Batı Akdeniz’de Denge Arayışı: Sebte Krizi ve Anklavların Geleceği

Dr. Halil Kaya, Sebte Krizi üzerinden Mağrip’te değişen dengeleri, Fas-İspanya ilişkilerindeki gerilimi ve anklavların geleceğini Fokus+ için kaleme aldı.
bati-akdeniz-de-denge-arayisi-sebte-krizi-ve-anklavlarin-gelecegi.jpg

25.08.2026 - 12:50  |  Son Güncellenme:  25.08.2026 - 12:56

30 Temmuz 2026’da İspanya’nın Kuzey Afrika kıyısındaki anklavı Sebte’ye yönelik gerçekleşen benzeri görülmemiş kitlesel düzensiz göç, uluslararası kamuoyunun dikkatini bir kez daha Akdeniz’in bu kırılgan bölgesine çevirdi. Sayıları neredeyse 100 bine ulaşan bir kitlenin birkaç gün içinde denizden ve karadan sınır hatlarını aşarak Sebte’ye ulaşması, hemen ardından Madrid’in orduyu sahaya sürmesi ve denize 500 metrelik yüzer bariyerler yerleştirmesiyle ortaya çıkan durum, süreç boyunca yüzden fazla insanın hayatını kaybetmesiyle küresel bir krize evrildi. Günler içinde on binlerce kişinin hızla Fas’a geri dön(dürül)mesiyle kriz ana akım medyanın odağından uzaklaştırılsa da sahadaki son gelişmeler durumun hiç de normale dönmediğini işaret etmektedir. Sahada yaşananlar yalnızca insan kaçakçılığı şebekelerinin veya sosyal medya çağrılarının tetiklediği bir güvenlik zafiyeti değildir. Sebte ve Melilla sınır hattı; Madrid, Rabat ve Cezayir arasındaki tarihsel kırılmaların, enerji jeopolitiğinin, Batı Sahra kördüğümünün ve Avrupa’nın Afrika kıtasındaki arkaik sömürge mirasının hesaplaştığı adeta yüksek voltajlı bir fay hattıdır.

Mağrip’teki soğuk savaş ve Madrid’in denge arayışı

Sebte krizinin zamanlamasını ve patlak verme dinamiklerini anlayabilmek için Madrid-Rabat ekseninin Cezayir ile olan asimetrik ilişkisine mercek tutmak elzemdir. 2022 yılında İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in, Fas’ın Batı Sahra için önerdiği özerklik planını desteklemesi, Madrid-Rabat ilişkilerinde yapay bir bahar havası estirmiş; ancak İspanya’nın Mağrip politikasındaki geleneksel "tarafsızlık" dengesini yerle bir etmişti. Cezayir, Batı Sahra’yı yalnızca bir self-determinasyon meselesi değil, bölgesel nüfuz mücadelesinin en kritik meselesi olarak gördüğünden, Madrid’in bu hamlesine gaz tedarikini yeniden yapılandırarak ve 20 yıl önce imzalanan “Dostluk, İyi Komşuluk ve İş birliği Antlaşması”nı askıya alarak sert bir karşılık vermişti.

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez

Ne var ki yıllardır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’na ek olarak Körfez’de 20 Mart’ta başlayan savaşla birlikte küresel enerji piyasalarındaki belirsizlikler, Madrid’i Cezayir ile köprüleri yeniden inşa etmeye mecbur bıraktı. Krizin hemen öncesinde Sanchez hükümetinin Cezayir ile başlattığı normalleşme trafiği ve İspanya’nın Cezayir’den doğal gaz ithalatını artırma yönündeki adımları, Rabat’ta ciddi bir rahatsızlık yarattı. Fas güvenlik bürokrasisi nezdinde Madrid, 2022 taahhütlerinden geri adım atma ve Cezayir ile ilişkilerini onararak Batı Sahra denklemindeki pozisyonunu gözden geçirme eğilimine girmişti.

