Suriye-Türkiye İlişkilerinde Yeni Dönem: Stratejik Dönüşüm ve Karşılıklı Bağımlılık

Türkiye-Suriye ilişkilerinde yeni dönem, güvenlik merkezli yaklaşımın ötesine geçerek stratejik dönüşüm ve karşılıklı bağımlılık ekseninde şekilleniyor. Savunma, enerji, ticaret, mülteci dönüşü ve yeniden imar başlıkları, Ankara-Şam hattında kurumsal iş birliği arayışını öne çıkarıyor.
Suriye-Türkiye İlişkilerinde Yeni Dönem Stratejik Dönüşüm ve Karşılıklı Bağımlılık

07.05.2026 - 17:45  |  Son Güncellenme:  08.05.2026 - 08:14

Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkiler, karmaşık bir bölgesel ortamda gerilim ve yakınlaşma arasında dalgalı bir seyir izliyor. Güvenlik, siyasi ve ekonomik başlıkların iç içe geçmiş yapısı, söz konusu ilişkiyi bölgedeki en dikkat çekici ikili dosyalardan biri haline getiriyor.

Türkiye ile Suriye arasında son dönemde yeniden şekillenen ilişkilerde güvenlik, ekonomi, enerji ve mülteci dosyaları öne çıkıyor. İki ülke arasında geliştirilen savunma, ticaret ve enerji anlaşmalarının, ilişkileri yalnızca güvenlik ekseninin ötesine taşıyarak kurumsal işbirliği ve karşılıklı bağımlılık temelinde yeniden yapılandırmayı hedeflediği belirtiliyor. Süreç kapsamında terörle mücadele, sınır güvenliği, enerji işbirliği, yeniden imar çalışmaları ve Suriyeli mültecilerin geri dönüşü gibi başlıklarda koordinasyon mekanizmalarının güçlendirildiği ifade ediliyor.

Türkiye’nin Suriye’ye doğal gaz tedariki, ulaşım ve altyapı projeleri ile ekonomik entegrasyon adımlarının dikkat çektiği belirtilirken, Şam - Ankara hattında güvenlikten ekonomiye uzanan çok boyutlu yeni işbirliği modelinin oluşturulmaya çalışıldığı kaydediliyor. Taraflar arasında geliştirilen ortak mekanizmaların, bölgesel istikrarın desteklenmesi, gerilimlerin azaltılması ve ilişkilerin daha kurumsal zemine taşınması açısından önem taşıdığı değerlendiriliyor.

Türkiye - Suriye ilişkilerinde güvenlik alanında yeni süreç: Zorunluluk, ihtiyaç ve endişe

Türkiye ile Suriye arasında ilişkilerin yeniden şekillendiği süreçte, güvenlik, ekonomi ve kurumsal işbirliği başlıklarının öne çıktığı belirtiliyor. Türk ve Suriyeli tarafların, ikili ilişkilerin yeniden başlatılması ve stratejik düzeye taşınmasının ortak çıkarlara dayalı önemli fırsat olduğu konusunda görüş birliği içinde olduğu ifade ediliyor.

Şam yönetiminin, Ankara’yı uzun yıllar süren izolasyonun ardından istikrarı destekleyebilecek ve yeniden inşa sürecine katkı sunabilecek bölgesel ortak olarak değerlendirdiği belirtilirken, işbirliğinin özellikle terörle mücadele, mültecilerin geri dönüşü ve sınırların belirlenmesi başlıklarında yoğunlaştığı kaydediliyor. Bu alanların, Suriye’de devletin yeniden inşası ve istikrarın sağlanması açısından temel zemin oluşturduğu aktarılıyor.

