Nicelikten Niteliğe: Türkiye’de Uluslararası Öğrencilik Deneyimi

Araştırmacı Enes Koru, Türkiye’de uluslararası öğrenciliğin niceliksel büyümeden nitelikli deneyime geçişini ve bu sürecin eğitim, yaşam ve toplumsal uyum boyutlarını Fokus+ için kaleme aldı.
nicelikten-nitelige-turkiye-de-uluslararasi-ogrencilik-deneyimi.jpg

05.02.2026 - 15:30  |  Son Güncellenme:  05.02.2026 - 16:35

Türkiye son yirmi yılda yükseköğretim alanında gerçekleştirdiği yapısal genişlemeye paralel olarak uluslararası öğrenci hareketliliğinde de dikkat çekici bir ivme yakaladı. On yıl önce yaklaşık 70 bin olan uluslararası öğrenci sayısının 337 bini aşması, Türkiye’yi dünyada en fazla uluslararası öğrenci ağırlayan ilk on ülke arasına taşıdı. Özellikle Asya, Afrika ve Ortadoğu’dan gelen öğrenciler açısından Türkiye, giderek daha görünür bir eğitim destinasyonu haline geliyor. Ancak bu hızlı kapasite artışı, yönetilmesi gereken çok boyutlu bir eğitim, yaşam ve uyum süreçlerini de beraberinde getiriyor. Türkiye, artık niceliksel büyümenin ötesine geçerek uluslararası öğrenci deneyimini niteliksel boyutlarıyla ele almak durumunda. Bu noktada temel soru; uluslararası öğrencilerin Türkiye’yi tercih etme motivasyonları ile yaşanan sayısal artışın öğrencilerin eğitim ve yaşam tecrübelerine nasıl yansıdığıdır. Bu bağlamda, söz konusu sorulara yanıt üretmek amacıyla “Türkiye’de Uluslararası Öğrencilerin Eğitim ve Yaşam Deneyimleri”  başlıklı bir araştırma raporu hazırladık.  

Araştırmanın bulgularına geçmeden önce, uluslararası öğrenciler konusunun kamuoyunda çoğu zaman veriye dayanmayan bazı spekülasyonlar üzerinden tartışıldığını hatırlatmakta fayda var. Uluslararası öğrenciler üzerine yürütülen tartışmalarda sıkça dile getirilen bazı varsayımlar, mevcut göstergelerle örtüşmüyor. 2024-2025 eğitim yılı itibarıyla Türkiye’de öğrenim gören 337.119 uluslararası öğrencinin yalnızca yaklaşık 19 bini kamu kaynaklarıyla burslu eğitim alıyor. Bu da uluslararası öğrencilerin yaklaşık %6’sı demek. Büyük bir çoğunluğu kendi imkanlarıyla eğitim görüyor. Ayrıca uluslararası öğrenciler, Türkiye’deki toplam öğrenci nüfusunun %4,9’unu oluşturuyor; açık ve uzaktan eğitim programları dışarıda bırakıldığında bu oran %7,7. Başka bir ifadeyle Türkiye’de her 100 öğrenciden yaklaşık 7’si uluslararası öğrenci. Bu oran, Birleşik Krallık ve Avustralya’da %20’nin, Almanya ve Fransa’da ise %10’un üzerinde. Dolayısıyla uluslararası öğrenciler meselesinin sağlıklı biçimde ele alınabilmesi, spekülatif söylemlerden ziyade bu somut göstergeler üzerinden değerlendirilmeli.  

Türkiye’de Uluslararası Öğrenci Sayısı (2014-2025)
Kaynak: YÖK İstatistikleri

Bu resmi veriler ışığında, sayıları hızla artan uluslararası öğrencilerin Türkiye’yi hangi gerekçelerle tercih ettikleri, bu tercihin eğitim ve yaşam memnuniyetine nasıl yansıdığı yaptığımız saha ve anket araştırmasında tüm boyutlarıyla analiz edildi. 

Türkiye’yi tercih etme nedenleri  

Türkiye’yi tercih etme motivasyonlarının başında dini yakınlık (%50,5), eğitim kalitesi (%46,6) ve kültürel yakınlık (%32,5) geliyor. Bu bulgular, Türkiye’nin uluslararası öğrenciler nezdinde hem kültürel bir aidiyet alanı hem de nitelikli bir akademik merkez olarak algılandığını gösteriyor. Dini ve kültürel yakınlığın bu denli belirgin bir tercih nedeni olması, ilk 10’daki diğer ülkelere nazaran Türkiye’ye özgü bir durum. Eğitim kalitesinin tercih nedenleri arasında üst sıralarda yer alması ise Türkiye’nin yalnızca kültürel veya coğrafi yakınlık gibi tek boyutlu gerekçelerle tercih edilmediğine de işaret ediyor. Ayrıca, Türkiye’de daha önce lise eğitimi almış öğrencilerin eğitim kalitesine duyduğu yüksek güven, sistemin erken kademelerden itibaren kurulduğunda nasıl bir kurumsal sadakat ürettiğini kanıtlıyor. 

