Biya’sız 61 Gün: Kamerun’da İktidar Şimdi Kimin Elinde?

Araştırmacı Göktuğ Çalışkan, Kamerun Cumhurbaşkanı Paul Biya’nın 61 gündür kamuoyu önüne çıkmamasının ardından ülkede iktidarın fiilen kimin elinde olduğu ve olası halefiyet senaryolarını Fokus+ için kaleme aldı.
biya-siz-61-gun-kamerun-da-iktidar-simdi-kimin-elinde.jpg

07.08.2026 - 14:25  |  Son Güncellenme:  07.08.2026 - 14:34

7 Haziran’da Paul Biya, eşi Chantal Biya ile Yaoundé’den Cenevre’ye gitti. Cumhurbaşkanlığı bu yolculuğu “kısa özel ziyaret” sözleriyle duyurdu. Aradan 61 gün geçti ve 93 yaşındaki Kamerun lideri ne ülkesine döndü ne de kamuoyunun karşısına çıktı. 

Biya’nın halk önündeki son görüntüsü, 20 Mayıs’taki ulusal bayram törenlerine ait. O gün ordunun geçit törenini izleyen devlet başkanının iki buçuk hafta sonra Avrupa’ya gitmesi, başlangıçta Kamerun siyasetinin alıştığı uzun seyahatlerden biri sayıldı. Sessizlik uzadıkça, yolculuğun süresinden çok devletin hangi merkezden ve kimin eliyle yönetildiği tartışılmaya başlandı. 

Tam bu ortamda 3 Ağustos’ta yayımlanan askerî kararnameler, dikkatleri Cenevre’deki otel odasından Yaoundé’deki kışlalara çevirdi. Cumhurbaşkanlığı Muhafızları, Genelkurmay, Hızlı Müdahale Tugayı ve dört askerî bölgede yapılan değişiklikler olağan bir terfi dalgasını aşan bir anlam ifade ediyor. Yine de bunları yaklaşan bir askerî müdahalenin kanıtı saymak için elde yeterli veri yok. 

Cenevre’den Yaoundé’ye uzayan sessizlik 

İlk kırılma, yokluğun on birinci gününde gerçekleşti. Biya’nın 20 Mayıs’ta rahatsızlandığı ve Cenevre’de özel bir klinikte tedavi gördüğü ileri sürüldü. Yaoundé bu iddiayı sert biçimde reddetti, devlet başkanının sağlık kuruluşunda bulunmadığını ve rutin kontroller yaptırabileceğini açıkladı. 

Kamerun Cumhurbaşkanı Paul Biya

Sonraki açıklamalar birbirini tamamlamak yerine yeni sorular doğurdu. Bir bakan, Biya’nın Cenevre’den dosyaları izlediğini söylerken, bir başkası onun her çalışan gibi yıllık izin kullandığını savundu. Özel ziyaret, uzaktan çalışma ve izin anlatıları bir arada düşünüldüğünde resmî güvence ikna gücünü kaybetti. 

Yokluğun 45. gününde iktidardaki Kamerun Halkının Demokratik Hareketi (CPDM/RDPC), üst yönetimini alışılmadık bir toplantıya çağırdı. Gündem açıklanmadı. Parti yönetimi devlet işlerinde boşluk bulunmadığını tekrarlasa da başkanın dönüş tarihi hakkında tek bir gün dahi veremedi. 

2 Ağustos’taki radyo söyleşisi de belirsizliği gidermedi. Hükûmet sözcüsü “Başkan hayatta” dedi, istifa etmediğini vurguladı ve yakında döneceğini belirtti. İki gün sonra ise kamuoyuna yeni bir görüntü yerine generallerin atamaları sunuldu. 

Bu süre, 2024’teki yaklaşık altı haftalık kayboluşu da aşarak Biya’nın 43 yıllık iktidarındaki en uzun süre ülke dışında kalmasına dönüştü. Başkanın sağlığını tartışmayı 2024’te güvenlik konusu ilan eden yönetim, dönüş takvimi vermeyerek kendi koyduğu sessizlik içinde söylentilerin büyümesine zemin hazırladı. 

Burada siyasal ağırlık taşıyan ayrıntı, Biya imzalı işlemlerin sürmesine rağmen fiziksel varlığının doğrulanamaması. Bir rejim kararname üretme kapasitesini koruyabilir. Lakin kararın nerede alındığı, metni kimin hazırladığı ve başkanın içeriğe ne ölçüde hâkim olduğu yanıtlanmadığında hukukî yetki ile siyasal inandırıcılık arasındaki mesafe büyür. 

