ABD, Avrupa ve Çin’in Küresel Nüfuz Rekabeti Krizleri Nasıl Etkiliyor?
19.08.2025 - 16:45 | Son Güncellenme: 04.09.2025 - 14:58
ABD ve Avrupa arasındaki tarihsel ilişkileri, mevcut jeopolitik rekabeti, bu rekabetin Orta Doğu ve enerji piyasalarındaki yansımaları her iki güç odağının özellikle Suriye'deki ve Filistin’deki son gelişmeler konusunda söylem ve strateji farklılıkları ortaya koymaktadır. Birleşik Krallık’ın AB'den ayrılması (Brexit) ve ABD'nin Asya-Pasifik'e odaklanma eğilimi gibi faktörlerin bu ilişkileri nasıl bir dönüm noktasına getirdiği de masaya yatırılmalıdır.
ABD ve Avrupa ilişkileri: Küresel dönüşümün eşiğinde rekabet ve işbirliği
ABD-Avrupa ilişkileri, özellikle Trump yönetimiyle birlikte bir kırılma noktasına ulaşmıştır. Trump, NATO'yu bir yük olarak görmüş ve müttefiklerin savunma harcamalarındaki payının azlığından şikayetçi olmuştur. Trump, başkan olmadan önce özellikle Meksika’yı hedef alarak yasadışı göçe, ülke aleyhine ticaret anlaşmalarına, iklim değişikliği anlaşmasına, başka ülkelerin iç politikalarına ve rejim değiştirmeye karşı olduğunu söylemişti.
ABD'nin eksen kayması
ABD, güvenlik ve ekonomi (daha büyük pazar) gerekçeleriyle Asya-Pasifik eksenine kaymayı hedeflemektedir. Bu durum, Avrupa'nın ABD için stratejik önemini yeniden gözden geçirmesine yol açmıştır. Avrupa, ABD için jeopolitik olarak üç ana başlık altında önem taşımaktadır: Arktik bölge, Balkanlar ve Doğu Akdeniz/Afrika. Bu bölgeler, özellikle Rusya'yı çevreleme ve hareketlerini kısıtlama açısından kritik öneme sahiptir.
Gözden Kaçmasın
Rusya'yı çevreleme stratejisi: Prof. Dr. Sait Yılmaz’ın da belirttiği üzere bu üç jeostratejik önem bölgesi esas olarak Rusya’nın çevrelenmesi ve hareketlerinin kısıtlanması için önemlidir.
Arktik bölge: Enerji kaynakları ve eriyen buzların açtığı yeni ulaşım hatları nedeniyle stratejik olarak önem kazanmaktadır. Hamburg'dan Şangay'a 4 bin millik deniz yolu açılmaktadır.
Balkanlar ve Türkiye'nin rolü: Balkanlar üzerinden Orta Doğu'ya nüfuz etme imkanı sunmaktadır. Türkiye, Boğazlar aracılığıyla Karadeniz ve Kafkasya'ya geçiş için hayati bir jeopolitik geçiş imkanı sağlamaktadır. Bu eksende ABD, Zengezor geçidi projesiyle Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan barışını sağlayarak Kafkaslar’da Rusya’yı geriletme ve İran’ı kuzeyinden kuşatmayı hedeflemektedir. Diğer yandan Türkiye’nin Balkanlardaki etkin arabulucu rolünden de faydalanmak ABD hedefleri arasında yer alıyor.
Doğu Akdeniz ve Afrika: Güney Avrupa ülkeleri, deniz altyapıları ve güç projeksiyonları ile bu bölgeler için önem taşımaktadır. ABD, Avrupalı müttefiklerinin önemli stratejik kabiliyetlerinin eksikliğinden, artan savunma kabiliyetleri farkından ve azalan savunma bütçelerinden şikayetçidir.