Türkiye’nin ise Suriye’yi bölgesel rolü açısından stratejik alan olarak gördüğü belirtilirken, ilişkilerin yalnızca güvenlik değil ekonomik ve kalkınma alanlarını da kapsayacak şekilde genişlediği ifade ediliyor. Buna karşın sınır ve su gibi hassas başlıkların önemini koruduğu ve sürekli koordinasyon gerektirdiği kaydediliyor. İkili anlaşmalar ile ortak komitelerin etkinleştirilmesinin, gerilimin azaltılmasına, istikrarın güçlendirilmesine ve iki ülke arasında daha dengeli işbirliği modelinin oluşturulmasına katkı sağlayabileceği belirtiliyor.

Savunma anlaşmalarıyla güvenlikte yeni dönem

Türkiye ile Suriye arasında ortak savunma anlaşması imzalanmasının, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden şekillendiği süreçte karşılıklı güvenlik kaygılarını ele alabilecek en önemli kurumsal araçlardan biri olduğu belirtiliyor.

Anlaşmanın, Ankara’nın Suriye sahasındaki varlığını güçlendirmesine, bölgesel güvenlik çıkarlarını korumasına ve İsrail’in Suriye’deki müdahalelerine karşı caydırıcılık oluşturmasına katkı sağlayabileceği ifade edilirken, mevcut askeri iş birliğinin ortak savunma anlaşmasına hazırlık niteliği taşıdığı kaydediliyor. 

Suriye’de parlamento sürecinin Nisan 2026’ya kadar devam etmesinin beklendiği belirtilirken, terörle mücadele, askeri eğitim, siber savunma ve teknik destek alanlarında yürütülen işbirliğinin ülkenin egemenlik yapısının yeniden güçlendirilmesini hedeflediği ifade ediliyor. 

Güvenlik kurumlarının daha kurumsal bir yapıya dönüştürülmesine yönelik çalışmaların ise Suriye’de istikrarın sağlanması açısından önemli adımlar arasında değerlendirildiği kaydediliyor.

2025-2026 döneminde askeri işbirliği mekanizmalarının uygulanmaya başlandığı ifade edilirken, Savunma ve İçişleri bakanlıklarının yapısal kapasitesinin geliştirilmesi ile askeri-güvenlik ekipmanlarının sağlanmasının hedeflendiği kaydediliyor. İşbirliğinin, geçiş sürecindeki Suriye hükümetini destekleyen temel adımlardan biri olduğu belirtiliyor.

Arap Barometresi verilerine göre Suriyelilerin yüzde 74’ünden fazlasının Golan Tepeleri’nin geri dönüşünü içermeyen herhangi bir güvenlik anlaşmasını kabul etmediği, yaklaşık yüzde 70’inin ise İsrail’i işgalci devlet olarak gördüğü için her türlü ilişkiye karşı çıktığı ifade ediliyor.

Türkiye ve Suriye Savunma ve askeri bakanları savunma anlaşmaları imza töreni

İsrail tehdidinin hem Türkiye hem de Suriye açısından en önemli güvenlik meydan okumalarından biri olduğu kaydedilirken, savunma anlaşmalarının Suriye dosyasında kurumsal güvenlik dengesinin yeniden şekillendirilmesine ve Şam- Ankara ilişkilerinin ortak egemenlik anlayışı temelinde yeniden tanımlanmasına katkı sağlayabileceği değerlendiriliyor.

Mülteci dosyası güvenlik ve kalkınma başlıklarını birleştiriyor

Mülteci meselesi, Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerde güvenlik, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla en karmaşık başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Suriyeli mültecilerin geri dönüşü ile güvenlik istikrarının, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden şekillenmesinde temel unsur haline geldiği belirtiliyor.

Türkiye’nin son yıllarda gönüllü geri dönüş kapsamında çeşitli programlar geliştirdiği ifade edilirken, Suriye’de siyasi gerçekliğin değişmesiyle geri dönüş sürecinin hız kazandığı kaydediliyor.

