Dünya Siyasetinde Tarafsızlık Mümkün mü?
09.07.2026 - 11:23 | Son Güncellenme: 09.07.2026 - 12:17
Genellikle üç ana akım uluslararası ilişkiler teorisinden oluşturulan bu yanlı bakış açısı, olayların neden-sonuç ilişkisini kökten değiştirir. Bugün, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütlerin krizler karşısındaki yetersizliği tartışılırken, aslında bu tartışmayı yürütenlerin ideolojik tercihleri meselenin seyrine yön verir.

Dünyayı okuma kılavuzu: Üç ana akım teorinin perspektifi
Şüpheci profil: Realizm
Realistler, “güç” ve “hayatta kalma” odaklı bir bakış açısıyla olayları değerlendirir. Bu perspektifte dünya, kuralların değil, güç dengelerinin belirleyici olduğu “anarşik” bir arenadır. Bir realist metinde, bir ülkenin diğerine yardım etmesi “insani bir görev” değil, “stratejik bir hamle” olarak görülür.
“Duyguları bir kenara bırakın; kimin ne kadar gücü varsa, aynı oranda söz hakkı vardır; geri kalan her şey sadece laf kalabalığıdır.” sözü şiar edinilir.
Örneğin; bir devletin mültecilere kapısını açmasını, “vicdani bir sorumluluk” olarak değil, “bölgesel istikrarı koruma ve komşusuna karşı avantajı sağlama” olarak yorumlar.
Metinleri; “ulusal çıkar”, “caydırıcılık” ve “güç dengesi” gibi kavramlarla doludur. Onlar için başarı ahlaki değerlerle değil, büyük güçlerin ne kadar faydalandığıyla ölçülür.
İyimser profil: Liberalizm
Liberal yazarlar, “iş birliği” kavramını neredeyse her argümana dâhil ederek iyimser bir bakış açısıyla olayları değerlendirir. Metinlerde “uluslararası hukuk”, “uluslararası toplum” ve “şeffaflık” vurgusu başroldedir. Krizleri kurumların zayıflığına bağlarlar ve çözüm olarak “reform” veya “daha fazla diyalog” önerirler.
“Sadece güçle hareket etmek kaosa sürükler; ortak kurallar belirleyerek krizleri kurumların denetiminde barışçıl bir iş birliğiyle çözebiliriz.” mottosuyla hareket ederler.
Onların gözünde dünya, doğru ve ortak belirlenmiş kurallarla yönetilebilir bir sistemdir; kurumlar zayıf kaldığında “reform” yaparak onu tamir etmek en büyük amaçlarıdır.
Eleştirel profil: Marksizm
Marksist profil, liberal ve realist profillere göre daha eleştirel bir bakış açısına sahiptir. Görünenin ötesinde, sınıfsal ve ekonomik çıkar arayarak, deşifre etmeyi amaçlar.
Metinlerde “sömürü”, “emperyalizm”, “sermaye” ve “yapısal adaletsizlik” anahtar kelimelerdir.
Şu cümle bakış açılarını gayet güzel özetler: “Uluslararası güç de kurallar da sermayenin küresel hâkimiyetini meşrulaştıran birer ideolojik maskedir; gerçek egemenlik ise üretimin ve mülkiyetin kimin elinde olduğuyla belirlenir.”
Örneğin; gelişmekte olan bir ülkeye yapılan “kalkınma yardımı” haberini, “insani destek” olarak değil, “sermayenin o ülkenin pazarına girişi ve kaynakların sömürülmesi için bir ön hazırlık” olarak analiz eder.
Onlar için uluslararası kurumlar, ezilen halkların sesi değil, güçlü devletlerin ve küresel sermaye odaklarının hegemonyasını korumak için tasarlanmış birer mekanizmadır.

Bir olay, üç bakış
İsrail-Filistin çatışması ve Birleşmiş Milletler'in bu krizdeki tepkisizliği, bu üç teorik gözlüğün nasıl farklı dünyalar gördüğünün en somut kanıtıdır.
2026 tarihli bağımsız BM raporları, İsrail’in Filistin topraklarındaki ihlallerini hukuki olarak “soykırım” seviyesinde tanımlasa da Güvenlik Konseyi’nin kilitli yapısı nedeniyle bu tespit hiçbir yaptırıma dönüşemiyor.
Realistler için bu durum: “BM, büyük güçlerin stratejik çıkarlarının çatıştığı bir platformdur. ABD’nin veto yetkisi, gücün hukuktan üstün olduğunu ve hegemon gücün hukuku görmezden gelebileceğini kanıtlar; dolayısıyla BM’den tarafsızlık beklemek bir yanılgıdır.”
Liberaller ise bir “kurumsal kriz” içerisindeyiz der: “Uluslararası hukuk mekanizmaları ve BM Güvenlik Konseyi’nin veto çıkmazı, günümüzün krizlerini yönetmekte yetersiz kalıyor; gerekli reformlar yapılmadığı takdirde BM, meşruiyetini yitirerek dünyayı kuralsız bir kaosa sürükleme riskiyle karşı karşıya kalır” diyerek sistemin reformlarla düzelebileceğine inanır.
Ancak Marksist düşünürler, diplomatik nezaketi bir kenara bırakıp “Asıl sorun düzenin kendisidir” diyerek tartışmayı yürüten zemini kökten reddeder.
Marksistler diğer teorilere göre çok daha keskin bir teşhis ortaya koyar: “BM’nin etkisizliği bir başarısızlık değil, sistemin işleyiş biçimidir. BM, emperyalist hegemonya aracıdır ve işgalcilerin çıkarıyla çatışan bir karar alması zaten yapısal olarak imkânsızdır.”
Onlara göre; “ateşkes çağrıları” bu sömürü düzenini gizlemeye yarayan diplomatik perdelerden ibarettir.
Sonuçta, okuduğumuz haberdeki her bir “yetersizlik” vurgusu, aslında yazarın dünyayı nasıl eleştirmek istediğinin bir yansımasıdır.
Uluslararası siyasette tarafsız bir anlatıdan söz etmek oldukça güçtür çünkü tarafsızlık kisvesi altında yazılan her metin, kaçınılmaz olarak bir tarafın çıkarına hizmet ederken diğer tarafı dezavantajlı duruma düşürür. İsrail-Filistin meselesinde benimsenen 'tarafsız' dil, çoğu zaman İsrail’in ihlallerinin üstünü örten ve Filistin’in haklı mücadelesini yok sayan örtülü bir tercihe dönüşmektedir.
Tarafsız bir haberden ziyade, “Metin kimin değer sistemi ve çıkarı için kurgulandı?” sorusunu sormak, küresel siyasetin gizli lügatını çözmenin tek anahtarıdır.