Avrupa'nın savunma ve stratejik özerklik arayışları
Avrupa Birliği, yeni güvenlik ortamına uygun bir savunma doktrini ve kendi değerleri ile çıkarlarına göre bir dünya rolü belirlemede zorlanmakta. Üye ülkeler arasındaki motivasyon eksikliği ve politik konsensüs zorluğu, AB'nin kolektif savunma kapasitesini zayıflatmaktadır.

Pasifist kültür ve güvenlik ithalatı
Avrupa hala Amerika’dan güvenlik ithal etmek zorunda. Bu sebeple çıkarları örtüşmese dahi ABD’ye bir çok konuda boyun eğiyor. Birçok Avrupa ordusu savaşacak makine olmaktan ziyade şemalardan ibarettir. Ekipmanlar modası geçmiş ve yeni güvenlik ortamının görevlerine uygun değildir. 13 Kasım 2017'de 23 AB ülkesi, ABD'nin gücüne dayanmanın zor olduğu düşüncesiyle müşterek bir Avrupa Ordusu kurma deklarasyonu imzalamıştır. Bu, NATO'ya olan inancın sarsıldığının bir göstergesidir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığı önemli ölçüde azalmıştır. Bugün yaklaşık 67 bin Amerikan askeri Avrupa'da bulunmaktadır.
Askeri üslerin azalması: 1950'lerde 450 binden fazla asker varken, bugün bu sayı 67 bine düşmüştür. ABD Avrupa Komutanlığı (EUCOM) ana harekat üsleri, ileri harekat üsleri ve güvenlik işbirliği tesislerinden oluşmaktadır. Başlıca unsurları arasında Avrupa Deniz Kuvvetleri (NAVEUR), Avrupa Ordusu (USAREUR) ve Avrupa Hava Kuvvetleri (USAFE) bulunmaktadır. ABD'nin Avrupa'da, başta İtalya, Türkiye, Almanya, Hollanda ve Belçika olmak üzere, 150-250 kadar nükleer savaş başlığı bulunmaktadır.
Gelecek odak noktaları: EUCOM ve NATO'nun Rus tehdidine karşı Doğu Avrupa ve Baltıklara odaklanacağı, ABD savunma yapısının ise küresel olarak Güney Çin Denizi, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'yı hedefleyeceği değerlendirilmektedir. AB'deki finansal kriz, savunma bütçelerinin küçülmesine ve askeri personel sayısının azalmasına yol açmıştır.
ABD-İngiltere ilişkileri ve küresel model rekabeti
ABD ve İngiltere, Anglo-Sakson tarzı serbest piyasa ekonomisine dayalı kapitalist modelin sahipleri olarak küresel düzene kendi imajları içinde çeki düzen verme arayışındadırlar. Ancak bu iki "özel" müttefik arasında derin bir rekabet de mevcuttur.
Anglo-Sakson modelin dayatılması: "Anglo-Saxon tarzı serbest piyasa ekonomisine dayalı kapitalist modelin sahibi iki ülke, İngiliz aklı ile Amerikan gücü bir kez daha dünyaya kendi imajları içinde çeki düzen verme arayışı içine girmiş bulunuyor." Donald Trump, İngiltere'nin AB'den "daha sert" bir şekilde ayrılmasını savunmuş, Theresa May'in "yumuşak" Brexit tutumunu eleştirmiştir. Bunun altında, İngiltere'nin AB'den tamamen koparak ABD ile ilişkilerini daha da geliştirmesi ve Anglo-Sakson modelinin önündeki engellerin kaldırılması yatıyordu.
Yöntem farkı: Her iki ülke de Anglo-Sakson modelinin hakimiyetini istese de, izlenecek yol konusunda farklılıklar vardır. İngiltere, ABD'nin "kovboy kapitalizmi" olarak adlandırılan hırpalayıcı yöntemlerinin kontrol edilemez bir alternatife yol açabileceğinden endişe duymaktadır.
