Süveyda’nın Yol Haritası: Suriye Ulusal İhtiyaçları ile Dış Müdahaleler Arasında
26.09.2025 - 15:35 | Son Güncellenme: 26.09.2025 - 16:34
Suriye hükümeti, Ürdün ve ABD arasında Temmuz ve Ağustos aylarında Amman’da gerçekleştirilen toplantıların ardından, 17 Eylül’de Suriye’de “Süveyda Krizinin Çözümü İçin Yol Haritası”na imza atıldığını duyurdu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Temmuz ayından bu yana vilayette yaşanan ve binlerce sivilin ölümüne, yaralanmasına ve yerinden edilmesine yol açan kanlı krizin etkilerini ele almayı amaçlayan anlaşmanın detaylarına yer verildi.
Süveyda krizinin arka planları
Suriye’nin güneyinde, Şam’a yaklaşık 100 kilometre uzaklıkta bulunan ve çoğunluğunu Dürzi vatandaşların oluşturduğu Süveyda vilayeti, 13-18 Temmuz tarihleri arasında mezhepsel şiddet dalgasına sahne oldu.
Gözden Kaçmasın
Söz konusu çatışmalarda çok sayıda sivilin yanı sıra Suriye güvenlik güçleri, Bedevi aşiret üyeleri ve yerel milis grupları hayatını kaybetti.
İsrail, Şam-Süveyda yoluna yapılan saldırının ardından patlak veren bu krizi fırsata çevirerek, güvenlik güçleri tarafından belgelendiği iddia edilen ihlaller ve cinayetlere maruz kalan Dürzi vatandaşların koruyucusu rolünde öne çıktı.
Şehri geri almaya çalışan Suriye hükümet güçlerine hava saldırıları düzenleyen İsrail, Süveyda’daki bazı ileri gelenlerle yapılan anlaşmalar doğrultusunda bu güçleri geri çekilmeye zorladı.
Bununla eş zamanlı olarak İsrail, Şam’daki egemen kurumlara yönelik hava saldırıları da gerçekleştirdi.
Hükümet güçlerinin çekilmesinin ardından Bedevi siviller, yerel Dürzi milislerinin misilleme saldırılarına uğrayarak yerlerinden edildi. Bu gelişme, bölgede daha geniş çaplı bir iç çatışma ihtimalini gündeme getirdi.
19 Temmuz’da Suriye hükümeti ile İsrail arasında, ABD’nin arabuluculuğunda bir ateşkes anlaşmasına varıldı.
Bu süreç, daha önce Dürzi din adamlarıyla temas kurmuş olan İsrail’i, Suriye’nin kendi iç meselesi olan bir krizde önemli bir taraf haline getirdi.
O tarihten bu yana Süveyda, Şam’ın kontrolü dışında kalırken, taraflar arasındaki gerilim giderek derinleşti.
Yol haritasının içeriği
Yeni imzalanan yol haritasında, Süveyda’daki çözümün Suriye’nin toprak bütünlüğüne dayanması gerektiği özellikle vurgulandı. Krizin, ulusal çerçeve dışında ele alınamayacağına dikkat çekildi.
Ayrıca vilayetin Suriye devletine entegrasyonunun önemine işaret edilirken, Süveyda’daki bazı grupların dile getirdiği ayrılıkçı talepler açık bir şekilde reddedildi.
Söz konusu yol haritasında öne çıkan temel noktalar şu şekilde sıralanabilir:
1-Güvenlik güçlerinin çekilmesi, güvenlik ve idari düzenlemelerle yerel bir yönetimin kurulması
Yol haritasına göre, Süveyda vilayetinin idari sınırlarından tüm sivil savaşçılar çekilecek, idari sınırları boyunca ise disiplinli ve eğitimli polis güçleri konuşlandırılacak.
Bu adım, ağır silahların da bölgeden çıkarılması anlamına gelirken, devlet doğrudan ordu yerine İçişleri Bakanlığı aracılığıyla sembolik bir varlık gösterecek.
Şam ve Süveyda arasındaki yol boyunca, vatandaşların ve ticaretin güvenli hareketini sağlamak için askeri güçler konuşlandırılacak.
