7 Ekim’in Yıl Dönümünde Gazze: İki Yılın Ardından Geleceğe Bakmak
03.10.2025 - 13:13 | Son Güncellenme: 07.10.2025 - 12:15
Yom Kippur’dan 7 Ekim’e bir istihbarat başarısızlığı
Yom Kippur Savaşı 1973’ün Ekim ayında, Mısır ve Suriye liderliğindeki Arap güçlerinin İsrail’e saldırması ve 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda alınan ağır mağlubiyeti telafi etmek amacıyla başlatılmıştı. 1973 Savaşı’nda, İsrail’in kendi iç kamuoyunda en fazla eleştirildiği husus, istihbarat servislerinin başarısızlığı ve bu kadar geniş çaplı bir saldırıyı önceden haber alamamasıydı. Ancak İsrail, savaşın ilerleyen safhalarında inisiyatifi ele geçirerek bu güçleri geri püskürtmüş ve savaş sonunda ABD’nin de yardımıyla Mısır’ı barış masasına oturmaya mecbur bırakmıştı.
Nasır döneminde İsrail karşıtlığı ve Arap milliyetçiliğinin şampiyonluğunu yapan Mısır, 1978’deki Camp David Antlaşması’ndan beri İsrail’e tehdit oluşturmaktan çıktı. Hatta o kadar çıktı ki 2025 Eylül ayında Gazze’deki insanlık dışı soykırıma dikkat çekmek ve sömürgeci işgali kırmak için Gazze’ye hareket eden Sumud konvoyuna 46 ülkeden yaklaşık 500 kişi katılırken, Filistin hassasiyetinin yüksek olduğu ve bir dönem Gazze’yi doğrudan yönetmiş olan Mısır’dan kimsenin konvoya katılmasına Sisi yönetimi izin vermedi. Filoya katılmak üzere hazırlık yapan üç Mısırlı aktivistten ise gözaltına alındıkları andan beri haber alınamıyor.
On yıllar sonra, Yom Kippur Savaşı’nın tam 50. yıldönümünde, 7 Ekim 2023’te İsrail’e karşı bir başka Arap saldırısı gerçekleşti. İsrail resmi raporlarına göre 6 bin Gazzeli, 100’ün üzerinde noktadan Gazze etrafındaki İsrail işgal bölgesine girmiş ve 1200 kişiyi öldürüp, 250 sivil ve askeri de esir almıştı. Gazze’de, başında Yahya Sinvar ve Muhammed Dayf’in olduğu Hamas askeri liderliği, ani bir baskın ve büyük zayiat verdirilerek, İsrail’in askeri üstünlüğüne meydan okumayı amaçlamış, bu zayiatın İsrail’in agresif tutumu ve işgalci saldırganlığında değişikliklere neden olacağını düşünmüştü.
Gözden Kaçmasın
Tıpkı 50 yıl önce Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ve Mısır ordu komutanlarının İsrail’i geri adım attırmak için büyük zayiat verdirme stratejisi gibi. Yom Kippur Savaşı ile 7 Ekim’in sadece zamanlaması değil, stratejik hedefleri de büyük ölçüde benzeşiyordu.
Heniyye, Sinvar, Dayf ve diğerleri
7 Ekim saldırılarından sonra, normal zamanda hayatın zaten zor olduğu abluka altındaki Gazze’de sivil/askeri hedef ayrımı yapmadan vahşice bir soykırıma girişildi. Filistinlileri insan olarak bile görmeyen İsrailliler için, Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın ağzından gayzla çıkan “İnsansı hayvanlarla savaşıyoruz ve ona göre hareket edeceğiz” ifadesi durumu yeterince özetliyor. Bu süreçteki kitlesel katliamlarda yaklaşık 70 bin Filistinli hayatını kaybetti ki bunların büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşuyor. Buna bu çağda aç bırakılarak öldürülen yüzlerce Filistinli de dahil.
Ancak bu süreçte üç isim var ki ölümleri hem sembolik değerleri hem de sahadaki liderlik kadrosunun tasfiye edilmesi hedefi nedeniyle ayrıca önem arzediyor: İsmail Heniyye, Yahya Sinvar ve Muhammed Dayf.
Bu isimler arasında İsrail’in suikastla hedef aldığı ilk isim Hamas’ın genel lideri İsmail Heniyye oldu. Heniyye, Sinvar ve Dayf gibi mülteci kamplarından yetişip Şeyh Ahmed Yasin çevresindeki Müslüman Kardeşler bağlantılı cemaat içinde fikri altyapısını edinmişti. Sinvar gibi Heniyye de aslen Gazzeli değildi; 1948 Savaşı’nın ardından işgal edilen vatanı Aşkelon’dan ayrılıp Gazze’ye göç etmiş bir ailenin, 1963’te Gazze’deki el-Şati mülteci kampında doğan çocuğuydu.
1997’de mahalli bir ofis başkanı olarak görev aldığı Hamas içinde hızla yükseldi, Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin’in yakın danışmanı ve özel kalem müdürlüğünü yaptı. Aralık 2005 seçimlerinde, Hamas listesinin başında Heniyye vardı, seçimleri kazanmış ve Mahmud Abbas tarafından başbakan olarak atanmıştı. İsrail’in işgali sona erdirip çekildiği ve Hamas’ın siyasi sahnede de başarı kazandığı 2005 seçimlerinin ardından Gazze’de hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmayacaktı. 2007’de el-Fetih ile Hamas arasındaki sorunlardan dolayı başbakanlık görevinden alınınca, Gazze’de Hamas’ın lideri olarak yoluna devam etti, 2017’de ise Halid Meşal’in yerine Hamas’ın siyasi bürosunun başına geçecekti.
