BM’nin 2797 Sayılı Kararı: Batı Sahra’nın Geleceği ve Arka Plan

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 31 Ekim 2025’te aldığı 2797 sayılı kararla Batı Sahra için Fas egemenliği altında “gerçek özerklik” seçeneğini müzakere sürecinin ana unsurlarından biri olarak ortaya koydu ve MINURSO’nun görev süresini bir yıl uzattı. ABD tarafından hazırlanan ve 11 oyla kabul edilen karar, Fas’ın 2007’de sunduğu özerklik planına verilen uluslararası desteği kayda geçiriyor
Fokus+
BM Güvenlik Konseyi’nin 2797 Sayılı Kararı Arka Planı ve Batı Sahra’nın Geleceğine Etkileri

14.11.2025 - 14:24  |  Son Güncellenme:  14.11.2025 - 16:08

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 31 Ekim 2025 tarihli oturumunda, Batı Sahra bölgesine gerçek bir özerklik verilmesinin ve bunun Fas egemenliği altında uygulanmasının yaklaşık elli yıldır devam eden ihtilaf için en etkili çözüm olabileceğini belirten 2797 sayılı kararı kabul etti. Karar, ilgili tarafları bu temel üzerinden müzakere sürecine girmeye teşvik ederken, Fas’ın 2007 yılında BM’ye sunduğu özerklik planına desteğini de açık biçimde vurgulamaktadır. Söz konusu karar, Amerika Birleşik Devletleri’nin girişimiyle hazırlanmış ve Konsey’in 15 üyesinden 11’inin desteğiyle kabul edilmiştir. Rusya, Çin ve Pakistan çekimser kalmış, Cezayir ise oylamaya katılmamıştır. Karar, aynı zamanda Batı Sahra’daki BM Barış Gücü (MINURSO) misyonunun görev süresini bir yıl daha uzatmıştır.

Bu karar, Batı Sahra meselesinde kayda değer bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir; zira uluslararası tutumun, uzun yıllar savunulan self-determinasyon referandumunu esas alan çözüm arayışından özerklik planını kabul eden uluslararası bir çerçeveye dönüşmekte olduğunu göstermektedir.

1. Tarihsel Arka Plan

Batı Sahra sorunu, Afrika kıtasındaki en karmaşık ve uzun süreli ihtilaflardan biridir. Tarihsel adıyla Sakiye el-Hamra ve Vadü’z-Zeheb, 1884–1975 yılları arasında İspanya tarafından sömürgeleştirildi. 1963 yılında BM, bölgeyi “özerk olmayan topraklar” listesine, “İspanyol Sahrası” adıyla dahil etti.

1975 yılında Uluslararası Adalet Divanı, Batı Sahra ile Fas veya Moritanya arasında “egemenlik ilişkisi bulunduğuna dair herhangi bir bağın tespit edilemediğini” belirten danışma görüşünü yayımladı; ancak aynı zamanda Sahra halkının self-determinasyon hakkını teyit etti.

Bu görüşün hemen ardından Fas, bölge üzerindeki egemenlik iddiasını göstermek amacıyla Yeşil Yürüyüşü düzenledi. 14 Kasım 1975’te İspanya, Madrid Anlaşması ile bölgenin idaresini Fas ve Moritanya arasında paylaştırdı.

Polisario Cephesi militanları

 Şubat 1976’da İspanya’nın resmen çekilmesinin ardından Polisario Cephesi, “Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti”ni ilan etti ve bu durum Fas ile Moritanya arasında silahlı çatışmalara yol açtı. 1979’da Moritanya çekildi, Fas ise bölgenin büyük kısmını kontrolü altına aldı.

1991’de taraflar ateşkese vararak BM’nin MINURSO misyonunu kurdular. Görev, bölge halkının kaderini belirleyecek bir referandumu organize etmekti; ancak seçmen listeleri üzerindeki anlaşmazlıklar sebebiyle süreç tıkandı. Böylece misyonun fiilî görevi ateşkesi izlemeye dönüştü ve sorun “donmuş bir ihtilaf” niteliği kazandı.

