“Barış Konseyi” ve Gazze’nin Savaş Sonrası Geleceği

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne Mayıs 2026’da sunulan “Barış Konseyi” raporu, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü ihlallere yaklaşımı nedeniyle tartışmalara yol açtı. Raporda İsrail’in suikastlar ve öldürme operasyonlarını sürdürmesi, askerî genişleme faaliyetleri ve Gazze’ye yönelik ablukayı ağırlaştırmasına rağmen Tel Aviv yönetimine doğrudan sorumluluk yüklenmedi. Bazı ihlallerin “ciddi” olduğu belirtilmesine karşın İsrail’in günlük saldırıları ve sahadaki uygulamalarına ilişkin açık bir yaptırım ya da sorumluluk vurgusuna yer verilmedi.
-baris-konseyi-ve-gazze-nin-savas-sonrasi-gelecegi.png

02.06.2026 - 15:02  |  Son Güncellenme:  04.06.2026 - 14:54

Konseyin yeniden inşa sürecini Filistinli grupların silahsızlandırılması şartına bağlaması ise Gazze’nin savaş sonrası geleceğinin İsrail’in güvenlik vizyonuna göre şekillendirilmeye çalışıldığı yönündeki değerlendirmeleri artırdı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 15 Ocak 2026’da resmen duyurduğu konseyin BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu ilk raporda, ateşkesin “yedi ay boyunca büyük ölçüde korunduğu” ifade edildi. Buna rağmen konseyin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, 13 Mayıs’ta yaptığı açıklamada ateşkes anlaşmasının temel maddelerinde “kayda değer ilerleme sağlanamadığını” kabul etti.

Daha dikkat çekici olan ise Mladenov’un, anlaşmanın uygulanması ve yeniden inşa sürecinin başlamasını Filistinli grupların silahsızlandırılması şartına bağlayarak sürecin tıkanmasından Hamas’ı sorumlu tutması oldu. Mladenov’un Kahire’de Hamas ile yürütülen görüşmeler sırasında, önerilerinin kabul edilmemesi hâlinde “müzakere ettiği tarafların bedel ödeyeceği” yönünde doğrudan tehditlerde bulunduğu da aktarıldı.

Tüm bu gelişmeler, “Barış Konseyi”nin kuruluş amacı ve rolüne ilişkin temel soruları yeniden gündeme getirdi. Konseyin, İsrail’in Gazze’deki günlük ihlallerini ve uzun vadeli siyasi-güvenlik düzenlemeleri kapsamında bölgedeki kontrolünü yeniden tesis etme girişimlerini durduramaması dikkat çekti.

“Barış Konseyi” ve ateşkes sonrası dönemin yönetimi

“Barış Konseyi”nin kurulması, Gazze Şeridi’nde savaş sonrası dönemin siyasi ve güvenlik yapısını yeniden düzenleme girişimiyle bağlantılı oldu. ABD, İsrail’in savaş sırasında ulaşamadığı hedefleri uluslararası bir çatı altında hayata geçirmek amacıyla bu yapıyı destekledi.

Konsey, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Kasım 2025’te kabul ettiği 2803 sayılı kararla kuruldu. Trump, konseyi Gazze’nin yeniden inşasını ve geçiş sürecini yönetecek uluslararası geçiş yapısı olarak duyurdu.

Konsey bünyesinde “Gazze Yönetim Ulusal Komitesi”, “Gazze Yürütme Konseyi” ve “Uluslararası İstikrar Gücü” de yer aldı. Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’a finans koordinasyonu ve “ertesi gün” düzenlemelerinin denetimine ilişkin yetkiler verildi.

Ancak konseyin çalışma süreci, önceliğinin Gazze’deki siyasi ve güvenlik yapısını İsrail’in vizyonuna uygun biçimde yeniden düzenlemek olduğunu ortaya koydu. Konsey, yeniden inşa, sivil yönetim ve insani yardım süreçlerini Filistin direnişinin silahsızlandırılmasıyla ilişkilendirdi.