Eylül 2025’e kadar 509 binden fazla Suriyeli mültecinin ülkesine döndüğü, Nisan 2026 itibarıyla ise bu sayının yaklaşık 650 bine ulaştığı belirtilirken, yeni Suriye hükümetinin özellikle Cezire bölgesinin kuzeyi ile Şam ve Halep kırsalında geri dönüşlerin daha dengeli seviyelere ulaştığını açıkladığı aktarılıyor.

Mülteci dosyasının yalnızca güvenlik merkezli değil, ekonomik, sosyal ve insani boyutlarla ele alınması gerektiği ifade edilirken, UNHCR destekli çok taraflı işbirliği mekanizmalarının önem kazandığı kaydediliyor. Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin hibrit veya üçüncü kimlik olarak tanımlanan sosyal yapısının iki ülke arasındaki sosyal ve kurumsal bağları güçlendirebileceği değerlendiriliyor. Güvenli şehirler gibi projelerin toplumsal entegrasyonu da kapsaması gerektiği belirtilirken, mülteci dosyasının Türkiye ile Suriye arasında güvenin yeniden inşası sürecinde önemli başlıklardan biri olduğu ifade ediliyor.

Türkiye - Suriye ilişkilerinde ekonomik entegrasyon ve kurumsal işbirliği süreci

Türkiye ile Suriye arasında yeniden şekillenen ilişkilerde ekonomik entegrasyon ve kurumsal işbirliği modeli öne çıkıyor. Enerji, ticaret, sanayi, yatırım ve altyapı alanlarında geliştirilen ortak mekanizmalarla ilişkilerin yalnızca güvenlik ekseninin ötesine taşınarak ekonomik ve kurumsal işbirliği temelinde yeniden yapılandırılmasının hedeflendiği belirtiliyor.

Bu yaklaşımın, savaş sonrası yeniden inşa süreci, ekonomik istikrarın sağlanması ve bölgesel dengelerin yeniden şekillenmesi açısından önem taşıdığı ifade ediliyor. Son dönemde enerji, ticaret, sanayi ve tarım alanlarında çok sayıda anlaşma ve koordinasyon mekanizmasının gündeme geldiği aktarılırken, Türkiye’nin dijital dönüşüm, sanayi altyapısı ve ticaret alanındaki deneyiminin Suriye ile geliştirilecek ekonomik işbirliğinde önemli rol oynadığı kaydediliyor.

Tarafların 2025 yılı boyunca sanayi, ekonomi ve hükümetler arası koordinasyonu kapsayan kurumsal ortaklık zemini oluşturmayı hedeflediği belirtiliyor. Sürecin eğitim, kapasite geliştirme ve dijital dönüşüm alanlarını da içerdiği aktarılırken, ekonomik ilişkilerin siyasi ve güvenlik alanlarındaki gerilimleri azaltabilecek araçlardan biri olup olmayacağının da değerlendirildiği ifade ediliyor.

Öte yandan Suriye - Türkiye İş Konseyi’nin iki ülke arasındaki ekonomik ve kurumsal işbirliğini güçlendirmesinin beklendiği kaydediliyor. Serbest ticaret anlaşmasının yeniden gündeme geldiği, sınır ticareti ve ihracattaki bazı kısıtlamaların azaltılmasının ekonomik ilişkileri canlandırabileceği ifade ediliyor. Ancak Suriye ekonomisindeki yapısal belirsizliklerin ve üretim kapasitesine ilişkin sorunların sürecin önündeki temel zorluklardan biri olmaya devam ettiği belirtiliyor.

Türkiye ve Suriye Ticaret Bakanları

2025-2026 dönemindeki görüşmelerde bankacılık sistemlerinin entegrasyonu da gündeme gelirken, Ziraat Bankası’nın Suriye’de faaliyet göstermesinin mali güvenin yeniden tesis edilmesi açısından önemli adımlardan biri olarak değerlendirildiği aktarılıyor. Tarafların ayrıca JETCO ekonomik anlaşmasını imzaladığı, anlaşmanın ticaret hacmini artırmayı, yatırımları kolaylaştırmayı, altyapı ve ulaşım projelerini geliştirmeyi ve yeniden imar sürecine katkı sunmayı hedeflediği ifade ediliyor.

