İran-İsrail Lübnan Gerilimi: Cepheler Birleşiyor mu, Dosyalar Ayrılıyor mu?
12.06.2026 - 11:29 | Son Güncellenme: 12.06.2026 - 11:59
İran ve İsrail, 8 Haziran 2026’da karşılıklı saldırılar düzenledi. Bu, 8 Nisan 2026’da yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana iki ülke arasındaki ilk doğrudan karşılaşma oldu. Gerilim, İsrail’in 7 Haziran’da Beyrut’un güney banliyösünde, Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü bir karargahı hedef alan saldırısıyla başladı. Bu saldırı, İsrail’in iki yılı aşkın süredir Lübnan’a yönelik sürdürdüğü saldırıların bir parçası olarak gerçekleşti. Oysa Lübnan, Washington ile Tahran arasında imzalanan ateşkes anlaşmasına dahil edilmişti. Bu durum, ABD arabuluculuğunda Washington’da Lübnan ile İsrail arasında yürütülen doğrudan görüşmelerde varılan anlaşmada da teyit edilmişti.
İran daha önce, İsrail’in Beyrut’un güney banliyösünü hedef alması halinde askeri olarak müdahil olacağı tehdidinde bulunmuştu. Bunun üzerine İran, İsrail’e doğru birkaç dalga füze fırlattı. İsrail ise buna karşı saldırılarla yanıt verdi. ABD’nin devreye girmesiyle çatışmalar kısa sürede durdu. Washington, Tahran ile yürütülen müzakere sürecinin zarar görmesinden endişe ediyordu. Ancak bu süreç, ABD-İran müzakereleri ile Lübnan’daki savaş hattının birbirinden ayrılmasının ne kadar zor olduğunu bir kez daha gösterdi. İsrail bu ayrımı kalıcı hale getirmeye çalışırken, Tahran buna karşı çıkıyor.
Dahiyeyi merkeze alan gerilimin arka planı
28 Şubat 2026’da İran’a karşı başlatılan ABD-İsrail savaşının başlamasından iki gün sonra Hizbullah savaşa dahil olma kararı aldı.
Savaşın ilk saatlerinde İran dini lideri Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey güvenlik ve askeri yardımcısı öldürülmüştü. Hizbullah, bir yandan İran’a destek vermek, diğer yandan da 27 Kasım 2024’te Gazze’ye destek savaşı kapsamında ilan edilen ateşkesin ardından İsrail’in dayattığı dengeleri değiştirmek için bu adımı attı.
Söz konusu ateşkese bağlılık tek taraflı kalmıştı. İsrail, sonraki 15 ay boyunca Hizbullah mensuplarını ve saha komutanlarını hedef almayı sürdürdü. Hizbullah ise bu saldırılara karşılık vermedi. Ancak Hizbullah o dönemde, 2 Mart 2026’da Hayfa ve çevresine doğru füze ve insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırının Ayetullah Ali Hamaney’in intikamı ve Lübnan ile halkının savunulması amacıyla yapıldığını açıkça duyurdu. Ayrıca bu saldırının, İsrail’in önceki 15 ay boyunca Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi nedeniyle meşru bir savunma yanıtı olduğunu belirtti.
Gözden Kaçmasın
İran savaşı sırasında İsrail’le yaşanan çatışmayı farklı kılan unsur, İran ile Hizbullah arasındaki füze saldırılarında görülen yüksek düzeyde koordinasyon oldu. Bu nedenle İran, 8 Nisan 2026’da ilan edilen ateşkes anlaşmasının Lübnan’daki savaşı da kapsamasında ısrar etti. Ancak İsrail, İran’ın Lübnan sahasını Tahran-Washington müzakereleriyle ilişkilendirme girişimlerini reddetti.