Ayrıca İçişleri Bakanlığı tarafından atanacak bir yetkilinin liderliğinde, yerel bir polis gücü kurulacak. Bu gücün yapısı ve bileşimi müzakerelerle belirlenecek.
Bu kapsamda, İçişleri Bakanlığı eski “Ahrar’ul-Cebel El-Arab” topluluğu lideri Süleyman Abdulbaki’yi Süveyda Emniyet Müdürü olarak atadı. Ancak Kanavat ve Şehba bölgelerinin komutanlarının isimleri açıklanmadı.
İçişleri Bakanlığı ile hangi tarafın müzakere edeceği belirtilmeden, Süveyda’nın askeri yapısı konusunda müzakere etme olasılığı vurgulandı.

Vilayetteki karar alma süreçlerini tekeline alan Şeyh Hikmet el-Hicri’nin grubunun etkisi, bu hükümlerin uygulanmasını zora sokuyor.
Nitekim Dürzi şeyhler Hamud el-Hanevi ve Yusuf Carbu’nun sahneden dışlanması, İsrail ile doğrudan temas ve destek arayışları üzerinden mümkün kılındı.
Anlaşma, genişletilmiş ademi merkeziyetçi bir yönetim modeli çerçevesinde, tüm yerel toplumsal bileşenleri temsil edecek bir il meclisi kurulmasını da öngörüyor.
Bu meclis, sivil hizmetlerde yetki sahibi olacak; ancak güvenlik, siyaset ve yargı gibi “egemenlik” işleri Şam’ın kontrolünde kalacak.
Yol haritasına göre güvenlik düzenlemeleri, üç ülke ile Süveyda’daki yerel topluluklar arasında iş birliğiyle uygulanacak kısa ve orta vadeli önlemlerden oluşacak. Bu geçiş süreci ise, ilin Suriye hükümeti kurumlarına tam entegrasyonu ile sona erecek.
Metin, Süveyda’nın Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgularken, oradaki tüm hükümet ve hizmet kurumlarının yeniden faaliyete geçirilmesi gerektiğini de açıkça ortaya koyuyor.
Böylece vilayetin talepleri ile Şam hükümetinin yükümlülükleri arasında bir uzlaşma zemini oluşturuluyor.
Bu çerçevede yürütülecek müzakereler, ister sivil ister güvenlik alanında olsun, ayrılıkçı eğilimlerden ve özyönetim taleplerinden uzak, yalnızca iç yönetim biçimleri üzerinde yoğunlaşabilir.
Ancak bu yaklaşım, Süveyda’daki bazı kesimlerin tepkisine yol açtı.
Vilayette faaliyet gösteren bir hareket, halka vilayetin yönetim şekli ve Şam ile ilişkisi konusunda karar verme hakkı tanınması amacıyla “kendi kaderini tayin hakkı” çağrısında bulunan bir dilekçe kampanyası başlattı. Bu kapsamda bölgede çeşitli gösteriler düzenlendi.
2- İnsani yardımların girişi, kaçırılanların serbest bırakılması ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün sağlanması
Yol haritasının ikinci maddesi, insani boyuta odaklanıyor. Buna göre Suriye hükümeti, Ürdün ve ABD ile iş birliği içinde Süveyda’ya insani ve tıbbi yardım ulaştırılmasını sağlayacak ve etkilenen köyler için yeniden inşa programı başlatacak.
Sürecin ilerleyişi, yerel tarafların güvenlik düzenlemelerini kabul etmelerine bağlı olacak.
Bu kapsamda anlaşma, tutukluların ve kaçırılanların serbest bırakılmasını, değişim sürecinin hızlandırılmasını, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin çabalarının desteklenmesini ve güvenlik durumunun istikrara kavuşmasının ardından yerinden edilmiş kişilerin köylerine geri dönmesini öngörüyor.
Uygulamanın denetlenmesi için imzacı taraflardan oluşan üçlü bir komite kurulacak ve kriz tarafları arasında koordinasyonu sağlamak üzere ortak bir operasyon odası oluşturulacak.