Ankara’nın aktif durumdaki yedi sınır kapısını modernize etme çalışmalarının ticaret ve yolcu hareketliliğini artırmayı amaçladığı belirtilirken, Türk ürünlerinin Suriye iç piyasasında yerli üretim üzerinde baskı oluşturabileceği ve ekonomik ortaklığın dengeli şekilde yürütülmesinin önem taşıdığı kaydediliyor.

Suriye’nin yeniden toparlanabilmesi için önümüzdeki 10 yıl içinde yaklaşık 36 milyar dolarlık yatırıma ihtiyaç duyulduğu belirtilirken, konut sektörü hariç yeniden inşa maliyetinin yaklaşık 400 milyar dolara ulaştığı ifade ediliyor.

Enerji, ulaşım ve sağlık alanlarında işbirliği

Türkiye ile Suriye arasında enerji, ulaşım, sağlık ve yeniden imar alanlarında geliştirilen iş birliği mekanizmalarının genişlediği belirtiliyor.

Türkiye’nin Suriye’ye yıllık 2 milyar metreküp doğal gaz sağlamaya başladığı ve bunun elektrik üretimine 1300 megavat ek kapasite kazandırmasının hedeflendiği ifade edilirken, Katar-Türkiye ortaklığıyla Suriye’ye 800 megavat elektrik sağlayacak yüzer enerji gemileri projesinin de gündemde olduğu kaydediliyor.

Halep, Gaziantep ve Kilis arasındaki enerji hatları ile Arap gaz hattının modernizasyon çalışmalarının sürdüğü, Suriye yönetiminin ise Cezire bölgesindeki yaklaşık 900 petrol ve gaz kuyusundaki kontrolünü güçlendirdiği belirtiliyor.

Bölgesel enerji iş birliği kapsamında Azerbaycan’ın da sürece dahil olduğu ifade edilirken, Kilis üzerinden geçen doğal gaz hattındaki tedarik miktarının 3,4 milyon metreküpe ulaştığı aktarılıyor.

Türkiye-Suriye Doğal Gaz Boru Hattı

Türkiye, Suriye ve Ürdün arasında Nisan 2026’da imzalanan ulaşım anlaşmasıyla iki ülke arasında seferlerin yeniden başladığı belirtilirken, tarafların tarihi Hicaz demiryolu hattını yeniden canlandırmak için çalışmalara başladığı kaydediliyor. Sürecin ilerleyen dönemde daha geniş bölgesel enerji ve ulaşım ağına dönüşebileceği değerlendiriliyor.

Sağlık ve yeniden imar alanlarında da işbirliğinin sürdüğü belirtilirken, Türkiye’nin sağlık altyapısı deneyiminin Suriye’de savaş nedeniyle çöken sağlık sisteminin yeniden inşasında örnek model olarak değerlendirildiği ifade ediliyor.

Ülkedeki hastanelerin yarısından fazlasının hizmet dışı kaldığı aktarılırken, yeniden imar çalışmaları kapsamında yaklaşık 1 milyon 150 bin hektarlık enkaz alanının tespit edildiği belirtiliyor. Halep ile Gaziantep arasında kurulan kardeş şehir ilişkisinin ise yerel kalkınma ve altyapının yeniden rehabilitasyonunu hedeflediği kaydediliyor.

Türkiye’nin Suriyeli mültecilerin geri dönüşünü hızlandırmak amacıyla Suriye’de toparlanma sürecinin tamamlanmasını istediği ifade ediliyor.

