ABD-İran Savaşı Neden Bitmiyor?
22.07.2026 - 12:25 | Son Güncellenme: 22.07.2026 - 16:08
28 Şubat'ta İran'a yönelik olarak ABD saldırısı ile başlayan savaş, üç ayrı ateşkes girişimini görmüş olsa da henüz tamamen bitmiş değil. Ortada askerî, siyasi ve kurumsal düzeyde iç içe geçmiş, her biri tek başına savaşı uzatmaya yetecek bir dizi parametre var. Savaşın neden sürekli nüksettiğini anlamak, ne zaman ve nasıl biteceğine dair de en sağlam ipucunu veriyor.
Caydırıcılık yanılgısı
Washington ve Tel Aviv bu savaşa girerken bir varsayıma güvendi. 2025'teki On İki Gün Savaşı ve ardından gelen suikastlar İran'ın caydırıcılığını ciddi ölçüde kırmıştı, bu yüzden Tahran'ın ya hızla çökeceği ya da en fazla sembolik bir karşılık vereceği düşünülmekteydi. Fakat böyle olmadı. İran, Katar'daki El-Udeyd Üssü’nden Bahreyn'deki 5. Filo'ya, Kuveyt'ten Irak'ın kuzeyindeki tesislere kadar bölgedeki Amerikan varlıklarını füze ve İHA saldırılarıyla hedef aldı, savaşı İsrail'in hayal ettiği sınırlarının çok ötesine taşıdı.

Körfez ülkeleri kendi topraklarının Amerikan üslerine ev sahipliği yapmasının bedelini fiilen ödedi, Washington'a duydukları güven de bundan payını aldı. Ekim 2023 sonrası, Hamas ve Hizbullah'ın İsrail karşısında ağır kayıplar vermesi, İran'ın bu ağı koruyamaması, Kudüs Gücü Komutanı'nın ve İranlı nükleer fizikçilerin daha önceki suikastlarda öldürülmesi, hepsi Washington'da Tahran'ın artık ciddi bir misilleme gücünden yoksun olduğu kanaatini pekiştirmişti. Bu kanaat yanlış çıktı, üstelik pahalıya mal olan bir yanılgı olarak kayıtlara geçti. Savaş coğrafi olarak yayıldıkça yönetilmesi güçleşti, mesele İran'ı durdurmaktan çıkıp bütün bir bölgesel güven krizine dönüştü.
Karşılıklı çıkmaz
Çatışma çözümü literatüründe buna "karşılıklı acı veren çıkmaz" denir. ABD-İran savaşında iki taraf da birbirine ciddi zarar verme kapasitesini korumakta, hiçbiri bunu tam anlamıyla önleyemiyor; bu yüzden, ateşkes süreçlerine rağmen, masaya oturmak bir zorunluluk hâline gelmiyor.
Harg Adası gibi stratejik noktalar bunun en somut hâli. İran'ın petrol ihracatının çok büyük bölümü bu tek noktadan geçmekte. ABD adayı kalıcı olarak işlevsiz bırakabilecek güce sahip ama bunu stratejik olarak henüz seçmedi. Nedeni basit: Savaş bittiğinde İran’ın ayakta kalması ülkenin petrol gelirine bağlı, yani ABD kendi savaş sonrası hedefini kendi askerî seçenekleriyle sınırlıyor. Aynı hesap Katar'ın içme suyunun büyük bölümünü karşılayan deniz suyu arıtma tesisleri için de geçerli. İran bunları tamamen etkisiz hâle getirebilir fakat hâlen bu yola başvurmuş değil çünkü böyle bir adım bölgesel dengeyi telafisi olmayan biçimde bozabilecek güce sahip. İki taraf da elindeki en yıkıcı kartı masada saklı tutmakta. Savaşı bitirmeden sürdürülebilir kılan, sürekli nüksettiren tam da bu.
Gözden Kaçmasın
İran motivasyonu
İran tarafında meseleyi rejimin kendi varlığı belirliyor. Yeni dinî lider Mücteba Hamaney, göreve ailesinin büyük bölümünü Amerikan saldırılarında kaybetmiş biri olarak başladı. Böyle bir kayıp, direniş kararlılığını körüklüyor çünkü geri adım burada stratejik bir hesabın ötesinde kişisel bir meseleye evirilmiş durumda.

Devrim Muhafızları için de durum benzer. İktidarı kaybetmek onlar için can ve mal güvenliğinin doğrudan tehlikeye girmesi anlamına geliyor. Savaşmak elbette risk taşır ama teslim olmanın bedeli çok daha ağır durumda çünkü ortada gerçek bir B planı yok. Tahran'da müzakereyi zorlayacak bir kırılma noktası bu yüzden hâlâ ortada değil.