Bu yaklaşım, Konsey Yürütme Kurulu Üyesi Tony Blair’in 28 Nisan 2026’da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı sunumda açık biçimde görüldü. Blair, Gazze’ye yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını Filistin direnişinin silahsızlandırılması şartına bağladı ve Hamas’ın mevcut yapısıyla Gazze yönetiminde doğrudan ya da dolaylı hiçbir rol üstlenemeyeceğini söyledi.

İzzeddin el-Kassam Tugayları

Konseyin Mayıs 2026’da sunduğu raporda da yeniden inşa sürecinin ancak “Hamas ve Gazze’deki tüm silahlı grupların tamamen silahsızlandırılmasından” sonra başlayabileceği belirtildi. Raporda bu durum, “planın diğer tüm unsurlarını mümkün kılan belirleyici değişken” olarak tanımlandı.

Hamas ise bu yaklaşımı “kartların yeniden karılması yönünde şüpheli bir girişim” olarak değerlendirdi ve konseyin fiilen İsrail’in şartlarını ve güvenlik önceliklerini benimsediğini savundu.

Bu durum özellikle “Gazze Yönetim Ulusal Komitesi” konusunda belirgin hâle geldi. Filistinli teknokratlardan oluşan komite, geçiş döneminde Gazze’nin yönetimi ile yardım, yeniden inşa ve insani yardım çalışmalarını yürütmek amacıyla kuruldu.

Komitenin ateşkes düzenlemeleri kapsamında Filistinli gruplar ve Filistin yönetimi tarafından kabul edilmesine rağmen Gazze’ye girişine izin verilmedi.

Komite Başkanı Ali Şaat, 30 Nisan’da Mladenov aracılığıyla Gazze’ye giriş konusunda ön onay aldıklarını ve göreve başlamaya hazır olduklarını açıkladı ancak bu gerçekleşmedi. Hamas, konseyin kendisini Gazze yönetimine bağlı kalmakla suçlayan açıklamalarını reddederek yönetimi ulusal komiteye devretmeye hazır olduğunu defalarca duyurduğunu ve komitenin Gazze’de çalışmasının İsrail tarafından engellendiğini belirtti.

Hamas ayrıca İsrail’in konsey nezdinde geniş hareket alanına sahip olduğunu savundu. Bu durum, konseyin yardım, yeniden inşa ve yönetim süreçlerini de İsrail’in siyasi ve güvenlik vizyonuyla ilişkilendirdiğini ortaya koydu.

Tüm bunlar, ateşkes sonrasında İsrail’in Gazze’deki saha kontrolünü genişletmesiyle aynı dönemde yaşandı.

İsrail ordusu, Gazze içindeki “sarı çizgi” olarak bilinen kontrol hattını batıya doğru genişletti ve en az 32 kalıcı ya da uzun süreli askerî nokta oluşturdu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail’in Gazze’nin yarısından fazlasını kontrol ettiğini belirterek, “Artık yalnızca yüzde 50 değil, yüzde 60’ı kontrol ediyoruz.” dedi.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi, Ekim 2024 ile Ocak 2026 arasında tampon bölgelerde aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 167 Filistinlinin öldürüldüğünü belgeledi. Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü ise İsrail’in genişleme politikasının su kaynakları ve sağlık tesislerini hedef aldığını açıkladı. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) da 127 tesisinin İsrail koordinasyonu olmadan erişilemeyen bölgelerde kaldığını duyurdu.

Bu durumun, İsrail’in ateşkesi Gazze’deki güvenlik yapısını yeniden şekillendirmek için kullandığını gösterdiği değerlendirmesi yapıldı. Konseyin ise bu dönüşüme siyasi ve idari destek sağladığı belirtildi.

Süreç, konseyin finansman yapısına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi. ABD’nin, İsrail tarafından alıkonulan Filistin vergi gelirlerinin bir bölümünün “Barış Konseyi”ne aktarılmasını değerlendirdiği belirtildi.

Konseyin, üye ülkelerin taahhüt ettiği 17 milyar dolarlık finansmanın yalnızca küçük bir kısmını sağlayabildiği ifade edildi. Bu durumun, savaş sonrası siyasi ve güvenlik düzenlemelerinin maliyetinin Filistinlilere yüklenmesi anlamına geldiği ve İsrail’e Filistin mali kaynakları üzerinde dolaylı etki alanı sağladığı değerlendirmesi yapıldı.