Uluslararası Öğrencilerin Türkiye’yi Tercih Etme Nedenleri (%)
Not: Her katılımcı en etkili üç nedeni işaretlediği için veriler çoklu tercih dağılımını yansıtmaktadır.

Tercih nedenleri bölgesel kökene göre incelendiğinde ise öğrencilerin motivasyonları arasında anlamlı farklılıklar mevcut. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası yükseköğretim alanında tek tip bir çekim merkezi olmadığını, farklı beklenti ve profillere hitap eden çok boyutlu bir destinasyon olarak algılandığını gösteriyor. 

Gündelik yaşam, yaşam memnuniyeti ve koşullar 

Öğrencilerin geçim ve yaşam şartları, barınma durumları, idari ve kurumsal prosedürleri, eğitimden beklentileri ve buldukları, sosyal hayatta karşılaştıkları zorluklar, üniversiteden memnuniyetleri ve gelecek planları hem olumlu hem olumsuz boyutlara sahip. Türkiye’deki uluslararası öğrencilerin genel yaşam memnuniyeti yüksek bir tatmin düzeyine ulaşmamakla birlikte olumlu bir seviyede. Öğrencilerin yarısından fazlası (%55,5) Türkiye’deki yaşamından memnun olduğunu belirtiyor. Buna karşılık yaklaşık beşte birlik bir kesim (%15,3) ise memnun değil. Nitekim karşılaşılan sorunların yoğunluğu arttıkça, Türkiye’ye dair genel memnuniyetin de belirgin biçimde azaldığı görülüyor. Gündelik yaşamda yaşanan aksaklıklar, öğrencilerin hem ülkeye hem de eğitim süreçlerine dair algılarını doğrudan etkiliyor. 

Uluslararası Öğrencilerin Türkiye’deki Yaşam Memnuniyeti (%)

Öğrencilerin karşılaştıkları sorunlar ağırlıklı olarak kampüs dışı yaşam koşullarında yoğunlaşıyor. Barınma, en sık dile getirilen sorun alanı olarak öne çıkarken bunu ikamet işlemleri ve ayrımcılık deneyimleri izliyor. Buna karşılık, akademisyenlerle iletişim kurma ya da arkadaş edinme gibi sosyal etkileşim alanlarında sorun yaşama oranları görece düşük seviyelerde kalıyor. Bu durum, öğrencilerin üniversite içi ilişkilerden ziyade kamusal alanlarda daha fazla zorlandıklarına işaret ediyor. 

Konusuna Göre Ortalama Sorun Yaşama Sıklığı (1-5 Puan)
Not: 1= “hiç sorun yaşamadım”, 5= “çok sık sorun yaşadım” anlamına gelmektedir.

Uluslararası öğrencilerin büyük bölümü barınma ihtiyacını piyasa koşullarında karşılıyor. Özellikle büyükşehirlerde artan kira ve yaşam maliyetleri, sınırlı bütçelerle yaşayan öğrenciler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu baskı, öğrencilerin bir kısmını çalışma hayatına da itiyor. Öğrencilerin %5,1’i tam zamanlı, %27’si ise yarı zamanlı çalıştığını ifade ediyor. Barınma, geçim ve idari süreçlerde yaşanan güçlükler, öğrencilerin Türkiye’ye dair algılarını, aidiyet duygularını ve gelecek planlarını da doğrudan etkileyen unsurlar olarak öne çıkıyor. 

Öğrencilerin yaşadıkları sorunlarla baş etme biçimleri de bu tabloyu tamamlıyor. Araştırma bulguları, uluslararası öğrencilerin bir sorunla karşılaştıklarında öncelikle kişisel sosyal ağlarına yöneldiklerini ortaya koyuyor. Uluslararası öğrenci ofisleri ve resmi kurumlar ise başvuru alanlarının en alt sırasında yer alıyor.  

Ayrımcılık ve geriye dönme eğilimi  

Raporun en sancılı bulgusu toplumsal kabul ve ayrımcılık deneyimleri üzerine. Her on öğrenciden altısı (%59,6) Türkiye’de bulundukları süre boyunca ayrımcılığa maruz kaldığını beyan ediyor. Yaşanan ayrımcılık türlerinde göçmen karşıtlığı ilk sırada yer alırken bu durumun sadece sokaktaki etkileşimlerle sınırlı kalmayıp üniversite koridorlarına da sirayet etmesi dikkat çekici. Öğrencilerin yarısından fazlasının (%51,8) sınıf veya bölüm arkadaşları tarafından ayrımcılığa uğradığını belirtmesi, yükseköğretim kurumlarının kapsayıcı bir ekosistem olma noktasında hala kat etmesi gereken ciddi bir yol olduğunu gösteriyor. Özellikle Ortadoğu kökenli öğrencilerde ayrımcılık algısının zirve yapması gönül coğrafyası söylemi ile gündelik hayatta üretilen toplumsal pratikler arasındaki mesafenin açıklığını ortaya koyuyor. 