Kışlada yeniden dağıtılan kartlar 

3 Ağustos tarihli üç ayrı kararname, ordunun üst katından saha birliklerine uzanan geniş bir hareket yarattı. Beş albay tuğgeneralliğe yükseltildi. Bunların biri jandarmadan, dördü ise Kara Kuvvetleri’nden geldi. 

Yeni kararlar ulusal radyoda okundu; buna karşılık Biya’nın imza anına ilişkin ne bir görüntü ne de bir ses paylaşıldı. Belgelerin Yaoundé tarih ve yer ibaresi taşıması, başkanın Cenevre’den çalıştığı yönündeki açıklamayla birlikte düşünüldüğünde, devletin coğrafi merkezi ile kararın gerçek merkezi arasındaki belirsizliği yeniden ortaya koydu. 

En dikkat çekici karar, Cumhurbaşkanlığı Muhafızlarını on üç yıldır yöneten albayın general yapılması ve görevinde tutulmasıydı. Bu tercih, sarayın koruma zincirinde yeni bir isim aramak yerine mevcut sadakati rütbeyle tahkim etme iradesine işaret ediyor. Geçiş ihtimalinin konuşulduğu bir ülkede saray kapısını kimin tuttuğu, kabinedeki birçok makamdan daha fazla önem kazanır. 

Genelkurmay Başkanlığında ikinci sıradaki makam da el değiştirdi. Hızlı Müdahale Tugayı’nın başına yeni bir komutan getirildi, kuvvet müfettişliği ile askerî okulların yönetimi yeniden düzenlendi. Böylece personel yetiştiren kurumlar, operasyon planlayan merkez ve hızlı kuvvet sevk edebilen yapı tek karar dizisi içinde ele alındı. 

Saha tarafında da altı komuta görevi değişti. Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü ortak askerî bölgelerde yeni görevlendirmeler yapıldı. Başkenti kapsayan birinci bölgede bölge komutanı ile iki tugayın başı, ikinci bölgede bir motorize tugay, kuzeyi kapsayan üçüncü bölgede ve Boko Haram hattındaki dördüncü bölgede bölge komutanları yenilendi. 

Bu hareketin bütünüyle halefiyet hesabından doğduğunu söylemek elbette hem zor hem de aceleci bir tutum olur. Bazı makamlar, ölüm, emeklilik ve önceki boşalmalar nedeniyle zaten yeni bir atama bekliyordu. Ne var ki saray muhafızları, genelkurmay ve hızlı müdahale kapasitesinin başkanın en uzun kayboluşuyla aynı günlerde birlikte ele alınması, zamanlamayı siyaseten nötr olmaktan çıkarıyor. 

Terfiler ayrıca yeni komuta kuşağına doğrudan başkanlık imzasıyla yükselmiş olmanın sorumluluğunu da yüklüyor. Beş yeni generalin gelecekte tek bir siyasi adaya bağlanacağı söylenemez. Yine de rütbe dağıtımının kriz anında yapılması, sadakat tartışmasının kurumsal kıdemden kişisel himayeye kaymasına elverişli bir ortam yaratıyor. 

Kamerun ordusu tek sesli bir blok gibi de okunmamalı. Düzenli ordu, jandarma, Cumhurbaşkanlığı Muhafızları ve seçkin müdahale birlikleri uzun süredir birbirini dengeleyen güvenlik halkaları gibi çalışıyor. 1984’teki darbe girişiminin hafızası, Biya yönetimine sadakati tek bir kişiye teslim etmektense kuvvetler arasında dağıtmayı öğretti. 

Anayasa sessiz kalınca kim konuşuyor? 

Nisan 2026’da kabul edilen anayasa değişikliği, cumhurbaşkanı yardımcılığı makamını yeniden kurdu. Başkanın ölümü, istifası ya da Anayasa Konseyi’nce kesin biçimde saptanan kalıcı engelliliği hâlinde yardımcının kalan görev süresini tamamlaması öngörüldü. Böylece ani bir seçim yerine atanmış bir halef üzerinden devamlılık tercih edildi. 

Peki ya yardımcılık koltuğu boşsa ne olacak? Yeni hüküm bu durumda Senato başkanının geçici görevi üstlenmesini ve 20 ila 120 gün içinde seçime gidilmesini öngörüyor. Kalıcı engellilik sürecini Anayasa Konseyi önüne taşıyacak aktör olarak da cumhurbaşkanı yardımcısı gösteriliyor, lakin nisan ayından bu yana bu göreve kimse atanmadı. 

Burada ciddi bir usul sorunu ortaya çıkıyor. Başkanın kalıcı biçimde görev yapamadığı iddiasını Konsey önüne götürmesi beklenen makam boş dururken, süreci kimin başlatacağı belirsiz kalıyor. Devamlılık için kurulan yeni anayasal mekanizma, ilk sınavında atama yapılmadığı için kendi hareket noktasını bulamıyor. 