Her ne kadar anlaşma Suriye’nin egemenliğine saygıyı teyit etse de, bu bölüm Suriye’deki bir iç krize yabancı müdahaleyi açıkça meşrulaştırıyor.
Nitekim Ürdün’e, Süveyda’daki farklı topluluklardan (Sünni, Hristiyan ve Dürzi) heyetleri toplantılara davet etme ve uzlaşma sürecini ilerletme yetkisi verilmesi, ülkeye bölgede daha geniş bir rol kazandırıyor.
3- Bölgesel güvenlik mutabakatlarının benimsenmesiyle paralel olarak yabancı müdahalelerin durdurulması
Anlaşmanın üçüncü maddesi, bölgesel güvenlik boyutuna odaklanıyor.
Metinde, “birlik, çoğulculuk, tüm Suriyeliler arasında eşitlik, hukukun üstünlüğü ve nefret söyleminin sona erdirilmesi” ilkelerini temel alan ulusal bir anlatının oluşturulması gerektiği vurgulanıyor.
Ayrıca, Süveyda’nın Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğu ve yabancı nüfuzun alanı olmaması gerektiği belirtiliyor. Bu vurgu özellikle İsrail’in müdahalesine işaret ediyor.
Öte yandan ABD ve İsrail’in, Suriye hükümetiyle istişare halinde, Suriye’nin güneyine ilişkin güvenlik mutabakatına varmak için görüşmeler yürütmesi şart koşuluyor.
Bu durum, Suriye egemenliğinin açık bir ihlali olarak değerlendiriliyor ve ABD’yi bu düzenlemelerden sorumlu kılıyor.
4- Soruşturma ve hesap verebilirlik
Yol haritasının dördüncü maddesi, hesap verilebilirlik mekanizmalarını içeriyor.
Anlaşma, Birleşmiş Milletler Suriye Arap Cumhuriyeti Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu’na Süveyda’daki olayları inceleme çağrısı yapıyor.
Bu talep, bölgede bulunan güçlerin uzun süredir dile getirdiği bir beklenti olarak öne çıkıyor.
Suriye hükümetinin bu maddeyi kabul etmesinin, özellikle kriz sırasında hükümet güçleri ve onlarla iş birliği yapan düzensiz grupların gerçekleştirdiği ihlaller nedeniyle, ciddi baskı altında alınmış bir karar olduğu değerlendiriliyor.
İmzalayan tarafların pozisyonları
Yol haritası, Suriye hükümeti, Ürdün ve ABD tarafından imzalandı. Ancak her tarafın anlaşmadan beklentileri farklılık gösteriyor.
Suriye hükümeti, Süveyda’daki egemenliğini pekiştirmeyi, ayrılıkçı talepleri ve dış müdahale girişimlerini engellemeyi, aynı zamanda yeniden yapılanma sürecini başlatarak uluslararası baskıları hafifletmeyi amaçlıyor.
Öte yandan, Ahmed el-Şara hükümeti bu anlaşmayı, özellikle genişletilmiş idari adem-i merkeziyetçilik bağlamında, Suriye’nin Cezire bölgesinde yapılabilecek olası düzenlemeler için bir model olarak görüyor.
Şam yönetiminin Uluslararası Soruşturma Komisyonu’nun çağrısını kabul etmesi, orduyu geri çekmesi, yalnızca polis güçlerini konuşlandırması ve yerel halkı temsil eden bir il konseyinin kurulmasını onaylaması da bu yaklaşımın somut göstergeleri olarak dikkat çekiyor.
Ürdün ise, Süveyda krizinin özellikle devam etmesi halinde ülkenin güvenlik durumu üzerinde yaratabileceği olumsuz etkilerden ciddi biçimde endişe ediyor.
Krizin uzaması, başta IŞİD olmak üzere bazı örgütlerin krizden faydalanarak, İsrail’in kuzey sınırında yaşanan gerilimle, Suriye’nin güneyine yayılma girişimlerini tetikleyebilir.
Amman yönetimi, bölgeden artan uyuşturucu ve Captagon kaçakçılığı ile bunun iç güvenliği tehdit etmesinden kaygı duyuyor. Ayrıca krizin tırmanması halinde Ürdün’ün yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalması ihtimali de gündemde.