Genel sorun ortalamaları incelendiğinde, Ortadoğu kökenli öğrenciler en fazla sorun yaşayan grupken Orta Asya ve Kafkasya’dan gelen öğrenciler en az sorun bildiren grup. Bu farklılaşma, ayrımcılık deneyimlerinin münferit vakalarla sınırlı olmadığını; Türkiye toplumunda göç, kimlik ve aidiyet meselelerine ilişkin yerleşik algıların kamusal alandaki karşılaşma pratikleri üzerinden yeniden üretildiğini düşündürüyor. Uluslararası öğrencilerin deneyimleri, bu yönüyle, toplumsal kabul sınırlarına dair önemli ipuçları sunuyor. 

Bölgelere ve Ayrımcılık Türlerine Göre Ayrımcılık Düzeyi (1-5 Puan)

Araştırmanın belki de en kritik bulgularından biri, öğrencilerin %61,5 gibi yüksek bir oranının eğitimlerini yarıda bırakıp ülkelerine dönmeyi düşündükleri anlar yaşamış olmasıdır. Geri dönme isteğini tetikleyen en güçlü negatif faktörlerin ayrımcılık deneyimi, barınma sorunları ve bürokratik engeller olması, meselenin akademik olmaktan ziyade, bütünüyle sosyal ve idari bir yönetim sorunu olduğunu kanıtlıyor. Öte yandan, mezuniyet sonrası planlarda Türkiye’de kalma potansiyeli taşıyanların oranının %55 olması, ülkemizin hala bir fırsatlar alanı olarak görüldüğüne işaret ediyor.  

Sonuç: Türkiye’nin uluslararası öğrenci vizyonu 

Uluslararası öğrencilik; eğitim, göç, sosyal, ekonomik ve diplomatik boyutları olan çok katmanlı bir politika alanıdır. Dolayısıyla mesele, sadece üniversitelerin kapasitesi ya da öğrenci sayıları üzerinden değil, bütüncül bir kamu politikası perspektifiyle değerlendirilmeli. Araştırmaya göre Türkiye tek tip bir çekim merkezi olmaktan ziyade çok katmanlı bir eğitim destinasyonu şeklinde algılanıyor. Bu sebeple, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bölgesel farklılıkları ve öğrenci profillerini dikkate alan daha esnek ve hedef odaklı stratejiler geliştirmesi gerektiği anlaşılıyor.   

Öğrencilerin gündelik hayatları, barınma koşulları, bürokratik süreçlerle karşılaşmaları, akademik uyumları ve toplumsal aidiyet hisleri, uluslararasılaşma politikasının gerçek başarısını belirleyen daha derin dinamikler ve belirleyici eşiklerdir. Çünkü bu deneyim, öğrencilerin hayatında yalnızca kısa bir eğitim sürecinin yaşandığı bir yer değil; ömür boyu sürecek bir bağın kurulduğu bir ülkeyi ifade ediyor. Bu nedenle Türkiye’nin uluslararası öğrenci alanındaki performansını değerlendirirken niceliksel kazanımlar kadar niteliksel eşikleri de dikkate almak gerekiyor. Bulgular birtakım kırılganlıklara işaret ederken Türkiye’nin nitelikli uluslararası öğrencileri ve yetenekleri elde tutma noktasında küresel bir rekabetle karşı karşıya olduğunu ve bu rekabette sadece “yakınlık” duygusunun yeterli olamayabileceğini gösteriyor. Tam da bu noktada Türkiye’nin uluslararası öğrenci vizyonunu nicelikten niteliğe doğru yeniden düşünmesi; gelen öğrencilerin deneyimlerini izleyen, değerlendiren ve iyileştiren sürdürülebilir bir yaklaşımı benimsemesi kritik bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor. 

Kaynakça:

  • “Türkiye’de Uluslararası Öğrencilerin Eğitim ve Yaşam Deneyimleri” başlıklı araştırma raporu İLKE Vakfı ve UDEF işbirliğinde Doç. Dr. Elyesa Koytak yürütücülüğünde hazırlanmıştır. Koytak, E. & Koru, E. (2026). Türkiye’de uluslararası öğrencilerin eğitim ve yaşam deneyimleri (Araştırma Raporu 26/2026). İLKE Vakfı.
  • Türkiye Bursları  her yıl yaklaşık 5.000 uluslararası öğrenciye burs verilmekte ve halihazırda eğitimine devam eden yaklaşık 15.000 bursiyer vardır. TDV ise her yık 1.000’den fazla uluslararası öğrenciye burs vermektedir. Fakat bu sayılar yaklaşık olarak açıklanmakta olup bu konuda daha şeffaf ve titiz bir süreç yürütülmesi ve kamuoyu bilgilendirilmesi yapılması gerekmektedir.