İki yıllık soykırım savaşının sonuçları

Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin Nisan 2026’da yayımladığı Gazze’ye ilişkin hızlı zarar ve ihtiyaç değerlendirme raporu, İsrail’in yürüttüğü savaşın modern tarihin en yıkıcı insani ve fiziksel felaketlerinden birine yol açtığını ortaya koydu.

Rapora göre savaşta 71 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti, 171 bin kişi yaralandı. Enkaz altında kalan binlerce kişinin ise hâlâ kayıp olduğu belirtildi.

Savaş nedeniyle 1,9 milyondan fazla Filistinli defalarca yer değiştirmek zorunda kaldı. Yaklaşık 1,2 milyon kişi evini kaybetti ve bu rakamın Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ına karşılık geldiği ifade edildi.

İsrail saldırılarının yol açtığı doğrudan hasarın 35,2 milyar dolar, ekonomik kayıpların ise 22,7 milyar dolar olduğu belirtildi. Yeniden inşa ve toparlanma maliyetinin yaklaşık 71,4 milyar dolara ulaştığı kaydedildi.

Savaş nedeniyle hastanelerin yarısından fazlası ve birinci basamak sağlık merkezlerinin yüzde 62’si hizmet dışı kaldı. Yaklaşık 728 bin Filistinli çocuk ve genç, eğitimden mahrum kaldı. Tarım altyapısının yüzde 95’inden fazlası tahrip edilirken tarım arazilerinin yüzde 96’sı zarar gördü ya da kullanılamaz hâle geldi.

Devam eden abluka nedeniyle 1,6 milyon Filistinlinin ciddi gıda kriziyle karşı karşıya olduğu belirtildi. Raporda Gazze ekonomisinin çöküş noktasına geldiği ve reel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 83 küçüldüğü ifade edildi. İstihdam oranının ise yalnızca yüzde 9,3 seviyesine gerilediği kaydedildi.

Birleşmiş Milletler verilerine göre bu tablo, Gazze’de yaklaşık 77 yıllık insani gelişimin kaybedildiğini gösteriyor ve savaşın yaşam koşullarını neredeyse tamamen çökerttiği değerlendiriliyor.

Ateşkes sonrası Gazze

Donald Trump’ın 9 Ekim 2025’te Gazze’de savaşın durdurulmasına yönelik anlaşmaya varıldığını duyurmasına rağmen süreç fiilen yalnızca ilk aşamadaki esir takası ve cenaze teslimleriyle sınırlı kaldı.

Filistinli gruplar anlaşmanın bu kısmını uygularken İsrail, “sarı çizginin” gerisine çekilme, insani yardımların düzenli girişine izin verme ve askerî kısıtlamaları hafifletme gibi temel yükümlülüklerini yerine getirmedi.

ABD yönetimi ise Ocak 2026’da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararına dayanan ikinci aşamanın başladığını duyurdu. Bu aşama yeniden inşa sürecini ve “ertesi gün” düzenlemelerini içeriyordu.

Ancak İsrail, ikinci aşamaya fiilen geçilmesini engellemeyi sürdürdü ve ateşkesi kalıcı olmaktan çok geçici güvenlik düzenlemesi olarak ele aldı.

10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden Mayıs 2026 ortasına kadar geçen sürede yaklaşık 871 Filistinlinin öldürüldüğü, 2562 kişinin yaralandığı belirtildi. Ambulans ve sivil savunma ekipleri farklı bölgelerden 776 cenazeye ulaştı ancak ekipman eksikliği nedeniyle başka cenazelerin çıkarılamadığı ifade edildi.

Bu rakamların, ateşkes ilanına rağmen İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını sürdürdüğünü ortaya koyduğu belirtildi.

İsrail’in ateşkes sürecinde Filistin direniş gruplarının saha komutanlarına yönelik suikastlarını da sürdürdüğü ifade edildi. Öldürülen isimler arasında, Muhammed Sinvar’ın ardından İzzeddin el-Kassam Tugayları Genelkurmay Başkanlığı görevini üstlenen İzzeddin el-Haddad’ın da bulunduğu kaydedildi.