Londra’nın bağımsız hareket alanı
Birleşik Krallık, Ortak Refah Topluluğu (Commonwealth) üzerinden 2.4 milyar nüfuslu ve 14 trilyon dolarlık bir pazar barındıran alternatif bir ticaret ortağına sahiptir. Bu, Londra’nın küresel ticaret stratejilerinde bağımsız hareket etme kabiliyetini artırmaktadır. Bir zamanların “üzerinde güneş batmayan ülkesi” Büyük Britanya, bugün altmışüç üyeli Ortakrefah Topluluğunun (Commonwealth) başındaki ülke. Londra, Pasifik'te Avustralya ve Kanada gibi müttefiklerini devreye sokarak Çin'e karşı ABD'yi dengeleme ve kendi pozisyonunu güçlendirme arayışındadır.
Orta Doğu'da İngiliz-Amerikan rekabeti ve vekalet savaşları
İki müttefik, vekalet savaşları aracılığıyla birbirlerini hedef aldıklarında bile çoğu zaman kazanan taraf kendileri olmuştur. Ortada kalan vekalet savaşçıları ise zarar gören taraf olmuştur.
Türkiye, I. Dünya Savaşı sonrası İngiliz, II. Dünya Savaşı sonrası ise Amerikan nüfuzuna girmiştir. Ancak akademik çalışmalar, Türkiye’nin bu iki gücün sadece müttefik değil, aynı zamanda rakip olduğunu gözden kaçırdığını belirtmekte. Türkiye’de yaşanan bu nüfuz rekabeti bugün Suriye’ye de taşınmakta.
Orta Doğu’daki jeopolitik dönüşüm: Gazze’nin 7 Ekimi’nden Şam’ın 8 Aralık’ına
7 Ekim 2023 tarihi, Orta Doğu tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuş, bölgede büyük jeopolitik değişimleri tetiklemiştir. Suriye'deki rejim değişikliği bu dönüşümün en önemli sonuçlarından biri.
İran rejiminin Rusya’nın ABD ile kurduğu stratejik ilişkileri iyi değerlendirememesi Tahran’ı 7 Ekim saldırılarını motive etmek ggibi bir plan hatasına sürükledi. İran’ın Filistin’de şiddeti arttırarak kendisine tampon savaş alanı oluşturma stratejisi, Rusya-Esed işbirliğine toslayacaktı. Tabi bu plan hatasında İsrail’in vereceği olası agresif cevabın boyutlarının da iyi hesaplanmamış olmasını da eklemek gerekiyor. Sonuç itibariyle İsrail'in ağır saldırıları sonucunda Lübnan'daki Hizbullah ağır darbe almış, İran'ın bölgedeki etkisi zayıflamıştır.
Esed rejiminin yıkılması: Rusya'nın Ukrayna'ya odaklanması ve İran ile Hizbullah'ın İsrail saldırılarından sarsılması, İdlib’te 2018-2024 sivil yönetim tecrübesiyle yapısal dönüşüm yaşayan Heyet Tahrir el-Şam'ın (HTŞ) öncülük ettiği, Halep kırsalında çatışmayı hedefleyen Saldırganlığı Caydırma Operasyonu yeni bir dönemi başlatacaktı. Operasyon, Suriye'deki Esed rejiminin devrilmesini tetiklemesiyle sonuçlandı.
Esed rejiminin düşmesi, Rusya'nın ve İran'ın Orta Doğu'daki nüfuzu açısından ciddi bir yenilgiye işaret etmektedir. Rusya, Suriye'deki askeri üslerini korumaya odaklanırken, İran stratejik dayanaklarından birini kaybetmiştir. ABD ve İngiltere'nin 8 Aralık Devrimi'ne destek vermesinin ana boyutu, Suriye'de Rus etkisini kırmak istemeleridir. Putin yönetimi gerilemeyi kabul ederek Esed’i kaçmaya razı etmiş ve süreçten en az zararla kurtulmayı hedeflemiştir. Böylece yorgun Moskova, Ukrayna’da kendisine mevzi kazanmaya çalışmaktadır. 8 Aralık böylesi bir jeo-politik yarılmanın sonucudur.
