İsrail, Nil Havzası Ülkeleriyle Mısır'ı Kuşatıyor
04.09.2026 - 15:22 | Son Güncellenme: 04.09.2026 - 15:27
Kitap, Nil su krizini İsrail'in rolü ekseninde ele alıyor ve temel bir tezden hareket ediyor: İsrail'in Afrika'daki varlığı, salt diplomatik ilişkiler ya da dağınık ekonomik anlaşmalardan ibaret olmayan, yumuşak güç araçlarına dayalı kapsamlı bir nüfuz ağı üzerinden şekilleniyor. Araştırmacı bu tezi, Sudan, Etiyopya, Kenya, Uganda, Tanzanya, Eritre, Ruanda, Burundi ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ni kapsayan politikalar bütünü üzerinden işliyor. Söz konusu politikalar; ekonomik yardımları, eğitim misyonlarını, tarımsal ve sınai know-how transferini, teknoloji ve sağlık hizmetleri projelerini, askeri iş birliğini ve silah ticaretini, ayrıca yükselen Afrikalı siyasetçilerle kurulan ilişkileri kapsıyor. Buna ek olarak kitap, Moşe Farji'nin "İsrail ve Güney Sudan Kurtuluş Hareketi" (2003) adlı eserinde ortaya koyduğu "uçları çek, sonra kes" stratejisini de irdeliyor. Bu stratejinin özü, azınlıklar arasında etnik gerilimleri körükleyerek ayrılık taleplerini olgunlaştırmaktır. Ata, İsrail'in Güney Sudan'ın kuzeyden kopuşunu pekiştirme çabalarını bu çerçevede değerlendiriyor; Farji'ye göre bu çaba, İsrail'in Sudan'ı Mısır'a karşı bir baskı kozu olarak kullanmasının, özellikle de 1929 Nil Suları Anlaşması bağlamında, bir parçasıdır.
Kitap, politikaların kendisinin ötesinde İsrail'in Afrika'daki hedeflerini de tartışıyor. Bu hedefler özünde iki eksen etrafında şekilleniyor: Bir yanda Mısır ve Sudan üzerinde baskı oluşturmak, öte yanda İsrail'in Sina'daki su projeleri aracılığıyla Nil sularından yararlanmasına zemin hazırlamak. Ata ayrıca tüm bunların, Mısır'ın Afrika'daki nüfuzunu çevreleme ve bu nüfuzun gerilemesinden yararlanma çabalarıyla eş zamanlı ilerlediğine dikkat çekiyor; zira İsrail'in Afrika ülkeleriyle kurduğu ilişkilerin büyük bölümü Camp David Anlaşması'nın ardından inşa edildi. Araştırmacı, Peres'in "Yeni Orta Doğu" (1993) adlı kitabına da başvuruyor; bu eser, İsrail'in su meselesindeki düşüncesini teorik bir çerçeveye oturtarak servet yeniden dağılımı felsefesi üzerinden, İsrail ile bölge ülkeleri arasındaki anlaşmalara su kaynakları iş birliğine ilişkin hükümler eklenmesi yoluyla somutlaştırıyor.
Kitap, sempozyumlardan, akademik eserlerden ve basından derlenen çok sayıda İsrail kaynağına yer veriyor. Bu kaynakların büyük çoğunluğu ortak bir noktada buluşuyor: Mısır'ın Nil konusundaki "aşırı hassasiyeti" ve bu meselenin Mısır için "varoluşsal" bir nitelik taşıması. İsrail'in, Nil'in Mısır'ın tarımsal ve ekonomik yaşamındaki belirleyici rolüne dair bu farkındalığı, özellikle yukarı havza ülkelerinde baraj inşasını destekleme bağlamında politikalarını yönlendiriyor; bu da İsrail'in Etiyopya'daki varlığını bir tür "geleceği planlama" girişimine dönüştürüyor. Kitap, araştırmacının bu alandaki birikiminin bir halkasını oluşturuyor: Ata'nın daha önce "İsrail Nil'de" (2010) ve "İsrail'in Afrika ve Nil'deki Emelleri" (2016) adlı eserleri yayımlanmıştı.