İşte bu diplomatik dönüşümün ve Cezayir açılımının akabinde Sebte sınırında denetimlerin gevşemesi, göçün devletler arası ilişkilerde bir asimetrik diplomatik kaldıraç olarak kullanılabilindiği gerçeğini tescil etti. Kimi çevrelerde ise Mayıs 2021’de Polisario Cephesi lideri İbrahim Gali’nin Cezayir pasaportuyla İspanya’da tedavi edilmesinin ardından yaşanan sınır krizine benzer şekilde; 30 Temmuz 2026 Sebte hadisesi de Rabat’ın Madrid’e bir mesajı olarak değerlendirildi.

Göçün güvenlikleştirilmesi ve insani maliyetin görünmeyen yüzü

Krizin üzerinden haftalar geçmesine rağmen sahadaki tablo, resmi makamların kontrolün sağlandığı yönündeki tezini bütünüyle yalanlamaktadır. Fas’ın Sebte’nin yakınındaki Fenidek kasabasında sosyal medya üzerinden organize edilen yeni geçiş dalgalarını önlemek adına 111 kişiyi gözaltına alması ve bölgeyi yoğun bir polis kontrolüne tabi tutması, sınırın her iki tarafındaki tansiyonun düşmediğini göstermektedir. Bu güvenlikçi reflekslerin en ağır faturası ise yine savunmasız kesimlere kesilmektedir. Sınır geçişleri sırasında yaşanan trajedide hayatını kaybeden onlarca kişiden 18 göçmenin naaşının kimlik tespiti dahi tamamlanamadan Sebte’deki mezarlıklara numaralı taşlarla defnedilmesi, sivil toplumun cenazelerin ailelerine teslim edilmesi çağrılarının dikkate alınmadığını göstermektedir.

Öte yandan, yetişkin göçmenlerin büyük kısmı günler içinde geri gönderilmiş olsa da İspanya mevzuatı ve uluslararası sözleşmeler gereği doğrudan sınır dışı edilemeyen yüzlerce refakatsiz çocuk, Sebte’de tam anlamıyla terk edilmiştir. Kabul merkezlerinin kapasitesinin aşılması; barınma krizini, salgın hastalıkları ve çocukların her türlü fiziksel ve psikolojik istismara açık hale gelmesini beraberinde getirmiştir. Kriz aynı zamanda Avrupa Birliği içinde de derin bir siyasi çatlağa yol açmış; İtalya’nın İspanya ile Schengen anlaşmasını geçici olarak askıya alması ve Sanchez yönetiminin bu adımı sert ifadelerle protesto etmesi, AB’nin ortak sığınma ve göç mimarisinin ne derece kırılgan olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Arkaik sömürge mirası: Sebte ve Melilla

Meselenin asıl yapısal boyutu, Afrika kıtasının kuzeyinde 21. yüzyılda hâlâ varlığını koruyan bu iki anklavın anakronik statüsüdür. 15. yüzyıldan kalma bu toprak parçaları, İspanya Anayasası’na göre “özerk şehir” olsa da Afrika Birliği ve Fas nezdinde sömürgecilik döneminin tasfiye edilmemiş son kalıntıları olarak görülmektedir. Nitekim krizin hemen ardından Fas Adalet Bakanı Abdellatif Ouahbi’nin, Sebte ve Melilla üzerindeki tarihsel ve coğrafi haklarını hatırlatarak şehirlerin Fas’a katılımını öngören ikili bir diyalog mekanizması kurulması çağrısında bulunması, Rabat’ın nihai ajandasını bir kez daha tescillemiştir. Madrid’in ise bu talebi egemenlik ve toprak bütünlüğüne aykırı kabul ederek kesin bir dille reddetmesi, statükonun kilitlendiği noktayı gayet iyi özetlemektedir.

Bu anklavlar bugün iki temel paradoksun cenderesinde sıkışmıştır. Bir tarafta, AB’nin Afrika’daki tek kara sınırını korumak için transit ülke olan Fas’ın güvenlik aygıtına mutlak bir bağımlılık geliştiren ve milyarlarca avroluk fonlarla sınır bekçiliğini ihale eden Brüksel’in dışsallaştırma çıkmazı yer almaktadır. Avrupa, üyesi İspanya’nın egemenlik iddia ettiği sınırların anahtarını fiilen Rabat’ın siyasi iradesine teslim etmiş durumdadır. Diğer tarafta ise Fas’ın sınır ticaretini ve kaçakçılık koridorlarını kapatmasıyla kendi doğal hinterlandından kopan, Tanger Med Limanı gibi devasa projelerin gölgesinde kalarak Madrid’in bütçe sübvansiyonlarıyla ayakta duran, adeta birer askeri garnizon hüviyetine bürünen tecrit edilmiş şehirler gerçeği bulunmaktadır.