Bu boşluk teknik bir unutkanlıktan ibaret değil. Bir yardımcı atamak, halefi seçmek ve saray içindeki diğer adayları kaybeden konumuna itmek anlamına gelebilir. Biya’nın makamı boş bırakması, farklı grupları kendisine bağlı tutan eski denge siyasetinin son aracı olabilir. 

Halef adayları arasında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Ferdinand Ngoh Ngoh, Bölgesel İdare Bakanı Paul Atanga Nji ve Maliye Bakanı Louis-Paul Motazé konuşuluyor. Paul Biya’nın oğlu Franck Biya ile Chantal Biya’nın oğlu Franck Hertz çevresindeki hareketlilik ise aile boyutunu güçlendiriyor. Chantal’a yakın gruplardaki karşılıklı suçlamalar ve Franck Biya çevresindeki toparlanma haberleri, rekabetin parti kongresinden önce saray koridorlarında yürüdüğünü düşündürüyor. 

Ordu bu yarışa kendi adayını çıkararak girmiş görünmüyor. Rolü şimdilik hakemlikten çok, iktidar aktarımı sırasında emir zincirinin kırılmasını önleyecek bir sigorta işlevine benziyor. Buna karşın hangi komutanın sarayı, başkenti ve hızlı birlikleri kontrol ettiği, sivil adayların hareket alanını doğrudan belirleyecektir. 

Boko Haram’ın gölgesinde bir geçiş senaryosu 

Kamerun’un kuzeyinde Boko Haram ve bağlantılı grupların sınır aşan saldırıları sürüyor. Temmuz başında Mayo-Moskota’daki bir üs, yüzü aşkın militanın koordineli hücumuna sahne oldu. Dördüncü askerî bölgenin komutasındaki değişiklik bu nedenle siyasi hesap kadar gerçek bir operasyon ihtiyacına da cevap veriyor. 

Hızlı Müdahale Tugayı bu iki güvenlik alanı ile saray arasındaki en hassas bağlardan birini oluşturuyor. Başkanlığa yakın komuta yapısı ve ülkenin farklı cephelerine süratle birlik taşıma imkânı, yeni komutanın görevini klasik bir saha atamasının ötesine geçiriyor. Rejim güvenliği ile sınır güvenliği burada aynı emir zincirinde buluşuyor. 

Batıda ise Kuzeybatı ve Güneybatı bölgelerindeki ayrılıkçı çatışma onuncu yılına yaklaşıyor. Yol kapatmalar, kaçırmalar ve silahlı baskı gündelik hayatı aşındırırken 2026’da 2,9 milyon insanın insani yardıma ihtiyaç duyacağı hesaplanıyor. Devlet başkanının görünmediği bir dönemde iki ayrı cephede süren şiddet, ordunun siyasi ağırlığını kendiliğinden artırıyor. 

Güvenlik baskısı, anayasal süreci hızlandırabileceği gibi onu ertelemek için de kullanılabilir. Saray, ani bir seçim veya açık halefiyet yarışının cephelerde komuta zafiyeti yaratacağını savunabilir. Muhalefet ise güvenlik gerekçesinin başkanın durumunu saklayan süresiz bir yönetime dönüşmesinden kaygı duyuyor. 

Önümüzde üç ihtimal bulunuyor: Biya, Yaoundé’ye dönerek yeni atamaları kişisel otoritesinin gösterisine çevirebilir. Dönüş gerçekleşse bile sağlık ve halefiyet tartışması kapanmayacak, çünkü 58 günlük sessizlik, devletin kişiye bağımlılığını görünür kıldı. 

İkinci ihtimal, cumhurbaşkanı yardımcısının atanması ve anayasal aktarım yolunun gecikmeli biçimde işletilmesidir. Üçüncü ihtimalde ise saray çevresi ile yeni komuta kademesi, hukukî ilan gelmeden fiilî bir yönetim merkezi kurar. Bu son yol kısa vadede düzen üretebilir, uzun vadede meşruiyet kavgasını kışlanın içine taşır. 

Bugünkü işaretler, yakın vadede açık bir askerî yönetime geçişten çok kontrollü bir saray düzenlemesine işaret ediyor. Ordu iktidarı almaya hazırlanan bağımsız güçten ziyade, kimin iktidara yaklaşabileceğini belirleyen güvenlik kapısı hâline geliyor. Biya’nın dönüşü gecikirse Biya sonrası geçişin ilk kararı Anayasa Konseyi’nin salonunda mı, yoksa Cumhurbaşkanlığı Muhafızlarının kapalı toplantılarında mı şekillenecek?