İsrail, İran’ın bu hamlesini boşa çıkarmak için Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un 9 Mart 2026’da sunduğu bir öneriyi yeniden gündeme aldı. Bu öneri, kapsamlı bir ateşkes ilanını herhangi bir çözümün temel girişi olarak görüyordu. Öneriye göre İsrail güçleri Lübnan topraklarından çekilecek, Lübnan ordusu uluslararası sınır boyunca yeniden konuşlanacak, böylece devletin güneyde otorite kurmasının yolu açılacak ve devlet dışı silah meselesi ele alınacaktı. Buna karşılık Lübnan, kalıcı güvenlik düzenlemelerine varmak ve iki taraf arasındaki çatışma halini sona erdirmek için uluslararası himaye altında İsrail’le doğrudan müzakerelere girecekti.
Ancak İsrail o dönemde Aoun’un teklifini görmezden geldi. Bunun yerine Hizbullah’ın askeri kapasitesini ortadan kaldırma hedefiyle savaşı sürdürmekte ısrar etti.
İran’ın Lübnan’ın ateşkes anlaşmasına dahil edilmesi yönündeki ısrarı ve Hizbullah’ın güneydeki çatışmalarda ortaya koyduğu yüksek savaş kabiliyeti, ABD ve İsrail’i Aoun’un Lübnan ile İsrail arasında doğrudan müzakerelerin başlatılması önerisine ilişkin tutumlarını değiştirmeye itti. Amaç, Lübnan’daki savaş hattını İran’dan ayırmak ve Lübnan ordusunu Hizbullah’ın silahsızlandırılması sürecinde tam bir ortak haline getirecek bir barış anlaşması imzalamaktı.
İsrail, ABD’nin 16 Nisan’da iki taraf arasındaki ilk müzakere turu sırasında ilan ettiği ateşkese uymadı. Güneydeki köy ve beldeleri bombalamayı, halkı yerinden etmeyi sürdürdü. 16 Nisan 2026’dan bu yana Lübnan’a yaklaşık 3 bin 500 hava saldırısı düzenledi. Buna yüzlerce patlatma operasyonu da eklendi.
Buna rağmen Lübnan ile İsrail arasındaki müzakereler devam etti. Washington’da 14 ve 23 Nisan 2026’da, 14-15 Mayıs’ta ve 2-3 Haziran 2026’da dört tur görüşme yapıldı. Ayrıca 29 Mayıs’ta ABD Savunma Bakanlığı binası Pentagon’da Lübnan ile İsrail arasında güvenlik görüşmeleri gerçekleştirildi. Dördüncü müzakere turu, ateşkesin uygulanmasına yönelik bir “yol haritası” üzerinde uzlaşıldığının açıklanmasıyla sona erdi. Ancak Hizbullah bu yol haritasını reddetti. Çünkü metin güneyi kapsamıyor ve Dahiyeyi kuzeydeki İsrail yerleşimlerine karşılık gelen bir denkleme dönüştürmeye çalışıyordu.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi de İsrail’e güneyde hareket serbestliği sağlayan bu denklemin yerleşmesine yardımcı olmaya çalıştı. Washington, İsrail’in Beyrut’a geniş çaplı saldırılar düzenleme planını durdurduğunu öne sürdü. İsrail bu planı, Hizbullah’ın kuzeydeki yerleşimlere yönelik roket saldırılarını sürdürmesine karşılık olarak hazırlamıştı.
Trump, İsrail’in Beyrut’u hedef almayacağına dair bir taahhüt içeren kısmi bir ateşkes ilan etti. Buna karşılık Hizbullah’ın İsrail tarafındaki sınır kasabalarına saldırıları durdurması isteniyordu. Trump’ın bu açıklaması, Netanyahu’nun orduya Beyrut’un güney banliyösünü bombalama talimatı vermesinden saatler sonra geldi. Bu talimat, bölge halkının kitlesel şekilde yerinden edilmesine yol açtı.
Daha önceki bazı mutabakatlarda bu banliyö çatışmaların dışında tutulmuş olsa da İsrail, istediği zaman burayı hedef almaya devam etti. Son İran-İsrail gerilimine yol açan saldırıdan önce Dahiyeye yönelik son saldırı 28 Mayıs’ta gerçekleşmişti. İsrail savaş uçakları Beyrut’a saldırı düzenlemiş ve Hizbullah’ın füze birimi komutanını hedef almıştı.