2. 2797 Sayılı Karara Giden Süreç

Son beş yılda uluslararası tutumda önemli değişimler yaşandı. Aralık 2020’de ABD’nin, Fas’ın İsrail ile Abraham Anlaşmaları kapsamında normalleşmesi karşılığında Batı Sahra üzerindeki Fas egemenliğini tanıması bu dönüşümün en kritik adımı oldu. Ardından Almanya, İspanya ve İngiltere gibi Avrupa devletleri Fas’ın özerklik planına destek vermeye başladılar. Fransa zaten uzun süredir bu pozisyonu savunmaktaydı.

Kasım 2020’de Polisario, Fas’ın El-Guerguerat bölgesinde ateşkesi ihlal ettiğini öne sürerek yeniden silahlı mücadele başlattı. Bu durum, özellikle Cezayir’in 2021’de Fas ile diplomatik ilişkileri kesmesiyle birlikte, bölgesel gerilimi artırdı.

BM Genel Sekreteri’nin kişisel temsilcisi Staffan de Mistura’nın girişimlerine rağmen siyasi süreç ilerlemedi. Mistura’nın 30 Eylül 2025 tarihli raporunda, “siyasi çözüm yönünde hiçbir ilerleme kaydedilemediği” belirtildi ve MINURSO’nun görevinin 2026 sonuna kadar uzatılması önerildi. Bu rapor, 2797 sayılı kararın temel dayanaklarından biri oldu.

3. Karar Metni Üzerindeki Müzakereler

ABD, 22 Ekim 2025’te kararın ilk taslağını üyelere sundu. Taslak, özellikle Fas’ın özerklik planını “en ciddi, güvenilir ve gerçekçi çözüm” olarak nitelemesi nedeniyle Cezayir ve bazı üye devletler tarafından “taraflı” bulundu. Ayrıca MINURSO’nun görev süresinin yalnızca üç ay uzatılması önerisi de tepki çekti.

Bunun üzerine ABD taslakta değişiklikler yaptı: görev süresi altı aya çıkarıldı ve destek ifadesi “çoğu devlet” şeklinde yumuşatıldı. Ancak Cezayir, Polisario’nun alternatif önerisine de atıf yapılmasını talep etti.

İkinci taslakta özerklik planını öven ifade tamamen çıkarıldı fakat özerklik yine de müzakerelerin temeli olarak korundu. Cezayir bu taslağı da yetersiz bularak Konsey’de sessizliği bozdu.

Sonuçta ABD, 30 Ekim’de üçüncü ve nihai taslağı sundu. Bu metinde:

  • MINURSO’nun görevi bir yıl uzatıldı.
  • Fas’ın özerklik planına ilişkin ifade “birçok üyenin destek verdiği bir temel” şeklinde yeniden formüle edildi.
  • “Gerçek özerklik” (genuine autonomy) ifadesi, uygulanabilir çözüm seçeneklerinden biri olarak tanımlandı.

Bu versiyon, önceki taslaklara göre daha dengeli görüldü ve mutabakat oluştu.

4. Kararın İçeriği

2797 sayılı karar:

  • Tarafları, “BM Şartı’nın ilkelerine uygun, adil, kalıcı ve taraflarca kabul edilebilir siyasi bir çözüm için iyi niyetli müzakerelere” çağırmaktadır.
  • “Self-determinasyon ilkesini” açıkça zikretmekte, ancak aynı zamanda Fas’ın özerklik planının “çok sayıda devlet tarafından çözüm için uygun temel olarak desteklendiğini” belirtmektedir.
  • “Gerçek özerkliğin” uygulanabilir çözüm seçeneklerinden biri olabileceğini ifade etmektedir.
  • MINURSO’nun görev süresini bir yıl uzatarak misyonun varlık gerekçesini korumaktadır.

Bu hükümler, çözümün ne referandumu tamamen dışlayan ne de özerkliği tek seçenek haline getiren bir denge üzerinde kurulduğunu göstermektedir.