Komuta zinciri
Ateşkeslerin bu kadar çabuk dağılmasının basit bir açıklaması var: Sorun İran'ın kurumsal yapısında. Nisan, Haziran ve Temmuz'da imzalanan üç ayrı anlaşmanın üçü de kısa ömürlü oldu. Devrim Muhafızları, İran'ın füze kapasitesini ve Hürmüz Boğazı'ndaki askerî baskı unsurlarını doğrudan kontrol etmekte; dinî lidere bağlı hareket ediyorlar, dolayısıyla ateşkes süreçleri sivil müzakere heyetinin imzasıyla otomatik olarak bağlayıcı hâle gelmiyor. Bir tarafın resmî temsilcisi anlaşmayı imzalasa bile o tarafın silahlı kanadı anlaşmayı tanımadığı sürece kâğıt üzerindeki ateşkesin sahada bir karşılığı olmaz. Trump'ın Versay'da attığı imza ile Tahran sokaklarındaki gerçeklik arasındaki mesafe, savaşın neden defalarca yeniden alevlendiğini zaten açıklıyor.
Ekonomik kaldıraç
ABD'nin elindeki iki araç, ekonomik yaptırım ve askerî baskı, çoğu zaman birbirinin önünü kesen araçlar. Haziran'daki mutabakat kapsamında İran'a altmış günlük petrol satış muafiyeti tanınmıştı; temmuz başında bu muafiyet iptal edildi, yaptırımlar yeniden tam kapasiteyle devreye girdi. Petrol ve petrokimya geliri İran ekonomisinin can damarı olduğu için yaptırımların hava saldırılarından daha etkili bir baskı aracı olduğu söylenebilir. Ama yaptırımla bombardımanı aynı anda ve durmaksızın uygulamak, Tahran için büyüyen bir cezadan başka bir şey ifade etmez. Baskı arttıkça İran'ın kısa vadeli esneklik alanı daralmakta, direnç kararlılığı da tam bu yüzden artmakta.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İran'ın Körfez Arap ülkelerine yönelik misilleme saldırılarını kınayan bir karar da almıştı; Tahran'ın uluslararası meşruiyeti bu yüzden zaten hayli azalmış durumda. Fakat diplomatik izolasyon, sahadaki askerî kararlılığı bir türlü azaltmadı. Doğal gaz, gübre, havacılık ve turizm sektörlerindeki aksaklıklar ise maliyeti küresel tedarik zincirlerine taşıdı, müzakere baskısını da çok yönlü hâle getirdi. Yani Tahran aslında maliyetlere katlanma açısından yalnız sayılmaz, dünyanın geri kalanı da bu savaşın faturasını bir şekilde ödüyor.
Trump'ın maliyeti
Savaşın Amerikan tarafına faturası da artık göze batmakta. Savaşın haziran ortası itibarıyla vergi mükelleflerine maliyeti 113 milyar doları aştı, pompa fiyatları %20’yi aşan oranlarda yükseldi, dünyanın öbür ucuna uzanan ikmal hatları başlı başına bir yük hâline geldi. Trump yönetimi bunu görüyor ama sahneden çekilmek İsrail'i yalnız bırakmak anlamına geldiği için bu da Washington için gerçekçi bir seçenek değil. Vietnam'da Johnson ve McNamara'nın, Irak'ta Rumsfeld'in yaptığı hesap hatası burada da tekrarlanmış gibi görünüyor. 2003 Irak işgalinin nihai faturası 3 trilyon doları bulmuştu; bu savaşın daha ilk beş ayında bu rakamlara yaklaşması iyiye işaret değil. Bir savaşı başlatmak tek taraflı bir karar olsa dahi, istenen zamanda ve istenen şekilde bitirmek çok daha fazla tarafın rızasını gerektirir, ABD-İran meselesi bağlamında kontrol çoktan elden kaçmış durumda.
Ne zaman biter?
Kısa vadede yeni bir hava harekâtıyla ya da imzalanacak bir ateşkes metniyle bitmeyecek. Son beş ay bunun mümkün olmadığını yeterince kanıtladı. Gerçek bir bitiş üç şeyden birine bağlı görünüyor: Ya Devrim Muhafızları'nın komuta bütünlüğü fiilen çözülür ve merkezî otorite bunu telafi edebilir. Ya İran'ın petrol ve askerî altyapısı telafisi imkânsız biçimde tahrip edilir, ki ABD bugüne kadar bilinçli olarak bundan kaçındı çünkü savaş sonrası kuracağı düzenin de bu altyapıya ihtiyacı var. Ya da her iki taraf iç siyasi baskı altında gerçekten tükenir ve bunu kabullenmeye razı olur. Hiçbiri kolay bir senaryo değil.
Irak ve Libya, merkezî otoritenin çöktüğü yerde doğan güç boşluğunun ne kadar kalıcı ve pahalı olabildiğini zaten göstermişti. Devrim Muhafızları dağılsa bile boşluğu dolduracak yeni silahlı gruplar türeyebilir. Şu an bu koşullardan hiçbiri olgunlaşmış değil. Bu yüzden önümüzdeki aylarda savaşın kısa ateşkes ve yeniden saldırı döngüleri içinde sürmesi en olası ihtimal. Savaşı başlatmak Washington için siyasi bir tercihti, bitirmek ise artık kimsenin tam kontrol edemediği, kendi mantığıyla ilerleyen bir sürece dönüştü.