LGBT Çalışmalarında Neden Sürekli Çocuklar Kullanılıyor?

Gazeteci Emine Şeçeroviç Kaşlı, LGBT çalışmalarının çocuklar üzerinden yürütülmesini ve küresel markaların LGBT temalı kampanyalarını Fokus+ için kaleme aldı.
lgbt-calismalarinda-neden-surekli-cocuklar-kullaniliyor.jpg

20.02.2026 - 14:38  |  Son Güncellenme:  20.02.2026 - 14:43

LGBT’nin çalışmalarında çok fazla çocukların kullanıldığını görmek mümkündür. Peki “hak mücadelesi” dedikleri şeyde illa çocukların olması mı gerekiyor? Neden sürekli çocukların üzerinden oyunlar oynanıyor, çocukları etkilemeye çalışıyorlar? Hem de çok küçük yaşlardan itibaren. 

Gözlerimizi kapatıp bunları görmezden gelirsek, bu tehlikeler yok olmayacak. Dikkatle bakmadığımız zaman aslında çocukların üzerine ne kadar yoğun şekilde çalışıldığını görmek de zor olabilir. Çünkü bazen ufak detaylarla işleniyor bu konu ama çocukların zihinlerine girmek için yeterli detaylar bunlar. Çizgi filmlerden oyuncaklara, kampanyalardan reklamlara kadar birçok yerde bu çalışmalarla karşılaşmak mümkün. 

Bu yüzden mesele sadece “farklılıkları kabul etmek” gibi anlatıldığında, gerçekte olanların küçük bir kısmı konuşulmuş oluyor. Çünkü ortada yalnız yetişkinlerin hayatlarıyla ilgili tercihler yok, çocukların dünyasına sistemli şekilde girme çabası var. 

Markaların LGBT desteği 

Örneğin Converse markasının 2019 kampanyasında kullanılan 12 yaşındaki Desmond vakası bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi. Erkek olan ama makyajlı, elbiseli bir çocuk üzerinden “normal diye bir şey yok” mesajı verildi. Oysa çocuk henüz kişiliği oturmamış, kendini tanıma sürecinin başında bir birey. Buna rağmen kampanya dili yetişkin kimlik tartışmalarını onun üzerinden yürüttü. Normal şartlarda çocukların bu şekilde kamusal ve ideolojik tartışmaların merkezine yerleştirilmesi sorgulanırdı. Fakat burada buna “özgürlük” denildi. 

Benzer destek yalnız bir markayla sınırlı değil. Adidas, Puma, Nike, Levi’s, H&M, Ralph Lauren ve Reebok gibi küresel şirketler her yıl Pride temalı ürünler çıkarıyor. Tişörtler, ayakkabılar, aksesuarlar… Tüketim kültürü ile ideolojik mesajın birleştiği bir alan oluşuyor. Bu artık yalnız bireysel tercih değil, kültürel yönlendirme alanı haline geliyor. 

Çocuklara ulaşmanın en etkili yollarından biri de çizgi filmler. Küçük yaşta izlenen karakterler çocuk için tartışılmaz doğrular haline gelir. My Little Pony dizisinde eşcinsel aile modeli sunuldu. Arthur adlı uzun yıllardır yayınlanan çocuk dizisinde öğretmen karakterinin evliliği bir erkekle yapıldı. The Loud House çizgi filminde bir erkek çocuğun iki babası olduğu gösterildi. Onların yalnız bir sahne gibiymiş sunmaya çalıştıkları bu görüntüler, çocuk için hayatın normal parçası olarak kaydedilir. 

Oyuncaklar ise belki de en etkili araçlardan biri. Barbie markası gökkuşağı temalı bebekler çıkardı ve “Love Wins” sloganını kullandı. Fisher Price LGBT ebeveynler ve çocuklarıyla aile fotoğrafları paylaşarak görünürlük kampanyası yaptı. Hatta medya organlarında “neden Barbie ve Ken yerine aynı cins çiftler yok?” sorusu tartışıldı. 