Anklavların geleceğine dair olası senaryolar

Mevcut statükonun ilelebet sürdürülemez olduğu açıktır. Önümüzdeki süreçte Sebte ve Melilla’nın geleceğini şekillendirebilecek temel dinamikler üç ana eksende belirginleşmektedir. İlk ihtimal, İspanya’nın NATO güvencelerini bu şehirlere tam olarak yayma çabası, deniz bariyerleri ve yüksek teknolojili sınır tahkimatları ile şehirleri tamamen dışa kapalı birer askeri üsse dönüştürdüğü senaryodur. Ancak bu yaklaşım, sınır krizlerini kronikleştirip insani trajedileri sürekli hale getirmekten öteye gidemeyecektir.

İkinci ve daha rasyonel seçenek, İngiltere’ye ait Cebelitarık tartışmalarına benzer biçimde, Madrid iç siyasetindeki aşırı sağın baskısı nedeniyle kısa vadede zor olsa da uzun vadede Fas ile İspanya arasında ortak egemenlik, gümrük birliği ve serbest dolaşım alanlarını içeren karma bir idari modelin müzakere edilmesidir. Halihazırda yarısına yakınını Müslüman Faslıların oluşturduğu şehirlerdeki demografik dönüşüm ve coğrafi zorunluluklar Madrid’i uzun vadede bu masaya oturmaya zorlayabilir. 

Üçüncü ihtimal ise Fas’ın uyguladığı ekonomik ve demografik baskı ile diplomatik yalnızlaştırma politikası neticesinde anklavların İspanya için stratejik bir kazanım olmaktan çıkıp ağır bir ekonomik ve siyasi yüke dönüşmesi, nihayetinde ise Hong Kong benzeri uzun vadeli ve aşamalı bir egemenlik devri sürecinin kapısının aralanmasıdır. Ki Fas tarafının arzu ettiği de bu senaryodur.

Sonuç

Sebte krizini salt insani veya güvenlik odaklı bir sınır hadisesi olarak ele almak, Mağrip ve Akdeniz havzasını şekillendiren yapısal güç mücadelelerini gözden kaçırmak anlamına gelecektir. Kriz; İspanya’nın enerji arz güvenliği bağlamında Cezayir ile geliştirmek zorunda kaldığı pragmatik angajmanların, Fas’ın Batı Sahra ve bölgesel nüfuz parametreleriyle doğrudan çatıştığı asimetrik bir denklemin sonucudur. Madrid’in Cezayir açılımları karşısında Rabat’ın göçü bir dış politika manivelası olarak işlevselleştirebilmesi, Avrupa Birliği’nin sınır güvenliğini transit ülkelere devreden dışsallaştırma politikasının yarattığı kırılganlığı ve stratejik bağımlılığı net biçimde ortaya koymaktadır. Her ne kadar Sebte krizinin doğrudan Fas’ın bir hamlesi olduğunu söylemeye yeter veri bulunmasa da geçmiş tecrübeler bu çıkarımı yapmaya olanak sunmaktadır.

Uzun vadede ise Sebte ve Melilla anklavlarının mevcut statükosunu sürdürmesi jeopolitik ve demografik dinamikler açısından giderek güç görünmektedir. Fas’ın hinterlandı izole eden ekonomik hamleleri ile anklavların İspanya anakarasına olan mali bağımlılığı birleştiğinde, krizler döngüsel bir nitelik kazanmaktadır. Nihayetinde Sebte hadisesi, sömürge bakiyesi bu iki anklavın statüsünün; Batı Sahra kördüğümü çözülmedikçe İspanya, Fas ve Cezayir arasındaki bölgesel krizlerin ana tetikleyicisi olmaya devam edeceğini göstermektedir.