Ekonomik koridor rekabeti (BRI ve IMEC)
Küresel jeopolitik rekabetin somut göstergelerinden biri de ekonomik koridor projeleridir. Çin'in "Kuşak ve Yol Girişimi" (BRI) ve ABD öncülüğündeki "Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru" (IMEC), kıtaları ekonomik ağlarla birbirine bağlamayı hedeflerken, aynı zamanda küresel güç mücadelelerini yansıtmaktadır. 7 Ekim sonrası gelişmeler, özellikle IMEC gibi projelerin önünde ciddi engeller oluşturmuştur.
Londra ve Pekin’in küresel güç mücadelesi
İngiliz derin devleti, ABD'nin gücünü ustaca kullanarak kendi siyasetini ve sistemini yürütürken, küresel müesses nizamın liderliğini tekrar ele geçirme sürecini işlemektedir. İngiltere'nin adı uluslararası gelişmelerde az geçse de, "sessiz ve derinden yeni dünya sisteminin Batı Bloğunun liderliğine hazırlandığı dikkatli gözlerden kaçmamıştır." En büyük müttefiki ABD ile de "sessiz bir güç mücadelesi içerisinde olduğu bilinmektedir. Birleşik Krallık ile ABD sürekli rekabet içerisinde olsalar da tek başlarına engelleyemeyecekleri büyük bir tehlike olduğunda müttefiktirler ki bu noktada değişken rol Moskova’da ama sabit rol hep Pekin’dedir. Londra, Çin ile ilişkilerini geliştirirken bile ABD'yi kullanarak Çin'i çevrelemeyi ihmal etmemektedir. Çin ise gerek Güneydoğu Asya’da gerek Afrika’da kıyasıya bir nüfuz mücadelesine girişmiş ve bunda ekonomik yayılmacılık çerçevesinde başarılı da olmuştur. Çin’in en önemli atağı Pakistan’ı yanına çekmek, Taliban’ı destekleyerek ABD’yi Afganistan’ddan çıkartmak ve böylece Pakistan-İran hattından Orta Doğu’ya uzanan bir nüfuz bölgesi oluşturmaktır.
Yakın gelecekte ABD'nin bölgesel güç kategorisine indirgeneceği, yeni dünya sisteminin küresel güç pozisyonunda Doğu bloğunda Çin, Batı bloğunda İngiltere ve orta kuşakta Türk Devletleri Teşkilatı'nın olacağı öngörülmektedir. Bu sebeple Türkiye ve Orta Asya’nın kimin nüfuzunun etkisinde olacağı önemli bir soru olarak gündemdedir.
Gelişmeler, ABD ve Avrupa arasındaki ilişkilerin karmaşık, çok katmanlı ve sürekli değişen bir yapıda olduğunu göstermekte. Hem işbirliği hem de rekabetin iç içe geçtiği bu dinamikler, küresel jeopolitik dengelerin yeniden şekillenmesinde kritik bir rol oynamakta.
Trump yönetimiyle ilişkilerde bir kırılma noktasına gelinmiş, ABD'nin tek taraflı kararları ve müttefiklerinin çıkarlarını göz ardı etmesi, Avrupa'yı Çin ve Rusya'ya itmeye başlamıştır. Avrupa, hala ABD'den güvenlik ithal etmek zorunda kalmakta ve kendi güvenlik doktrinini oluşturmakta zorlanmaktadır.
İngiliz aklı ile Amerikan gücü arasındaki bu rekabet, Soğuk Savaş sonrası dönemde küresel sorunlara cevap veremeyen eski modellerin yerine yeni bir kapitalist model arayışında kendini göstermektedir. Brexit süreci, Trump'ın İngiltere'ye "daha sert bir Brexit" için baskı yapmasıyla bu rekabetin somut bir örneği olmuştur. İngiltere, ABD'nin kontrol edilemez politikalarının küresel kutuplaşmayı artırabileceğine inanmakta ve bu tehdidi AB'ye yakın durarak bertaraf etmeye çalışmaktadır. İngiltere, Commonwealth gibi oluşumlarla küresel konumunu güçlendirme ve kendi çıkarlarını maksimize etme fırsatları aramaktadır.