İran’ın Lübnan cephesine dahil olması
Hizbullah, 2-3 Haziran 2026’da Washington’da Lübnanlı, İsrailli ve Amerikalı yetkililerin katıldığı dördüncü müzakere turunda varılan anlaşma metnini reddedince İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırılarının hızı arttı. Bu saldırılar, onlarca köyde yaşayan sivillerin yerinden edilmesine yol açtı.
Hizbullah’ın son ateşkes anlaşmasını reddetmesinin nedeni, anlaşmanın Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılarını durdurmasına bağlanmasıydı. Ayrıca metin, Litani Nehri’nin güneyindeki bölgenin Hizbullah unsurlarından arındırılmasını istiyordu. Buna karşılık kapsamlı ve derhal uygulanacak bir çatışmaların durdurulması maddesi içermiyor, İsrail’in güneydeki askeri hareket serbestliğine açık sınırlamalar getirmiyordu.
İran, Lübnan’daki ateşkesi Washington ile yürütülen müzakere sürecinin bir parçası haline getirmeye çalıştı. İsrail saldırılarının hız kazanmasıyla İran’ın pozisyonu daha da zorlaştı. Çünkü Hizbullah İsrail’le savaşa İran’a destek için girmişti. Buna karşın İran, Lübnan’ı da kapsayan ancak sahada uygulanmayan bir ateşkes anlaşması yapmıştı. Bu durum Lübnan’ı İsrail saldırıları karşısında yalnız bıraktı ve İran’ı, Hizbullah destekçileri dahil olmak üzere sert eleştirilerin hedefi haline getirdi.
Bunun sonucunda İran’ın tutumu aşamalı olarak Lübnan’daki çatışmaya daha fazla dahil olma yönünde gelişti. Netanyahu’nun Beyrut’un güney banliyösünü bombalama tehdidinin ardından İran Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaptı. Açıklamada, Lübnan’daki ateşkesin savaşı bitirmeye yönelik herhangi bir anlaşmanın parçası olduğu vurgulandı.
Netanyahu, Hizbullah’ın Kuzey İsrail’de düzenlediği insansız hava aracı saldırılarına karşılık Beyrut’taki Hizbullah noktalarını hedef almakla tehdit ettiğinde İran da ABD ile barış görüşmelerini durdurma ve İsrail’e saldırıları yeniden başlatma tehdidinde bulundu. Ancak İran’la diplomatik sürecin devam etmesine önem veren Trump, Hürmüz Boğazı’nın açılmasını ve ardından İran’ın nükleer programına ilişkin konularda uzlaşıya geçilmesini öngören bir anlaşma arayışındaydı. Bu nedenle Trump, Netanyahu’ya baskı yaparak Beyrut’u bombalama tehditlerini durdurmasını istedi.
Buna rağmen İsrail, 7 Haziran 2026’da Beyrut’un güney banliyösüne saldırı düzenledi. İsrail bu saldırıya gerekçe olarak Lübnan’dan kuzeydeki yerleşimlere doğru iki mühimmat atılmasını gösterdi. Ancak Hizbullah bu saldırının sorumluluğunu üstlenmedi.
İsrail saldırısı, İran’ı Dahiyenin hedef alınması halinde İsrail’e karşılık vereceğine dair tehditlerinin ciddiyeti konusunda bir “sınav anı” ile karşı karşıya bıraktı. İsrail, Dahiyeyi hedef alma niyetini Washington’a bildirdiğini öne sürdü. Ancak Washington, kendisiyle herhangi bir koordinasyon yapıldığı iddiasını hızla reddetti. Trump, İsrail’in Beyrut’taki Hizbullah hedeflerine yönelik son saldırılarının ABD ile koordine edilmediğini açıkladı.
