Bir Sorgulama: Orta Doğu’da Yabancı Üniversiteler Neyi Temsil Eder?

Gazeteci Zeynep Karataş, Orta Doğu’daki yabancı üniversitelerin bölgedeki bilgi ve güç ilişkileri üzerindeki etkisini Fokus+ için kaleme aldı.
bir-sorgulama-orta-dogu-da-yabanci-universiteler-neyi-temsil-eder.jpg

10.02.2026 - 15:47  |  Son Güncellenme:  10.02.2026 - 15:52

Beyrut Amerikan Üniversitesi’nin, BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese’nin kampüste konuşma yapmasına yönelik daveti iptal ettiği iddiaları, Orta Doğu’daki yabancı üniversitelerin neyi temsil ettiği tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Birçok Orta Doğu entelektüelinin zihninde, bir zamanlar özgür düşüncenin sembolü olarak görülen kampüs, bir anda ABD’nin hoyrat politikalarının bir eşik bekçisine dönüştü. Üniversite yönetiminin açıklamasında bir davetin ve iptalin söz konusu olmadığı belirtilse de utangaç bir ifade vardı satır arasında: “Davet edilecek uzmanlar hususunda ABD yasalarıyla uyumluluk aranmaktadır.” Açıklamadaki bu detay, yabancı üniversitelerin bölgede yalnızca eğitim veren kurumlar değil; sınırlar çizen, meşruiyet üreten ve küresel müesses nizamın ideolojik haritasını yeniden kuran alanlar olduğunu bir kez daha hatırlattı. 

Orta Doğu’da yabancı üniversiteler büyük ölçüde modernliğin, özgürlüğün ve kaliteli eğitimin simgesi olarak görülüyor. Aileler çocuklarını bu üniversitelere sokabilmek için büyük fedakarlıklar yaparken devletler de bu kurumları kalkınma projelerinin parçası olarak pazarlıyor. Batı standartlarında müfredat, küreseldeki profesyonel ağlara erişim ve prestijli diplomalar bu üniversitelerle ilgili anlatının merkezinde. Ancak bu üniversitelerin yalnızca eğitim mi verdiği, yoksa Orta Doğu’da bilginin, küresel düzene dair meşruiyetin ve elitlerin yeniden üretildiği bir güç alanı mı kurulduğu pek sorgulanmıyor. 

Sadece Orta Doğu’da değil, dünyanın hemen hemen her yerinde üniversite, bilim iddiasından aldığı güçle tarafsız bir bilgi alanı gibi düşünülür ancak hangi bilginin “bilimsel” hangi kavramların “evrensel” hangi yaklaşımların “makul” kabul edileceği her zaman güç ilişkileriyle şekillenir. Orta Doğu’daki Batı menşeli yabancı üniversiteler tam da bu noktada sorgulanmayı hak ediyor. Zira Batı merkezli bilgiyi taşımakla kalmıyorlar, bilginin meşruiyet sınırlarını da belirliyorlar. 

Beyrut Amerikan Üniversitesi

Bahsi geçen yabancı üniversitelerin bölgedeki varlığı tek tip değil. Bilad-ı Şam’da tarihsel olarak misyoner okullarından evrilen köklü üniversiteler öne çıkmakta ve bu kurumlar zamanla seküler elit üretim merkezlerine dönüşerek siyaset, medya ve iş dünyasının önemli aktörlerini yetiştirmektedir. Bu üniversiteler yerelleştikleri ve sömürgecilik bagajlarını reddettiklerini iddia etseler de neyin söylenebilir, neyin söylenemez olduğunu belirleyen kurallar ve sınırlar büyük ölçüde Batı merkezlidir ve Orta Doğu’nun deneyimleri ise çoğu zaman bu evrensel kisvesi kazanan kabullerin uygulama ve test alanı olarak görülür. 

Körfez’de ise bambaşka bir model hakimdir. Amerikan ve Avrupa üniversitelerinin şube kampüsleri ve eğitim merkezleri modernleşmenin vitrini olarak kullanılıyor. Burada amaç bilgi üretmekten çok küresel prestij ithalatıdır. Müfredat büyük ölçüde Batı’daki merkez kampüslerden kopyalanır ve okuma listeleri, değerlendirme sistemleri ve akademik dil doğrudan transfer edilir. Orta Doğu bu düzenin içinde düşüncenin üretildiği bir merkez değil, sergilendiği bir alan olarak konumlanıyor. Bu üniversitelerin kuruluş amacına da doğrudan uyan bir şekilde kampüsler çoğu zaman toplumdan kopuk adacıklar halindedir. 