5. Başlıca Tarafların Tutumları

1. Fas

Fas, kararı açık bir diplomatik zafer olarak nitelendirmiştir. Kral VI. Muhammed, kararın “Sahra’nın Fas’a aidiyetini pekiştiren yeni bir aşama” olduğunu belirterek özerklik planını güncellenmiş haliyle BM’ye “tek müzakere zemini” olarak sunacağını açıklamıştır.

Ayrıca Cezayir’e “doğrudan ve kardeşçe diyalog” çağrısı yapmış, Tinduf kamplarındaki Sahralıları Fas’a dönmeye davet etmiştir.

2. Polisario Cephesi

Polisario, MINURSO’nun görev süresinin uzatılmasını olumlu karşılamakla birlikte, özerklik temelinde yürütülecek herhangi bir süreci kesin bir dille reddetmiş ve bunun “Fas işgaline meşruiyet kazandırma girişimi” olduğunu savunmuştur.

Bununla birlikte, karar sonrasında yaptığı açıklamalarda sert bir ton kullanarak “nihai çözümün belirleyicisinin Sahra halkı ve kurtuluş ordusu” olduğunu vurgulamıştır. Bu, gelecekte ateşkesin bozulması ihtimalinin tamamen ortadan kalkmadığını göstermektedir.

3. Cezayir

Cezayir, taslak üzerindeki değişikliklerde etkili olmuş fakat nihai oylamaya katılmamıştır. Oylamaya katılmama gerekçeleri:

  1. Kabul oyu vermek, özerklik planının zımnen onaylanması anlamına gelecekti.
  2. Ret oyu vermek, MINURSO’nun uzatılmasına karşı olmak demekti.
  3. Ret oyu aynı zamanda ABD ile doğrudan karşı karşıya gelmek anlamına geliyordu.

Cezayir bayrağı

Dolayısıyla Cezayir “çekimser bile olmama” stratejisini tercih etti.

6. Uluslararası Tutumlar

ABD’nin karar üzerindeki etkisi belirgindir. Washington:

  • Kuzey Afrika ve Sahel’de istikrarı kendi ulusal çıkarları açısından kritik görmektedir.
  • Fas ile stratejik ortaklığını güçlendirmek istemektedir.
  • 2020 Abraham Anlaşmaları çerçevesindeki taahhütlerini yerine getirmektedir.
  • Başkan Trump’ın “zor dosyaları çözen lider” imajını pekiştirmek istemektedir.

Rusya ve Çin ise taslağın özerklik planını tek seçenek gibi göstermesinden rahatsız olmuş, ancak süreci veto edecek ölçüde önem atfetmemişlerdir. Bunun nedeni:

  • Bölge dosyasının onlar için tali bir öneme sahip olması,
  • Batı ile gerilim tırmandırmak istememeleri,
  • Afrika’daki ekonomik çıkarlarını koruma isteğidir.

Pakistan da tarihsel olarak Keşmir meselesi nedeniyle aynı çizgide yer almıştır.

Rusya’nın tutumunda ayrıca son yıllarda Cezayir ile ilişkilerde yaşanan soğuma da etkili olmuştur.

Sonuç

2797 sayılı karar, Batı Sahra ihtilafının seyrinde önemli bir dönemeçtir. Güvenlik Konseyi’nin söylemi, self-determinasyon referandumu talebinden Fas’ın özerklik planını merkeze alan bir yaklaşım doğrultusunda değişmiştir. Bu durum Fas için diplomatik bir kazanım anlamına gelirken, Polisario cephesinin uluslararası desteğinin giderek azalmasına yol açmaktadır.

Bununla birlikte, BM’nin önündeki süreç zorlu olacaktır. Taraflar arasında etkili bir müzakere mekanizması kurulması, ateşkesin korunması ve nihai bir çözüm için gerekli siyasi iradenin üretilmesi kolay değildir. ABD’nin, Polisario üzerinde baskı kurarak müzakerelere yapıcı biçimde katılımını sağlamaya çalışması beklenmektedir.