Bununla birlikte, garantör ve arabulucu rolünü üstlenen Ürdün, bu süreç sayesinde Suriye’nin güneyindeki nüfuzunu artırabileceğini ve Washington ile bölgesel güvenliğin sağlanmasında ortaklığını güçlendirebileceğini hesaplıyor.
Diğer yandan ABD, Suriye’nin güneyinde ateşkesi sağlamlaştırmayı çok yönlü hedefler üzerinden değerlendiriyor.
Bu hedeflerin başında, İsrail’in güvenliğine olan bağlılığı teyit etmek ve Suriye’nin güneyinin İsrail için bir tehdit platformu olmayacağına dair güvence vermek geliyor.
Ayrıca Washington, yeni Suriye yönetiminin otoritesini pekiştirmeyi, IŞİD ve İran gibi aktörlerin krizi istismar ederek bölgede yeniden güç kazanmasını engellemeyi amaçlıyor.
Anlaşmaya ortak ve garantör olarak imza atan ABD, böylece Rusya’nın kuzeydoğudaki nüfuzuna ek olarak, güneydeki önceki rolünü de fiilen devralmış oldu.
Bu durum ABD’nin Suriye’deki konumunu güçlendirirken, ülkeyi Suriye konusunda birincil aktör haline getiriyor.
ABD'nin tutumu, İsrail ve Ürdün'deki müttefiklerinin güvenliğini sağlamak için güney bölgesini kontrol ederek düşük maliyetli istikrar sağlama ve bölgenin güvenliği istikrarsızlaştırabilecek bir kaosa sürüklenmesini engelleme ilkesine dayanıyor.
İsrail’in tutumu
İsrail her ne kadar Süveyda Anlaşması’na doğrudan taraf olmasa da, krizin en önemli aktörlerinden biri olarak öne çıktı.
19 Temmuz’da ABD himayesinde Suriye ile İsrail arasında, Suriye’nin güneyine yönelik ateşkes anlaşmasına varıldı.
Bunun sonucunda Temmuz ayı sonunda Paris’te doğrudan siyasi temasların ilk turu gerçekleştirildi.
Ardından Ağustos ayında, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ile İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer’in de katıldığı ikinci tur, ABD elçisi Tom Barak’ın gözetiminde yapıldı.
Bu görüşmelerin odağı, Esed rejiminin devrilmesinden sonra İsrail’in sahada dayattığı güvenlik düzenlemeleri üzerineydi.
Ancak yol haritası, Suriye hükümet otoritesinin Süveyda’nın idari sınırlarına geri dönmesini öngörerek İsrail’i kaygılandırdı.
Çünkü bu durum, İsrail’in kamuoyu önünde dile getirdiği “güneyde resmi bir Suriye askeri varlığını reddetme” stratejisiyle çelişiyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Şam’ın güneyine Suriye hükümet güçlerinin konuşlandırılmasına izin vermeyeceklerini, kalıcı bir askeri varlığın İsrail güvenliğine doğrudan tehdit oluşturacağını birkaç kez vurguladı.
İsrail’in çekinceleri yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı değil; aynı zamanda ABD’nin yürüttüğü daha geniş siyasi müzakere süreciyle de bağlantılı.
Washington, BM Genel Kurulu’nda ilerleme sağlanması amacıyla İsrail ile görüşmeleri hızlandırması için Şam’a baskı yaptı. Böylece anlaşma, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi için diplomatik bir başarı olarak sunuldu.
Bu bağlamda Süveyda’daki gelişmeler, müzakerelerde ek bir baskı aracı haline geldi.
İsrail, şiddeti istismar ederek eyaletteki Dürzi topluluğu koruma söylemini öne çıkardı ve Suriye’nin güneyini kendi vesayeti altında tutacak alternatif bir güvenlik yapısı inşa etmeye yöneldi.
Bu çerçevede yerel grupları silah ve finansman desteğiyle yeniden örgütlemeye çalıştı.
Dolayısıyla Süveyda yol haritası İsrail açısından ikili bir etkiye sahip: Bir yandan sahada geçici bir sükunet sağlarken, diğer yandan Suriye hükümetinin merkezi rolünün geri dönmesine zemin hazırlıyor.