İsrail’in ayrıca Kassam Tugayları Operasyon Birimi Komutanı Raid Saad, askerî istihbarat birimi operasyon sorumlusu İyad Şenbari, Merkez Bölge Tugayı Komutan Yardımcısı Muhammed el-Huli ile birlikte çok sayıda saha komutanını öldürdüğü belirtildi.

Gazze’deki hükûmet medya ofisi, 10 Ekim 2025 ile 10 Nisan 2026 arasında İsrail’in ateşkesi 2400’den fazla kez ihlal ettiğini duyurdu. İhlaller arasında 1109 hava saldırısı ve bombardıman ile sivilleri hedef alan 921 silahlı saldırının bulunduğu belirtildi. İhlallerin arasında yerinden edilen Filistinlilerin toplandığı alanlar, polis unsurları, gazeteciler, yardım çalışanları ve Gazze kıyısındaki balıkçıların hedef alınmasının da bulunduğu ifade edildi.

İsrail’in insani yardımlar, yakıt ve tıbbi malzeme girişine yönelik kısıtlamaları sürdürmesi nedeniyle Gazze’deki insani krizin devam ettiği belirtildi.

İsrail’in ABD ile birlikte İran’a karşı başlattığı savaşın ardından 28 Şubat 2026’da Gazze’ye açılan sınır kapılarının kapatıldığı ve haftalık yardım kamyonu sayısının ortalama 4200’den 590’a düştüğü kaydedildi.

Mart 2026’da Kerem Şalom Sınır Kapısı’nın kısmen yeniden açılmasına rağmen yardımların hâlâ ihtiyaçların çok altında kaldığı belirtildi. Nisan ayında ulaştırılan gıda yardımlarının yalnızca temel günlük ihtiyaçların yüzde 75’ini karşılayabildiği ifade edildi. Gazze’de nüfusun yüzde 68’inin yemek pişirmek için çöp yakmak zorunda kaldığı kaydedildi.

Sağlık sisteminin ağır kriz içinde olduğu belirtilirken yalnızca 19 hastanenin kısmen hizmet verebildiği ifade edildi. Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre 1400’den fazla hasta tıbbi tahliye beklerken hayatını kaybetti. Aralarında 4000 çocuğun bulunduğu 18500’den fazla kişinin hâlâ Gazze dışında tedavi beklediği belirtildi.

Bu durumun, İsrail’in abluka ve insani kısıtlamaları Gazze halkı üzerinde baskı aracı olarak kullanmayı sürdürdüğünü, bunun aynı zamanda nüfusu göçe zorlayan koşulları derinleştirdiğini gösterdiği ifade edildi.

Sonuç

“Barış Konseyi”nin yeniden inşa, insani yardım ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini Filistin direnişinin silahsızlandırılması şartına bağlayan yaklaşımının, Gazze’nin geleceğini İsrail’in güvenlik ve siyasi vizyonuna göre şekillendirmeyi amaçladığı değerlendiriliyor.

Konseyin Mart 2026 sonunda Hamas’a sunduğu planda, sekiz ay içinde tünellerin imha edilmesi ve silahların teslim edilmesi karşılığında yeniden inşa sürecinin başlatılması ve İsrail güçlerinin Gazze’den çekilmesi önerildi. Ancak planda Filistin devletine ya da işgalin sona erdirilmesine ilişkin herhangi bir ifadeye yer verilmedi.

Bu durumun, yeniden inşa ve insani yardım süreçlerinin siyasi ve güvenlik baskı aracı olarak kullanıldığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdiği ifade edildi.

ABD ile “Barış Konseyi”nin Hamas’ın kontrolü dışında kalan bölgelerde “alternatif plan” üzerinde çalıştığı, bu kapsamda Filistinli teknokrat komitenin ve Uluslararası İstikrar Gücü’nün belirli bölgelerde görevlendirilmesinin tartışıldığı belirtildi.

Bu yaklaşımın, Gazze’yi siyasi ve güvenlik açısından yeniden bölmeyi hedefleyen uzun vadeli bir stratejinin parçası olduğu, aynı zamanda İsrail’in savaş sırasında tam olarak ulaşamadığı hedefleri siyasi ve idari yollarla hayata geçirme girişimi olarak değerlendirildiği ifade ediliyor.

Kaynak: Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi  (Alaraby)