Kuzey Afrika’da ise yabancı üniversiteler daha sınırlı ama daha seçici bir biçimde varlık gösterir. Bu bölgede devletin güçlü merkezi eğitim yapıları bu yabancı üniversitelerin yaygınlaşmasını kısıtlasa da mevcut olanlar prestij filtresi işlevi görmektedir. Batı merkezli normlar burada da akademik meşruiyetin ana referansı olarak dolaşıma girer. Fransız eğitim sisteminin devamı olan üniversiteler Fas ve Tunus’ta örneklerine rastladığımız gibi daha devlet kademelerine elit üretirken, Mısır’da örneğine rastlanan Avrupa ve ABD menşeli üniversiteler ise piyasalaşmış elit modeli ve Avrupa teknik atarım tesisleri gibi roller üstlenmektedir.  

Bu bölgesel farklılıkların ortak bir sonucu var; hedef ne olursa olsun bilginin merkezi Orta Doğu’ya kaymıyor. İster köklü elit fabrikası ister şube kampüs modeli, ister vitrin üniversitesi olsun, hepsi Batı merkezli bilgi düzenini yeniden üretiyor. Yerel entelektüel birikim çoğu zaman “kültür” kategorisine sıkıştırılırken, teorik ve politik merkez Batı referansında kalıyor. 

Yabancı üniversitelerin belki de en güçlü etkisini elit üretiminde görmekteyiz. Bu kurumlar sadece eğitimli bireyler yetiştirmiyor, aynı zamanda sosyal sermaye, network ve meşruiyet sağlayan bir dolaşım sistemi de kuruyor. Kampüslerde edinilen alışkanlık ve çevre, mezunları devlet kurumlarına, uluslararası kuruluşlara, medya alanına ve küresel iş dünyasına taşımaktadır. Üniversite burada toplumu dönüştüren bir aktör olmaktan çok, toplumu yönetecek kesimi yeniden biçimlendiren bir mekanizma haline geliyor. 

Bu mekanizma açık seçik bir ideolojik dayatma şeklinde çalışmamakta ve kimseye ne düşüneceği doğrudan söylenmemektedir ancak hangi kavramların “gerçekçi” hangi taleplerin “radikal” ve hangi pozisyonların “makul” olduğu sürekli ve usulca yeniden öğretilerek toplumsal dönüşüm ve sistemsel bağımlılık sağlanmaktadır. Bu üretim bandından geçen bireyler, modernlik, özgürlük, birey, sivil toplum gibi kavramlar belirli bir minvalde alır ve zamanla evrensel gerçeklik gibi içselleştirirler. Yerelin tarihsel ve güncel deneyimleri ise çoğu zaman istisna, geri kalmışlık ya da en ılımlı haliyle gelenek başlığı altında kodlanmaktadır. Üniversite böylece yalnızca bilgi üreten ve aktaran bir kurum olmaktan çıkıp meşruiyet üreten bir otoriteye dönüşmektedir. 

Bu mekanizmayı perdeleyen akademik özgürlük söylemi bir meşrulaştırıcı olmaktadır ancak özgürlük başlı başına bir ilke olmaktan ziyade, Beyrut Amerikan Üniversitesi örneğinde gördüğümüz gibi kurumsal risk yönetiminin izin verdiği ölçüde kullanılabilmektedir.  Fon ilişkileri, siyasi hassasiyetler ve itibar kaygıları özgürlük sınırlarını sürekli yeniden çizmektedir. Özellikle kriz anlarında bu sınırların ne kadar daralabildiği daha görünür hale geliyor.  

Tüm bunlar yabancı üniversiteleri “iyi” ya da “kötü” olarak etiketlemek meselesi değil.  Asıl mesele, bu kurumların Orta Doğu’daki bilgi ve güç ilişkilerini nasıl yeniden kurduğunu görmek ve göstermektir. Eğitim git gide zemin kayması yaşamakta ve bireysel yükselme aracı olmaktan çıkıp geçmişin sömürge bilgisini ve bağımlılığını sürdüren bir düzenin parçası hâline gelmektedir. 

Orta Doğu’nun gerçek entelektüel bağımsızlığı ise daha fazla yabancı kampüs açmakla değil, kendi bilgi merkezlerini güçlendirmekle mümkün olabilir. Sahaya dayalı araştırmayı, çok dilli düşünce üretimini ve yerel deneyimleri de teorik merkeze alan üniversiteler kurulmadan bu hiyerarşi kırılmaz. Aksi halde modernleşmenin vitrini parlamaya devam ederken, bilginin gerçek merkezi hep başka coğrafyalarda kalacaktır. 

Sonuçta eğitim sadece bir gelecek vaadi değil, bugünün en yumuşak güç alanıdır. Ve Orta Doğu’da yabancı üniversiteler bu bilgi iktidarın en saf, en görünmez ama en etkili araçlarıdır.