kimliğiyle toplumsal düzeyde hâlâ barışamadığını, tarihsel önyargıların güncel göç kriziyle birleşerek bir nefret söylemi zeminine kaydığını göstermektedir. Sahraaltı Afrika’dan ülkeye doğru gerçekleşen kayıt dışı göç kaynaklı sorunların toplumun bir kesiminin bilinçaltındaki ırkçı kodları harekete geçirmesine engel olmak için Fas’ın radikal düzenlemeler yapması gerektiği aşikardır. Aksi takdirde bu husus, 2030’daki dünya kupasına da ev sahipliği yapacak olan Fas’ın, kıtada ve küresel ölçekte inşa etmeye çalıştığı imajın önünde ciddi bir engel olmaya devam edecek gibi görünmektedir.