Bununla birlikte Trump, Washington’ın İsrail’in Hizbullah saldırılarına karşı kendini savunma hakkını desteklediğini söyledi. Ayrıca Beyrut’ta Hizbullah’a karşı cerrahi ve nokta atışı saldırıları desteklediğini ifade etti. Trump bunu, Netanyahu’ya Beyrut’a yönelik geniş çaplı bir İsrail saldırısını kabul etmeyeceğini bildirdikten sonra dile getirdi.
İran ise Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi aracılığıyla, İsrail’in Lübnan’daki adımlarının ABD’nin bilgisi ve onayıyla ya da bunlar olmadan atılmış olmasının sonucu değiştirmediğini belirtti. Bekayi’ye göre bu adımlar diplomatik süreci baltalamayı amaçlıyordu. İran ayrıca, Washington’ın 8 Nisan 2026’da imzalanan ateşkes anlaşmasının tarafı olarak bu anlaşmaya yönelik her türlü ihlalden doğrudan sorumlu olduğunu vurguladı. Buna İsrail’e atfedilen saldırılar da dahildi.
Husilerin İsrail-İran gerilimine hızlı şekilde dahil olması, Trump üzerindeki gerilimi kontrol altına alma baskısını artırdı. Husiler, İsrail’in İran saldırılarına karşılık vermesinin hemen ardından Kızıldeniz’de İsrail deniz trafiğini durdurmak için harekete geçeceklerini duyurdu. Ayrıca ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana İsrail’e yönelik ilk füze saldırısının sorumluluğunu üstlendiklerini açıkladı.
Bu adımlar, küresel ticaret ve enerji hatları üzerindeki baskının genişleyebileceğini gösterdi. Çünkü dünyanın en önemli iki deniz geçişinden biri olan Hürmüz Boğazı ile Babülmendep Boğazı doğrudan etkilenebilirdi. Bunun sonucunda gerilim dalgası uzun sürmedi. Karşılıklı füze saldırılarının başlamasından bir günden kısa süre sonra İsrail ve İran saldırıların durduğunu açıkladı. Bu karar, Trump’ın iki tarafa yaptığı ve derhal ateşi durdurma çağrısının ardından geldi.
Cephelerin birliği mi, dosyaların ayrılması mı?
ABD son çatışma dalgasını hızla kontrol altına almaya çalışsa da İran ve İsrail gerilimin yeniden tırmanabileceğine dair açık kapı bıraktı. İran, İsrail’in Lübnan’ı hedef almayı sürdürmesi halinde saldırılarını yeniden başlatacağını duyurdu. İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Komutanlığı, yani Hatemü’l Enbiya Karargahı, yaptığı açıklamada “Güney Lübnan dahil olmak üzere saldırıların ve düşmanca eylemlerin devam etmesi halinde daha sert ve daha yıkıcı bir yanıt verileceği” uyarısında bulundu.
Buna karşılık İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Kuzey İsrail’in yeni saldırılara maruz kalması halinde İsrail’in Beyrut’un güney banliyösündeki Hizbullah kalesini yeniden hedef alacağını açıkladı. Katz, İran’ın Lübnan ile İran’ı birbirine bağlama ve İsrail’i hedef alma yönündeki herhangi bir girişiminin çok büyük bir güçle karşılık bulacağını söyledi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da İran’ın gelecekte düzenleyebileceği herhangi bir saldırıya güçlü şekilde karşılık verme sözü verdi.
Lübnan konusunda İran ve İsrail’den gelen açıklamalar, her iki tarafın da yeni angajman kuralları dayatma konusunda ısrarcı olduğunu gösterdi. İran bir kez daha cephelerin birliği ilkesine bağlı olduğunu ve İsrail’in Beyrut’un güney banliyösünü yeniden hedef alması halinde tekrar devreye gireceğini vurguladı. İsrail ise İran’a verdiği karşılık üzerinden Lübnan’da yeni bir gerçeklik kurmaya çalıştı. Bu gerçeklikte Dahiye, kuzeydeki İsrail yerleşimlerinin karşısına konuluyor; çatışma bütünüyle Lübnan toprakları içinde tutuluyor ve İsrail iç cephesi bu karşılaşmanın dışında bırakılıyor.