Bu durum, İsrail’in Esed sonrası dönemde Suriye devletini zayıflatma ve ulusal bütünlüğün yeniden tesisi girişimlerini engelleme stratejisiyle çelişiyor.
Tel Aviv’in hem müzakerelere katılması, hem de askeri ve siyasi baskı araçlarını sürdürmesi bu ikilemin bir yansıması olarak öne çıkıyor.
Yol haritasının uygulanmasında karşılaşılan zorluklar
Süveyda için hazırlanan yol haritasının uygulanması, aşağıda özetlendiği üzere bir dizi zorlukla karşı karşıya bulunuyor:
1-Süveyda’daki Yüksek Hukuk Komitesi, Suriye hükümetini olaylardaki sorumluluğundan kaçmakla suçladı. Komite, vilayetin bağımsızlığını veya özyönetimini talep ederek anlaşmayı reddettiğini açıkladı.
2- Tam ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi ve tüm tarafların ihlallerden sorumlu olanlardan hesap sorulması, taraflar arasında tartışmalı bir konu olarak öne çıkıyor. Bu durum, krizin daha da derinleşmesine yol açabilecek bir ihtimali beraberinde getiriyor.
3- Metindeki bazı hükümler uygulanabilir görünse de diğerleri oldukça karmaşık. Anlaşma metni, bir yandan “Suriye devletine tam entegrasyonu” öngörürken, diğer yandan yerel toplumu temsil eden ve Suriye hükümetiyle “iş birliği yapan” bir il meclisinin kurulmasını içeriyor. Bu çelişkili ifadeler, Süveyda’da geniş kapsamlı bir idari adem-i merkeziyetçiliğin fiilen tanınması anlamına geliyor.
4- İsrail’in anlaşmaya yönelik tutumu ve ABD’nin Suriye’de İsrail’in davranışlarını denetleme konusundaki kararlılığı, sürecin geleceğini belirleyecek kritik bir unsur olarak öne çıkıyor.
5- Anlaşmanın uygulanmasının kendi çıkarlarına zarar vereceğini düşünen savaş ağaları ve uyuşturucu kaçakçıları, süreci sabote etme girişiminde bulunabilir. Bu aktörlerin suikast, adam kaçırma veya yeni bir kaos dalgası yaratma ihtimali masada duruyor.
6- Hükümlerden herhangi birinin hayata geçirilememesi, anlaşmanın çökmesine ve statükonun yeniden tesis edilmesine yol açabilir.
Sonuç
Süveyda krizine yönelik bir yol haritası hazırlanmış olsa da sahadaki tablo hala belirsizliğini koruyor.
Vilayet, yerel bir yönetim modelinin başarıyla hayata geçirilmesinden, farklı gruplar arasında askeri çatışmaların yeniden alevlenmesine ve hatta doğrudan İsrail’in askeri müdahalesine kadar geniş bir senaryo yelpazesine açık durumda.
Şam hükümetine yakın çevreler, yol haritasında Suriye’nin egemenliğini sınırlayan ve zayıflatan maddeler bulunduğunu öne sürüyor.
Özellikle soruşturmanın Uluslararası Soruşturma Komisyonu’na devredilmesi ve güvenlik-idari düzenlemelerin Ürdün ile ABD’nin denetimine bırakılması, bu eleştirilerin merkezinde yer alıyor.
Yol haritasının, devlet egemenliğini aşındıran ve İsrail’in çıkarlarıyla uyumlu güvenlik düzenlemelerinin bir parçası olabileceği yönünde kaygılar giderek artıyor.
Bu durum, Süveyda’nın geleceğini yerel mutabakatlardan çok bölgesel ve uluslararası anlaşmalara bağımlı hale getiriyor.
Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir uluslararası veya bölgesel düzenleme, Suriye toplumunun tüm kesimlerine eşit haklar tanıyan ve bunun devletin bütün kurumlarına –ordu ve güvenlik dahil– yansıtıldığı kapsayıcı bir iç politikanın yerini tutamaz.
Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi (Alaraby)