Peki Orta Doğu'daki jeopolitik rekabette İngiltere ve ABD'nin rolleri nelerdir?
Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırıları ve İsrail’in 8 Ekim’de başlattığı askeri saldırıların kısa sürede sivil katliamı, tehcir ve açlıkla bütünleşen Soykırım’a dönüşmesi, Orta Doğu'da büyük bir jeopolitik dönüşümü tetikledi. Bu süreçte Lübnan'da Hizbullah'ın zayıflaması ve 8 Aralık 2024'te Suriye'deki Esed rejiminin içine çökmesi gibi sarsıcı değişimler yaşandı. Esed rejiminin dağılması, Rusya'nın Ukrayna Savaşı'na odaklanması ve İran ile Hizbullah'ın İsrail saldırılarından etkilenmesiyle mümkün oldu.. Yeni Suriye yönetiminin, İran ve Rusya'nın bölgedeki etkisini azaltması ABD ve İngiltere açısından önemli görülmektedir. Suriye'nin yeniden inşası sürecinde Türkiye, Katar, Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörler daha etkili roller üstlenmeye başlamıştır.
Esed rejiminin devrilmesinin ardından Türkiye, Suriye'de en etkili aktörlerden biri olarak konumlanmıştır. Türkiye'nin Suriye ile olan 911 kilometrelik sınırı, mülteci sorunu ve terör tehditleri, Ankara'nın Suriye politikalarını şekillendiren ana unsurlardır. Türkiye, Suriye'nin kuzeydoğusunda terör örgütlerine karşı askeri harekatlar düzenlemiş ve yeni Suriye yönetimiyle ilişkilerini hızla geliştirmiştir. Yeniden yapılanma, enerji ve savunma gibi alanlarda iş birliği beklenmektedir. Özellikle Katar ile birlikte Suriye üzerinden Avrupa'ya doğal gaz taşıyacak yeni boru hattı projeleri, Türkiye'nin jeoekonomik hedeflerini gerçekleştirmesine yardımcı olabilir. Bu proje, Avrupa'nın Rus gazına olan bağımlılığını azaltma potansiyeline sahiptir ve Suriye'nin jeopolitik önemini daha da artırmaktadır. Türkiye, Suriye'de hem güvenliği sağlama hem de ekonomik ve jeopolitik çıkarlarını güçlendirme amacını taşımaktadır. Tüm bu olumlu durumu tehdit eden en önemli iki risk İsrail’in saldırı tehditleri ve ülkeyi istikrarsızlaştırma stratejisi, bu çerçevede Suriye’yi Lübnanlaştırma hedefidir. İran rejiminin Esed artıklarını kullanarak İsrail’le benzer bir istikrarsızlaştırıcı unsur olması da diğer risk. ABD yönetimi içerisinde İsrail agresifliği ile ortak tutum alan kanat ile istikrarın Washington çıkarlarına uygun olduğunu savunan kanadın iç rekabetini göz önünde bulundurulmalı. Buna karşın Suriye’de istikrarın yolunun Londra, AB, Türkiye ve Arap dünyasının lehine olduğu, bu sebeple Şam yönetiminin tecrübesizliklerine karşın desteklenmesi, tecrübe aktarımı sağlanması ve bir an önce Suriye’de çoğulcu bir demokrasinin alt yapısının oluşturulması elzemdir. Benzeri bir durum Gazze Soykırımı için de geçerlidir. Ortaya çıkan Soykırım tablosu halkların ahlakî, vicdani tepkisinin yanısıra reel politik olarak da AB ve Londra’nın çıkarlarına aykırıdır. Gazze konusundaki ABD’den ayrışan söylemsel farkın eyleme de geçirilmesi Gazzedeki insani felaketin sonlandırılması için bir çıkış yolu olabilir.