Ölüm ise Heniyye’yi ne doğup büyüdüğü ve yıllarca yönettiği Gazze’de, ne son yıllarını geçirdiği Doha’da ne Beyrut’ta, ne de Kudüs’te buldu. Daha önce defalarca ziyaret ettiği ve kendini evinde hissettiğini söylediği Tahran’da, tam da Dini Lider Ali Hamaney’le görüştükten birkaç saat sonra, Devrim Muhafızları Ordusu korumasında kaldığı konutta İsrail’in bir hava saldırısı sonucu 31 Temmuz 2024’te hayata veda etti.
Heniyye’nin ardından Hamas’ın politik bürosunun başkanlığına, ondan Gazze’deki yönetimi de devralmış olan yakın arkadaşı Yahya Sinvar getirildi. Sinvar’ın ailesi de tıpkı Heniyye’nin ailesi gibi 1948 Savaşı sonrası işgal edilen Aşkelon’dan Gazze’ye mülteci olarak gelmiş, Yahya da 1962’de Gazze’nin güneyindeki Han Yunus mülteci kampında doğmuştu. İntifada sürecinde tutuklanmış ve İsrail cezaevlerinde 23 yıl boyunca kesintisiz hapis yatmıştı; İsrailli esir asker Gilad Şalid’e karşılık 2011’de serbest bırakılan Filistinli mahkumlar arasındaydı. Heniyye sonrasında Gazze’nin hakimi haline gelen ve Hamas’ın askeri kanadına da kumanda eden Sinvar, Heniyye suikastı sonrasında Halid Meşal’e karşı politbüronun desteğini alarak Hamas’ın lideri oldu, ama yine de Gazze’den ayrılmadı.
7 Ekim saldırılarının iki üst düzey planlayıcısı Yahya Sinvar ve yardımcısı Muhammed Dayf’tı. Bundan dolayı İsrail güçlerinin Gazze’deki işgal döneminde özellikle arayıp hedef aldığı en üst düzey iki isim de Sinvar ve Dayf oldu. İsrail saldırılarının ve saha operasyonlarının arttığı 2024 yazında, önce temmuz ayında Dayf, ardından da 16 Ekim’de Yahya Sinvar hedef alınarak öldürüldü.
Ancak bu üç suikast İsrail’in üst düzey Hamas liderlerine yönelik ilk saldırıları değildi. Daha önce de 1996’da Hamas’ın Gazze’deki askeri lideri Yahya Ayyaş hedef alınmış, 2004’te Hamas’ın kurucuları Abdülaziz el-Rantisi ve Şeyh Ahmed Yasin yine Gazze’de öldürülmüştü. Ocak 2024’te ise Heniyye’nin Hamas Siyasi Bürosu’ndaki yardımcısı Salih el-Aruri Beyrut’ta öldürüldü.
İki yıllık katliamın ardından Trump Planı’ndan sonra Gazze’yi ne bekliyor?
Bugünlerde, 7 Ekim’in ikinci yıldönümü yaklaşırken, bir yandan da Sumud filosunun Gazze’ye doğru ilerleyip saldırıya uğradığı günlerde, BM toplantıları marjında ABD’yi ziyaret eden liderlerle görüşen Başkan Trump, 20 maddelik “Gazze Planı”nı açıkladı. Baştan aşağı tehdit dili ve hayal satmaktan ibaret olan bu metin, daha önce ilan edilip de uygulanmayan ateşkesler gibi ne ateşkesi koruyabilecek ne de yeniden saldırıya geçen tarafı cezalandıracak mekanizmalara sahip.
Bu yönüyle, katliamın durdurulması için tüm umutların bağlandığı Trump da Netanyahu ile görüştükten sonra sert ve tehdit içeren bir metin yayınlayarak, bu beklentileri bir kez daha boşa çıkardı.
Uğruna yaklaşık 80 senedir bedel ödenen “Filistin Devleti”nden sadece bir özlem ve ihtimal olarak bahseden, buna karşılık her türlü direniş ve meşru müdafaayı terör olarak yaftalayan, üstelik bir asır önceki manda idarelerini andırır şekilde Gazze’yi içinde savaş suçlusu eski İngiliz başbakanı Blair’ın da bulunduğu uluslararası bir “akil adamlar heyeti” yönetimine bırakmayı teklif edebilen böylesi bir metnin ateşkesi getirebilmesi ham bir hayal.
Nitekim “ya kabul edin ya da öldürüleceksiniz!” tehdidine maruz bırakılan Hamas da bugünlerde, bu girişim ve dost ülkelerin baskıları nedeniyle büyük bir açmazla karşı karşıya.
Her ne kadar 1948’den uzaklaşılan her bir yıl ve her bir gün, bağımsız bir “Filistin Devleti” idealinin altının giderek aşındığını düşünsem de bu halkın, kaybettiği on binlerce evladının ardından tek istediği; sınırları belli, kurumları işleyen ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir vatan. Ancak bu ideale diplomatik belgelerle ve sonu gelmeyen görüşmeler süreciyle varılabileceği ihtimali artık büyük ölçüde tükenmiş durumda. Dilerim önümüzdeki süreçte savaşsız, katliamsız, soykırımsız, tek bir Filistinlinin bile burnunun kanamadığı bir barış dönemi görür ve bağımsız Filistin Devleti idealinin gerçekleştiğine şahitlik ederiz. İşte o zaman hayatını kaybeden bunca insanın, uğruna ölümü göze aldığı hayal gerçekleşmiş olur.