ABD Başkanı Yaklaşık 10 Yıl Sonra Neden Çin’e Gidiyor?
24.04.2026 - 17:13 | Son Güncellenme: 27.04.2026 - 09:37
Bir süredir gündemde olan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Xi Jinping görüşmesinin 14-15 Mayıs tarihlerinde gerçekleşeceği belirtiliyor. Görüşmede İran’da aktif olarak gerçekleşen savaş, geleceğin ekonomik sisteminde kilit rol oynaması beklenen nadir materyallerin ticareti, Tayvan adası ve boğazı nezdinde gittikçe yükselen gerilim ve ABD-Çin arasındaki ticaretin akışının devamlılığı gibi konularda mutabakata varılması bekleniyor.
Görüşmeyle ilgili sosyal medya hesabında “Başkan Xi oraya vardığımda bana kocaman, sımsıkı sarılacak.” sözleriyle paylaşım yapan Donald Trump, temasların oldukça önemli olduğunu ve çok şey başarılacağını belirtirken Çin Halk Cumhuriyeti kanadından ise “ABD-Çin ilişkilerinin güçlü dümenini yönlendireceği” ifadeleri kullanıldı. Bir ABD Başkanının Çin’i en son ziyaretinden bu zamana yaklaşık 10 yıl geçmesi ise görüşmenin neden şimdi gerçekleşeceği sorusunu akıllara getiriyor.
“Büyük şeyler başarılacak!” ifadesi neyi ifade ediyor?
Geçtiğimiz yılın başında Donald Trump’ın başkanlık koltuğuna oturması, ABD-Çin ilişkilerinin hiç olmadığı kadar gerildiği ve iki ülke arasında “ticaret savaşı” olarak lanse edilen sürecin en derinden hissedildiği bir sürece yol açtı. Bu doğrultuda iki ülke arasında, gerilimi azaltmak amacıyla Kuala Lumpur’da gerçekleştirilen görüşmelerde somut çıktılar hazırlandı. Ardından Busan’da gerçekleşen Donald Trump - Xi Jinping zirvesinde ise kapsamlı bir mutabakata varıldı.
Bu mutabakatta iki ülke arasındaki ticaretin devamlılığını sağlamak adına nadir materyaller konusundaki denetimin gevşetilmesi ve tarifelerin hafifletilmesi gibi konularda anlaşılırken aradan geçen sürenin ardından iki devlet başkanı tekrardan masaya oturarak el sıkışmayı planlıyor.
Pekin’de yapılacak görüşme öncesinde tarafların üst düzey yetkilileri arasında gerçekleştirilen temaslarda pek çok başlık ele alınırken, imzalanması beklenen mutabakatta her iki tarafın da kendi önceliklerini koruduğu ifade ediliyor.
ABD kanadında Trump, ara seçimler gelmeden önce karşılıklı kazancı sağlayabilecek büyük bir ticaret anlaşması imzalamayı, ABD tarım sanayiinin ihraç dengelerini güçlendirmeyi, Boeing için yüksek teknoloji alımını sağlamayı ve Çin’in elinde tuttuğu nadir materyal rezervlerine erişimi güvenceye almayı hedefliyor.
Çin kanadında ise Çin Komünist Partisi yönetimi, Amerika’nın kendi bölgesi üzerindeki amaçlarını dengelemeyi, ABD’nin Tayvan’a 11,1 milyar dolarlık silah ve askeri mühimmat satışı ile ilgili sert bir uyarıda bulunmayı, İran’da gerçekleşen savaşın sona ermesi adına arabuluculuk faaliyetleri gerçekleştirmeyi ve iki ülke arasındaki ticaretin devamlılığı için gerekli adımları atmayı hedefliyor.
10 yıl sonra neden Pekin ziyareti?
Donald Trump, ilk döneminden bu yana Çin’e karşı agresif realist politikalar uyguluyor ve bu politikaları uygularken ABD’nin çıkarları için çalıştığını, Çin başta olmak üzere birçok ülkenin ABD’den karşılıksız faydalandığını iddia ediyor. Bu doğrultuda, ABD’nin çıkarlarını koruduğu gerekçesiyle yüksek teknoloji bileşenlerinden olan nadir materyallere erişimi güvence altına almayı ve ABD’nin küresel hegemonik gücünü tehdit edebilecek rakiplerin önünü kesmeyi hedefliyor.
Ekonomik ve diplomatik olarak küresel sistemde etkisini her geçen gün artıran Çin, gerek güç rekabetinde gerekse de nadir materyaller konusunda güçlü bir aktör olarak ABD’nin küresel güç pozisyonunu tehdit ediyor.
Bu doğrultuda iki aktörün diplomatik arenada izlediği politikalar, Pekin zirvesine giden yolu inşa ediyor. ABD, geçtiğimiz aylarda çeşitli gerekçelerle Venezuela başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırarak yargılama teşebbüsünde bulunmuş, İran’ın bölgesel tehdit oluşturduğu iddiasıyla İsrail ile ortaklaşa bir operasyon başlatarak İran Dini Lideri Ali Hamaney başta olmak üzere birçok üst düzey yetkilinin ölümüne ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına neden olacak bir sürece yol açmıştı.
Bu noktada Venezuela’da yaşanan gelişmeler, Çin’in önemli yatırım bölgelerinden biri olan Güney Amerika kıtasında belirsizlik yaratırken İran’a yönelik operasyon ve sonrasında meydana gelen gelişmeler ise bölgesel kaosu derinleştiriyor. Çin’in önemli ticaret ortaklarından biri olan İran’a düzenlenen operasyon ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, Çin’in enerji ithalatını sekteye uğratıyor. Çatışmaların Körfez ülkelerine yayılması ise Çin’in bölge ülkeleriyle yürüttüğü ticari ilişkileri tehdit ediyor.
Küresel ve bölgesel sorunların ancak diplomasi ile çözülebileceği vurgusunu sık sık tekrarlayan Çin yönetimi için ABD ile masaya oturmak, krizlerin çözümünde önemli bir adım olarak görülüyor. Bu doğrultuda diplomatik çözümler için istekli olan Çin yönetimiyle masaya oturmak, iç siyasette kamuoyu tarafından tepkiyle karşılaşan ABD başkanı Trump için de kazançlı çıkabileceği bir anlaşma olarak görülüyor.