Buna paralel olarak “cinsiyetsiz oyuncak” kampanyaları başlatıldı. İngiltere’de Let Toy Be Toys, Avustralya’da No Gender December hareketleri oyuncakların kız-erkek diye ayrılmamasını savundu. Target, Walmart ve Toy’R’Us gibi büyük mağazalar oyuncak reyonlarından kız ve erkek tabelalarını kaldırmıştı. Hasbro oyuncaklarını nötr renklerde üretmeye başlamıştı, Lego ve Mattel ürünlerini bu doğrultuda yeniden düzenlemişti. 

Fast-food zincirleri bile bu sürece dahil oldu. McDonald’s Happy Meal oyuncaklarını cinsiyete göre dağıtmama kararı almıştı. Gökkuşağı renkli paketlemelerle yapılan kampanyalar doğrudan çocuklu ailelere yöneltildi. 

Moda dünyasında da benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Erkeklere elbise tasarlanan koleksiyonlar, kadın-erkek ayrımını silen defileler ve ünlü isimlerin bu kıyafetlerle sahneye çıkması artık sıradanlaştırılıyor. Bu durum yalnız estetik değil, toplumsal algıyı şekillendiren sembolik bir alan oluşturuyor. 

Bu noktada “theybies” denilen yeni bir yetiştirme modeli ortaya çıkmıştı önceki yıllarda. Çocuğun cinsiyetinin söylenmemesi, büyüyünce kendisinin karar vermesi fikri yaygınlaştırılıyor. Benzer şekilde “tomboy” kavramı yeniden popüler hale getiriliyor. Küçük yaşta kız çocuklarının erkek gibi giyinmesi ve davranması normalleştiriliyor, hatta teşvik ediliyor. Kimlik arayışı yetişkinlikten çocukluk dönemine çekiliyor. 

Mağazalar da bu dönüşümün parçası hâline geliyor. İngiltere’de Selfridges ve John Lewis mağazaları “cinsiyetsiz” kıyafet bölümleri oluşturmuştu. Çocuk reyonlarında kız ve erkek ayrımı kaldırılmıştı. Disney ise ürünlerindeki kız-erkek etiketlerini tamamen kaldırarak oyuncakları yalnız kategoriye göre ayırmaya başlamıştı. 

Tüm bu örnekler tek başına küçük gibi görünür. Ama birleştiğinde büyük bir tablo ortaya çıkar. 

Bir çizgi film karakteri, bir oyuncak üzerindeki sembol, bir mağaza rafındaki düzen, bir reklamda kullanılan çocuk figürü… Her biri ayrı ayrı önemsiz görünebilir. Fakat sürekli tekrarlandığında çocuk zihninde güçlü bir algı oluşturur. Çocuk için bu artık tartışma değil, gerçeklik olur. 

Peki bütün bunlar neden özellikle çocuk alanında yoğunlaşıyor? 

Çünkü çocuk zihni en açık, en savunmasız ve en kalıcı öğrenmenin gerçekleştiği dönemdir. Yetişkine anlatılan fikir tartışılır, çocuk ise öğrenir ve kabullenir. Bu yüzden mesele yalnız görünürlük değil, erken yönlendirme hâline gelir. 

Bu yüzden, yıllar boyunca tüm bu yaşanılanlara gözleri kapatmak çözüm değildir, tam tersi daha büyük tehlikedir. Başka ülkelerden başlanır ve önlem alınmazsa bir bakmışsın kendi ülkende de aynı uygulamalar ortaya çıkmış. Ve tüm bu çalışmalarla amaç tektir, çocukların beyinlerini yıkayıp, LGBT’yi normal bir şeymiş gibi kabul ettirmek, hatta onları buna doğru yönlendirmek.  

Çocukları korumak yalnız yasaklamakla değil, farkında olmakla mümkündür. Bu da büyüklerin sorumluluğudur. Bizler, çocuklarımızı LGBTİ tehlikesinden korumakla yükümlüyüz ve bu yapının çocuklarımıza hayatının neredeyse her parçasında “saldırdığını’’ görüp, ona göre hareket etmemiz gerekiyor.