İran’ın Washington ile yapılacak herhangi bir anlaşmada Lübnan’a yönelik saldırıların durdurulmasını öncelikli başlıklardan biri haline getirmeye çalıştığı artık açık görünüyor. Bunun nedenleri daha önce belirtilen siyasi ve askeri hesaplarla bağlantılı. Buna karşılık İsrail’in güneydeki saldırıları, Sur kenti gibi bütün şehirleri kapsayacak şekilde devam ediyor. İsrail ayrıca Nebatiye’ye doğru ilerleme ve hatta Beyrut’un güney banliyösünü vurma tehdidini tekrarlıyor.
ABD politikasının ise büyük olasılıkla iki hedef arasında denge kurmaya çalışmayı sürdüreceği görülüyor. Washington bir yandan İran’la müzakere sürecini başarıya ulaştırmak istiyor. Öte yandan İsrail’e Lübnan’da Hizbullah’a karşı hareket serbestliği tanımayı ve Lübnan’a, İbrahim Anlaşmaları adı verilen süreç kapsamında İsrail’le barış anlaşması imzalaması için baskı yapmayı sürdürüyor.
Sonuç
İran ile İsrail arasındaki son karşılıklı saldırı dalgası önemli bir gelişme oldu. Bu önem yalnızca askeri boyutundan değil, aynı zamanda Lübnan’ın bölgesel müzakere denklemindeki yerine ilişkin siyasi mesajlarından da kaynaklandı.
Bu saldırılar, İran açısından müttefiklerini, özellikle de Hizbullah’ı rahatlatma girişimi niteliği taşıyordu. Hizbullah destekçileri arasında, İran’ın kendisini destekleme konusundaki bağlılığına dair sorular artmıştı. Çünkü Hizbullah, ABD-İsrail saldırısı karşısında İran’a destek vermek için savaşa girmişti. Bu nedenle İran’ın yanıtı, müttefiklerinin, özellikle Hizbullah’ın yalnız olmadığını ve Washington’la yürütülen görüşmelerin onların aleyhine olmayacağını gösterme çabası olarak öne çıktı.
Buna karşılık İsrail’in verdiği yanıtlar, Lübnan’daki saldırgan uygulamalarını Tahran-Washington müzakere sürecinden ayırma konusunda net bir ısrar ortaya koydu. İsrail ayrıca Güney Lübnan’da elini serbest bırakacak yeni bir denklem kurmaya çalıştı. Buna Dahiyenin kuzeydeki İsrail yerleşimlerine karşılık gelen bir denklem haline getirilmesi de eklendi. Oysa önceki denklem, İsrail ile Hizbullah arasında sınırsız bir karşılaşma üzerine kuruluydu.
İran ve Hizbullah, güneyin ateşkes dışında bırakılmasını reddederek ve İsrail’in bu hattı bölgesel müzakere denkleminden çıkarmaya dönük girişimlerini boşa çıkarmaya çalışarak bu denklemi kırmaya çalıştı. Ancak İsrail saldırılarını durmaksızın sürdürdü. Buna karşılık Lübnan hükümetiyle müzakereler devam etti ve Lübnan hükümeti bu şartlar altında müzakere etmeyi kabul etti.
Son gerilim turu kesin bir stratejik dönüşüm yaratmadı. Daha çok tarafları, önceki duruma yakın bir aşamaya geri taşıdı. İran, Lübnan dosyası ile ABD-İran mutabakatları arasında tam bir bağlantı kurmayı başaramadı. İsrail de bu iki başlığı nihai biçimde birbirinden ayıramadı.
Bu nedenle durum kırılgan ve patlamaya açık kalmaya devam edecek. Lübnan ise önümüzdeki dönemde İran ile ABD ve İsrail arasındaki müzakere ve çatışmanın kaderini belirleyen başlıca alanlardan biri olmayı sürdürecek.
Kaynakça: Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi (Alaraby)