Suriye - Türkiye ilişkilerinde güven inşası için yeni koordinasyon süreci

Türkiye ile Suriye arasında belirsizliğin azaltılması, ikili ilişkilerin istikrarını güçlendiren temel unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor. Bu kapsamda şeffaflığın artırılması, bilgi paylaşımının geliştirilmesi ve ortak kurumsal işbirliği mekanizmalarının oluşturulmasının önemine dikkat çekiliyor.

Şam ile Ankara arasında güvenlik, diplomasi ve ekonomi alanındaki koordinasyon kanallarının geliştirilmesinin, gerilim ve yanlış anlaşılma ihtimallerini azaltırken karşılıklı güvenin güçlenmesine katkı sağlayabileceği belirtiliyor.

Ayrıca ortak kurum ve mekanizmaların yeniden etkinleştirilmesinin yalnızca koordinasyonu artırmakla sınırlı kalmayacağı, aynı zamanda Türkiye ile Suriye arasında ortak çıkarların yeniden tanımlanmasına ve daha istikrarlı, öngörülebilir bir ilişkinin kurulmasına katkı sunacağı ifade ediliyor.

Suriye - Türkiye ilişkilerinin geleceğinin, iki ülkedeki iç siyasi dönüşümlerin seyriyle doğrudan bağlantılı olmaya devam ettiği değerlendiriliyor. İkili ilişkilerin büyük ölçüde hükümetler, siyasi yaklaşımlar ve güvenlik öncelikleri üzerinden şekillendirildiği, kurumsal yapılar arasındaki farklılıkların ise ilişkilerin sürdürülebilirliği üzerinde belirleyici rol oynadığı belirtiliyor.

Türkiye’nin daha işlevsel ve kurumsallaşmış devlet yapısına sahip olmasına karşılık, Suriye’de merkezi güvenlik mekanizmalarının ön planda tutulmasının ilişkilerde yapısal bir dengesizlik oluşturduğu ifade ediliyor. Bu durumun, siyasi söylem ve çıkarların değişmesi halinde ilişkilerin uzun vadeli istikrarını etkileyebileceği kaydediliyor.

Düşünce kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum örgütleri gibi gayriresmî diplomasi kanalları aracılığıyla iki toplum arasındaki iletişimin güçlendirildiği belirtiliyor. Mülteciler, sınır ticareti ve insani işbirliği başlıklarında yürütülen ortak girişimlerle karşılıklı güvenin artırılmasına katkı sunulduğu ifade edilirken, medya platformları ve sosyal medya etkileşimleri üzerinden daha dengeli anlatıların oluşturulmasının desteklendiği aktarılıyor.

Bununla birlikte güvenlik ve istihbarat mekanizmaları aracılığıyla sınır istikrarının korunmasının ve ortak risklerin yönetilmesinin sürdürüldüğü belirtiliyor. Terörle mücadele, sınır güvenliği ve kaçakçılığın önlenmesi alanlarında geliştirilen koordinasyonun zamanla daha kurumsal bir yapıya dönüştürülebileceği ifade edilirken, bu sürecin Şam ile Ankara arasında siyasi güvenin güçlendirilmesine ve daha istikrarlı ilişkilerin kurulmasına katkı sağlayabileceği değerlendiriliyor.

Sonuç

Tüm bu değerlendirmeler ışığında Suriye’deki geçiş süreci, Suriye - Türkiye ilişkilerinin güvenlik merkezli geçici yaklaşımların ötesine taşınarak daha sürdürülebilir ve kurumsal bir zeminde yeniden şekillenmesi açısından önemli fırsat olarak öne çıkıyor.

Sonuç olarak Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geleceği, güvenlik krizlerinin yönetiminin ötesine geçilerek karşılıklı çıkarlara dayalı stratejik ortaklık modelinin ne ölçüde geliştirilebildiğine ve tarafların bölgesel değişimlere uyum sağlayabilecek sürdürülebilir işbirliği mekanizmaları oluşturup oluşturmayacağına bağlı olmaya devam ediyor.

 

Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi  (Alaraby)